Abese Suresi 3. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Abese Suresi 3. ayeti ne anlatıyor? Abese Suresi 3. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Abese Suresi 3. Ayetinin Arapçası:

وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ

Abese Suresi 3. Ayetinin Meali (Anlamı):

Nereden biliyorsun, şayet o senden öğrenecekleriyle temizlenip arınacaktı?

Abese Suresi 3. Ayetinin Tefsiri:

İslâmı tebliğde dikkat edilmesi gereken esasların fazla tesirli bir üslupla beyân edildiği bu âyet-i kerîmelerin iniş sebebi olarak şöyle bir hâdise nakledilir:

Bir gün Allah Resûlü (s.a.s.), Kureyş’in bazı ileri gelenlerine İslâm’ı anlatmaktaydı. O sırada, yanında daha önceleri müslüman olmuş yer alan kör sahâbî Abdullâh b. Ümm-i Mektûm (r.a.) geldi. Peygamberimiz (s.a.s.)’e, Allah’ın kendisine bildirdiği hakîkatlerden bazı şeyler öğrenmek istediğini söyledi. Lakin görüşmekte olduğu Kureyş ileri gelenlerini iknâ ile meşgul yer alan Efendimiz, onunla gerektiği şekilde ilgilenemedi. İbn Ümm-i Mektûm’un, talebini ısrarla bitmiş etmesi sebebiyle de yüzünü azıcık ekşitti. Bunun üzerine burada sözü edilen itâb-ı ilâhîye mâruz kaldı. Bu âyetin inişinden sonradan Resûl-i Ekrem (s.a.s.) İbn Ümmi Mektûm’a böylece fazla övgü ve ikramlarda bulunmuştur. Hem kendisine rastladığı süre da:

“Merhabâ ey, kendisi hakkında Rabbimin beni itâb ettiği kimse!” buyururdu. (Tirmizî, Tefsir 73; Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 471)

Âyetlerin akışından ve bahsi geçen nüzûl sebebinden, Peygamberimiz (s.a.s.)’in İslâm’ı tebliğ ederken dikkatten kaçırdığı önemli bir husus hakkında uyarı edildiği kavranabilir. O da, beyanname ettiği muhatabın durumudur. Bu bakımdan insanlar iki gruba ayrılır. Bir kısmı dürüst yolu bulabilmek için çalışır, gayret gösterir, koştururlar. Sapıklığa düşmemek için Allah’tan korkarlar. Dolayısıyla hidâyeti bulmak için koşa koşa gelirler. Bir kısmı ise kendilerini Allah’a ve Peygamber’e muhtaç görmezler. Onun için tebliğciyi dinlemeye tenezzül etmezler. Yarı dürüst yolu bulmaya ihtiyaçları yokmuş gibi açık açık inatçı bir tavır alırlar. Bu konuda en minik bir istek taşımazlar. Bu sebeple tebliğci, maksimum alakayı iman etmek için hazırlanmış ve hevesli bulunan kimselere göstermelidir. İsteksiz ve kayıtsız olanlara ise artı vakit ve mesai harcamamalıdır.

İkinci olarak İslâm tebliğcisi, toplumun ileri gelenleri daveti kabul ettikleri takdirde İslâm’ın daha tez yayılacağı gibi bir düşünceye kapılabilir. Bu akıl doğru değildir. Çünkü kendini ihtiyaçsız görenler değil, Allah’tan korkan kimseler bir davetçi için daha mühimdir. Bu kimseler zâhiren yoksul olabilirler. Toplumda laf sahibi olmayabilirler. Görünüşe Göre İslâm davetinin yayılmasına o kadar yardımsever olamayacakları zannedilebilir. Ama tüm bunlara rağmen Allah’a eğlence edenler için en ehemmiyetli kimseler bunlardır. (bk. Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, VII, 39) Çünkü İslâm’ın gayesi insanları ıslah ederek, onları kurtuluşa eriştirmektir. Reel şu ki, oysa böyle İslâm’a teşne halk müziği kendilerine bildiri yapıldığında derhal tebliği kabul etmektedirler. Kendini ihtiyaçsız görebilen kibirlilere gelince, her ne dek zâhiren toplum içinde bir ağırlıkları varsa da, İslâm tebliğcisinin onların peşinden koşmasına gerek yoktur. Çünkü onların İslâm’ı kabule hevesli olmadıkları hallerinden bellidir. Ancak, İslâm’ı kabul etmedikleri takdirde, asıl hasar edenlerin kendileri olduğunu da bilmelidirler:

Abese Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Abese Suresi 3. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/abese-suresi-3-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.