CHP Milletvekili İlhan Kesici'den çarpıcı tespitler
banner121

ABD Başkanı Joe Biden'in 1915'teki olayları 'soykırım' olarak nitelemesiyle başlayan tartışmalarla ilgili görüşlerini ifade eden Kesici, tarihi vesikalara bakıldığında soykırım iddialarını kanıtlayacak bir durumun olmadığını söyledi.

Kesici'nin konuşmalarından öne meydana çıkan başlıklar şöyle:

'1985'de Amerika'da Washington Times ve New York Times'te iki bildiri var. Bu fazla önemli. "Temsilciler Meclisi'nin üyelerinin dikkatine" diyor. Orada diyor oysa; önünüzde Ermeni karar tasarısı var. Altında 69 imza var. Fazla bilinen isimler var. Bizim Halil İnalcık, Kemal Karpat var. Bernard Lewis var. 1998 yılında Lewis'e devlet nişanı verdik. Yabancıya verilen birincil törendir bu. Bu 69 insan dünya çapında en ileri gelen tarihçiler. Bunu meydana getiren Türk halk bürokrasisi. Şükrü Elekdağ uzun yıllar Washington Büyükelçiliği yapmıştı. Bu tarihte Turgut Özal. Bunlar çok minik bir bütçeyle, 1,5 - 2 milyonluk bütçeyle yapıldı. Ondan sonradan bu adamlar tacize uğradılar. Bernard Lewis'i Fransa'da mahkemeye verdiler. 1993-98 arasında Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ve bizler elden gelen desteği verdik.

KOÇARYAN SON ANDA 'KATILMIYORUZ' DEDİ

Ana hadisenin çıktığı yer Rus Harbi. Aşağıda Kahramanmaraş'ta Fransa var. Ermeni komitacıları Rus üniformaları ile Doğu'da savaştılar. Güneyde Fransız üniformaları ile çarpıştılar. Amerikan konsoloslukları milim milim her kilometrenin aşağı kaç ot var onları bilirler. İngiliz, Rus, Fransa arşivleri var. Şükrü Elekdağ'ın 2005 yılında Deniz Baykal Bey CHP Genel Başkanı, Recep Tayyip Erdoğan Bey AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan, Abdullah Gül Bey, Dışişleri Bakanı. Birtakım toplantılar yapılmış. Neticede Baykal ile Erdoğan Bey karşılıklı basın toplantısı yaptılar. Müşterek Tarih Komisyonu kurulmasına, Ermenistan'la bütün ilişkilerimizin bunun civarda iyileştirilmesine dair bir hitabe. Şükrü Bey, TBMM'de çıktı ve konuştu. Ermenistan Başbakanı Koçaryan durdu durdu sonradan 'Bu Ortak Tarih Komisyonu'na katılmıyoruz' dedi.

"SAVAŞ DIŞINDAKİ ERMENİLERİN HİÇBİRİ TEHCİRE TABİ OLMADI"

Bu gazetede deniyor ama, 'Siz yasama organısınız. Bu işe heveslenirseniz Amerikan demokrasisinin, yasama düzeninin kredibilitesini düşürmüş olursunuz'. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi? Ama Türkiye'de gazeteci arkadaşımız, az bir tarih aydın, '1915 Ermeni soykırım' diyor. Bu bizim için zuldür. Biz bunu kabul etmeyiz. Soykırım lafı 1948'de BM'de tanımı ve tarifi yapılan bir ifade. 1948'den önceki olayı soykırım, jenosid diye tarif etmek yanlıştır. 24 Nisan tehcirin günü yok. Tehcirin tarihi 27 Mayıs 1915. Kasım 1915'de bitti. En sonunda Mart 1916'da bitti. 6 aylık bir mekanizma. Savaş dışındaki Ermenilerden hiçbiri tehcire ast tutulmadı.

"HINÇAK VE TAŞNAK ÖRGÜTLERİ PKK GİBİYDİ"

Biz doğu cephesindeki tüm askerlerimizi Çanakkale'ye getirdik. Dünyanın en büyük donanmaları Çanakkale'ye geldi. Onun için Rus sınırı umrumuzda olmadı bizim. Aynı anda Suriye, Filistin, Yemen cephesi var. İsmet Paşa Yemen'de o tarihlerde. Orası sahipsiz kaldı, Ruslarla Ermeniler birleştiler. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi. Gerçekte imparatorluğunun belini kıran savaş. O harbin sonunda Ermenilerle ilgili Berlin'de vilayet-i sitte, yani 6 vilayet Van, Sivas, Erzurum, Diyarbakır, Bitlis'ten Ermenilere atama edilmiş gibi sayılabilecek bir şey. Biz Sarıkamış cephesini de boşaltınca Ruslarla işbirliği yaptılar. Bizim bir hâl tarzı yapmamız lazımdı. Hınçak ve Taşnak komiteleri var. Aynı bugün PKK gibi bir şey. PKK'nın Ermeni versiyonu, biraz daha beteri. Bunların İstanbul'da koskocoman bir cephane deposu var. 240 Hınçak ve Taşnak önde gelenini tutakladık. Sonra sürüldüler. sonradan peyderpey özgür bırakıldılar.

"TÜRKLERİN KATLİAM YAPTIĞINA DAİR BİR ŞEY BULAMADILAR"

Tehcirde halk en üstün özelliklerle taşındılar. Çeteler, eşkıyalar da var. Başlıca Ermenilerin kutladıkları Hınçak ve Taşnak teşkilatlarının basıldığı gün. Ermeniler muhakkak fazla artı bezginlik çektiler. Savaş bitti, İngilizler derhal İstanbul'da tehcir ve Ermeni katliamı diyelim biz ona, Divan-ı Harbi Örfi'yi kurdular. Harp mahkemesi. Ermenilere kötü davranma mahkemesi gibi de düşünebiliriz. O mahkemeye Ziya Gökalp'i çıkardılar. Gökalp 'Bu bir ortak mukateledir' dedi. Bu mahkemeden idam kararları çıktı. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey idam edildi. Topladıkları önde gelen İttihatçıları Malta'ya götürdüler. Malta'daki mahkemelerinden bir şey çıkmadı. İngilizler Malta'da soykırım, bilinçli toplu cinayet yaptıklarına dair bir şey bulamadı.

"MERKEZ BANKASI CILIZ BİR ŞEKİLDE 2017 PROTOKOLÜ DEDİ"

Ben Türkiye'nin Merkez Bankası çıkıp, konuşmalıdır dedim. Hükümet cenahından tek bir satır konuşulmadı. O zamana dek hiç kimsenin aklına gelmeyen, telaffuz deha etmediği bir şey söyledim, Define ve Maliye Bakanı'nın konuşması gerektiğini söyledim. Ana lafın büyümesi, bizim astığımız pankartlar civarında 10 birim bilindiyse, benim konuşmamın istismar edilen videolarından sonradan 100 bini konuşulur oldu. Merkez Bankası Başkanı ertesi günü konuşmak zorunda kaldı. O Kadar dikey, aslanlar gibi bir hitabe edası görmedim. Merkez Bankası konuşmasından '2017 yılında bir protoklü Merkez Bankası, Hazine Bakanlığı' diye kuvvetsiz bir ses çıktı. Bundan 2 gün daha sonra Lütfi Elvan konuşmak zorunda kaldı. O da 2017 protokolü dedi ve 2018 lafı geçer gibi oldu. Millet bankalarının lafı geçer gibi oldu. O araya Nurettin Canikli girdi. İyi yetişmiş bir insan olarak kabul edebiliriz. Bir yorumlama yaptı. Bunu en son sayın Cumhurbaşkanı AK Parti Grubu'nda benden de bahsederek konuştu.

"MERKEZ BANKASI DÖVİZ ALIP DÖVİZ SATMAZ"

Ben konuştuktan sonra da bakan konuşmasıyla Türkiye kamuoyun bu 2017 protokolünden farkında olan mıydı? Devlet katı hariç hiç kimse bilmiyor. dahası 2018 çıktı.2019 da var. Derhal benim zannım, sayın Cumhurbaşkanının da söylediklerini topladıktan daha sonra galiba Merkez Bankası rezerv yönetimini Hazine'ye devreder gibi olmuş 2017 protokolüyle, fakat belli başlı neler yapılacak bölümü 2018 ve 2019 protokolleriyle olmuş. Hazine halk bankaları marifetiyle bu işi yapmış. Merkez Bankası döviz satmaz. Bankalar topladıkları dövizi Merkez Bankası'na koyarlar. Sonra devlet borç alır rezerve koyar. Merkez Bankası bir tek petrol ve enerji ithalatçılarına döviz devretmek durumunda kalır. Rezervin önemi şu; her iş kötüye gidebilir, Türkiye'ye rezerv gelişleri daralabilir, o tür hallerde acele ihtiyaçlarımızı karşılamak durumundadır. Döviz orada durur. Bu rakamlar Merkez Bankası bilançosuna Afrika'dan da ABD'den de bakılırsa görülür.

"AMERİKA BÜTÜN PARA TRANSFERLERİNİ BİLİR"

128'in 'şuraya, buraya gitti' diyerek dağılımı yanlış işler olmuştur. Çok değerli bir parayı veriyoruz; doları, karşılığında Türk lirası alıyoruz. Türk Lirası'nın senyoral devletlerin basma hakkı var. Onun da usülü erkanı var. Niye Türk Lirası karşılğında dolar satayım ben? Şu Anda zannediliyor ki Define başka halk bankaları marifetiyle mi verdi? Onu bilmiyoruz. O süre verilirse bu dövizlerin satılacağını bilen insanlar var orada. Bunlar alım satım yapabilirler. Biz bilmeyiz ama kim bilir? Amerika bilir. 10 bin dolar üzerindeki her para hareketini Amerika takip eder. 10 bin 1 dolar bir yere para aktarma ettiysen Amerika o işleri bilir. Ben bu kayıplar bu devlette vardır diyorum.

"CARİ AÇIĞA GİDEN MİKTAR HELALİ HOŞ OLSUN"

Bu devletin kayıtlarında bunlar vardır fakat biz bilmiyoruz. Fakat sayın Cumhurbaşkanına bu kayıtlardan birileri çıkarıp özetleme yapmış olmalı ama, 'Ben size söyleyeyim nereye gitti, 50 milyar dolar filan yere, 30 milyar dolar filan yere gitti' dedi. Bunu sayın Cumhurbaşkanı'na kayıtlardan çıkarıp, verenler var. Fakat onun dışarıda hiç kimse bilmiyor. Bunun bir tek akılcı denilebilecek formülü, cari işlemler açığımız var. Bu 40 milyar dolar helali güzel olsun, anlaşılabilir bir şeydir. Cari işlemi kapatmak için. Fakat şirketlerinin döviz pozisyonlarının düzeltilmesi Merkez Bankası'nın görevi olabilir mi? İşte burada bunu bilenler, bilmeyenler faslı giriyor işin içine. Para buharlaşamaz, kıymetli bir varlığı bizim işimize yaramayacak olan bir varlıkla değiştirmiş oluyoruz.

"TOPLAM İHRACATIN YARISI DEK AÇIK VEREN BİR EKONOMİ"

İhracattan yürüyelim. Ticaret Bakanımız, Idareli işlerden sorumlu bakanlarımız, ara sıra Hazine ve Maliye Bakanlarımızdan 'Çin'i geçtik' diye telaffuz edenler oldu. Buna her dakika bakılmaz. Buna takvim bakılır. AK Parti'yi de 20 yıllığa çevirelim, performansına bakalım. İhracat 2.3 trilyon dolarlık ihracat yapmışız. İyi yok mi? 18 yılın toplamı. bir de ithalat yapmışız. 3.4 trilyon dolar. 3.4 trilyon dolar mülk almışız karşılığında 2.3 trilyon dolar mülk satmışız. Toplam ihracatın yarısı dek açık veren bir ekonomi. Buradan bak dünyanın en fena ekonomisi. Bunu en başından itibaren söyleyerek geliyorum. Bu aynı zamanda kazanmadığımız bir parayı harcadığımız anlamına geliyor. 18 yıldır birikmiş döviz açığı hiç kazanmadığımız bir paranın harcanması seslenmek. Borçlandık o vakit. IMF'ye olan borcumuz 23 milyar dolardı. Devletin borcu 87 milyar dolardı. Bu 2002 rakamı. Onun 2020 rakamı 187 milyar dolar. 87 milyar dolardan 187'ye çıkardın ama 76 milyar dolar da bunun içinden para sattın diyebiliriz. Bu işin devlet bölümü. Bu tür kritik zamanlarda yalnızca devlet borcu olmaz. Özel sektörün borcu da devlet borcudur. 200 milyar dolar da özel sektörün borcu artmış. AK Parti döneminde 100 milyar dolar devletin borcu artmış, özel sektörümüzde 200 milyar dolar borç artmış.

"EKONOMİ BU DURUMDA OLDUĞU İÇİN O DEĞİŞİKLİKLER OLUYOR"

Hane halkı borcu diye senin benim borcum var. Onun büyüklüğünü göstermek bakımından yılları itibariyle dolara çevirdim. 2002 sonunda hane halkının TL cinsinden dolar cinsinden 4 milyar dolar imiş, derhal 104 milyar dolar olmuş. 18 yılda kimsesiz devlet 100 milyar dolar ek borç borçlanmış, özel sektör 200 milyar dolar, haneler de 100 milyar dolar borçlanmış. İster Merkez Bankası'nın rezervlerinin eritilmesi olsun, ister Define ve Maliye Bakanları değişikliği olsun tümü bu yüzden. Yani onlar değiştiği için bu tablo ortaya çıkmıyor. Bu tablo yüzünden onlar değişiyor.

"BU İŞİ BİLEN ADAMLAR TOPLULUĞU GEREKİYOR"

Bir bütçe konuşmasında 'kış geliyor' dedim. Her kıştan sonra bahar olmaz, 'kara kış olur' dedim. Bu öncü göstergeler var ya. Perşembenin gelişi Çarşambadan kesin. 2020 kışında 'nükleer kış' dedim. Ve sonrası depresyon. Sayın Kılıçdaroğlu kullandı bunu. Daha ağır ve kalıcı kriz. Şimdi önlem alınmaz, bu meslek düzene konulmaz ise buhrana dönüşür. Bunun kötümserlik, iyimserlikle ilgisi değil. Bu rakamlardan çıkalibilir mi? Muhakkak çıkılır. Bunun için ne lâzım? Para gerekli. Türkiye'de para var mı? Mevduat hesapları belli. 250 milyar dolar civarında oturmuş insanların vadeli hesap var. Öbürü Türk Lirası cinsinden var. Bu parayı kullanabilecek sanayici; yani müteşebbisimiz var mı? Türkiye'de var. 2.3 trilyon dolarlık ihracatı yapan bizim insanlarımız. Dünyaya daha düzenli eğitimli görmüş olan genç cins var mı? Var. Acilen bizim işsizlik rakamları havalarda uçuşuyor. Üniversite mezunu genç işsiz 1,5 milyon. Sıfır katma layık yaratıyor. Lise ve meslek lisesi mezunları da 1 milyon. Bu 2,5 milyon insan işgücüne girmiş olsa bizim verimliliğimiz minimum yüzde 10 artar. Demek fakat genç, iyi yetişmiş işgücümüz, müteşebbisimiz var. Dünyanın boyunca meslek yapan insanlarımız var. Para, anapara, insan, işgücü var. Geriye bu işleri bilen adamlar topluluğu kalıyor. En sıcacık zamanlardan geldik, biz bu işin üstesinden geliriz.'

Kaynak: www.sacitaslan.com URL: https://www.sacitaslan.com/chp-milletvekili-ilhan-kesiciden-carpici-tespitler-haberi-532236
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.