Borçtan Kurtulmak İçin Dua
banner121

İhlas suresi ne süre nazil oldu? İhlas suresi kaç ayet? İhlas suresi ve anlamı nedir? İhlas suresi Arapça ve meali. İhlas suresinin okunuşu, anlamı ve tefsiri.

İhlas suresi, Mekke döneminde nüzul olmuştur. İhlas suresi, 4 âyettir. İhlâs, samimi almak, dine içtenlikle bağlı olmak demektir.

İHLAS SURESİ ARAPÇA

İHLAS SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kul huvallâhu ehad. Allahüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.

İHLAS SURESİ ANLAMI

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

De ama: O Allah birdir. Allah samed (her şey O’na fakir, O kimseye yoksul yok)’dir. O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.

İhlas Suresi Namazlarda Nerelerde Okunur?

İhlas suresi tüm namazlarda kıyamda iken (ayakta) Fatiha suresinden sonra zammı sure olarak okunabilir.

İHLAS SURESİ TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın ismiyle…

1. De ki: O Allah birdir.

Allah Teâlâ birdir, tektir. O, “Baba, Oğul ve Rûhu’1-Kudüs” üçlüsüne inanan hıristiyanların dediği gibi değildir. Yeniden O, çoğu ilâhın varlığına inanan müşriklerin inandığı gibi de değildir.

Allah’ın “bir” olarak vasıflanmasının üç mânası vardır ve her bir Ulu Allah hakkında doğrudur:

O birdir. O’nun yanına ikinci bir ilâh yoktur. Bu, O’nun sayı mânasında “bir” olmadığını açıklama eder. Sahiden bu sûreden niyet, müşriklere bir cevap olarak, Allah’ın ortağı olmadığını bildirmektir.

O tektir, benzeri ve ortağı yoktur. Nitekim, “Falan şahıs, asrında tektir” dendiğinde bu, onun sanki olmadığı anlamına gelir.

Allah birdir; bölünmez, parçalara ayrılmaz.

Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.)’a:

“Tevhidin tam ve hâlis şeklini, özünü bize anlatır mısın?” dediler. Şöyle anlattı:

“Tevhid, kulun sonunun başlangıcına benzemesidir. Bu cisim kalıbına girmeden önce ne şekildeyse, yine böylece olabilmesidir. Tevhid, sûfînin yalnız kaldığı bir makamdır. Tevhid, vatandan ayrılmanın, sonra yaratılma diye bir şeyin iddia konusu olmadığı bir makamdır. Tevhid, savaşların ve cenklerin olmadığı bir makamdır. Tevhid, bilginin ve cehlin geride bırakılıp çıkıldığı bir derecedir. Nihâyet tevhid, tümce mekânın Adalet varlığında değil olduğu ulu bir makamdır.” (Şârânî, Velîler Ansiklopedisi, I, 282)

Kur’ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın birliğinin delillerini anlatır. Bunlar öyle çoktur. Bunlardan şu dört her birine yer tahsis etmek faydalı olacaktır:

Birincisi; “Yaratan, yaratamayan gibi olur mu hiç?” (Nahl 16/17) âyet-i kerîmesinde dile getirilen hakikattir. Bu, yaratma ve meydana getirme delilidir. Ulu Allah, bütün varlıkların yaratıcısıdır. O’nun “yaratma” fiilinin açık havada oluşan hiçbir varlık yoktur. Böyle olunca onlardan herhangi birinin Allah’ın ortağı olması mümkün değildir.

İkincisi; “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan diğer ilâhlar olsaydı, ikisinin de dengesi ve düzeni elbette bozulur giderdi. Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdığı her türlü çirkin vasıflardan uzaktır, yücedir!” (Enbiyâ 21/22) âyetinde beyân edilen gerçektir. Bu, Allah Teâlâ’nın kâinatı büyük bir nizam içinde, sağlam ve özgün yaratmasının delilidir.

Üçüncüsü; “Rasûlüm! De ama: «Faraza, onların iddia ettikleri gibi Allah ile beraber başka ilâhlar olsaydı, bu takdirde o ilâhların tümü, arşın sahibine gelmek için mutlaka bir yol ararlardı»” (İsrâ 17/42) âyetinde açıklanan delildir. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın hâkimiyet ve menfaat delilidir.

Dördüncüsü; “Allah katiyen çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte diğer bir ilâh da yoktur. Eğer olsaydı, o takdirde her bir ilâh kendi yarattıklarını yanına alır ve mutlaka biri diğerine avantaj kurmaya çalışırdı. Allah, onların uydurduğu noksan sıfatlardan temiz ve uzaktır” (Mü’minûn 23/91) âyetinde beyân edilen husustur. Bu da, birden çok ilâh olması halinde münakaşa ve üstün olmaya çalışma ola­cağına dâir delildir.

Bu ve benzeri nice deliller, Allah Teâlâ’nın birliğini ispat eder. O’nun ölümsüz kudretiyle kimsesiz tüm varlığı yaratıp idâre ettiğini açıklar:

2. Her şey o Allah’a muhtaçken O hiçbir şeye muhtaç değildir.

Cenâb-ı Adalet, bu çok büyük işleri yaparken kimseye fakir da değildir. Çünkü O, Samed’dir. اَلصَّمَدُ (Samed), “her hususta kendisine başvurulan, sığınılan, emri ve müsaadesi olmadan hiçbir iş yapılamayan, mutlak itaat edilen olduğu halde; kendisi kimseye fakir olmayan, yemeyen, içmeyen, iç boşluğu olmayan, eksiksiz, gediksiz” demektir. Kemâlin zirvesinde yer alan, padişahlar padişahı anlamına da kazanç. Buna kadar Allah’ın samed oluşu, “var olma bakımından kimseye muhtaç olmayıp, her şeyin varlık ve devamı tamâmen kendisine borçlu olan Vâcibü’l-Vücûd” mânasındadır. Bunun, “kendisinden başkası ibâdet edilmeye lâyık olmayan tek varlık” anlamı da vardır. “Samed”in bir diğer mânası da canlıların ihtiyaçlarını lahza be lahza veren, biriktirmeden ve geciktirmeden veren demektir.

Dolayısıyla Samed sıfatı, Allah’ın Ehad sıfatını açıklarken, bir sonraki âyette beyân edilen vasıflar da Samed sıfatını açıklamaktadır:

3. O, doğurmamış ve doğmamıştır.

Allah, doğurmamıştır, dolayısıyla hiçbir evlat edinmemiştir. O’nun ne oğlu ne de kızı vardır. Allah, bütün kemâl sıfatlarıyla muttasıf olduğu gibi, noksan sıfatlardan da uzaktır. Görüldüğü üzere âyetin bu kısmı, Allah’a evlat nisbet edenlerin hepsini reddeder. Meselâ, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” (bk. Tevbe 9/30) diyen yahudileri; “Mesih Allah’ın oğludur” (bk. Tevbe 9/30) diyen hıristiyanları ve “Melekler Allah’ın kızlarıdır” (bk. Sâffât 37/150, 153, Zuhruf 43/16) iddiasında yer alan Arap müşriklerini reddeder. Yüce Allah, kendisinin çocuğu olmadığını bildirerek bunların hiçbirini kabul etmez.

Allah doğmamıştır da. O, ne bir babanın, ne de bir ananın çocuğu olmuştur. Çünkü doğan her şey sonra olur. Yüce Allah ise kadîm ve ezelîdir, evve­li yoktur. Ne doğmuş olması, ne de bir babasının olması muhtemel değildir. Bu âyetle, ata ve neseple alakalı ne varsa tüm yönleriyle hepsini Yüce Allah’tan nefyeder. Bir sonraki âyette bu hususu izâh eder:

4. Hiçbir şey O’na eşit değildir.

Ne zâtında, ne sıfatlarında, ne de fillerinde, yarattıklarından hiçbiri O’na farklı. Çünkü O, her şeyin yegâne sahibi ve yaratıcısıdır. Şu halde, yarattıklarından, O’nun seviyesine yükselecek ya da yaklaşacak bir güya olması olası değildir. O bundan nihâyetsiz yücedir, uzaktır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“…O’nun yarı gibi hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkiyle işiten, her şeyi hakkiyle görendir.” (Şûrâ 42/11)

İHLAS SURESİ HAKKINDA BİLGİLER

İhlas suresi, Mekke döneminde nüzul olmuştur. İhlas suresi, 4 âyettir. İhlâs, samimi elde etmek, dine içtenlikle bağlanmak demektir. Allah’a bu sûrede anlatıldığı şekilde inanan, tevhit inancını tam anlamıyla benimsemiş ihlâslı bir mü’min olacağı için sûre bu adla anılmaktadır. “İhlâs”, dini hâlis yerine getirmek, şirk bulaşıklarından temizlemek ve sadece Allah’a kulluk etmek demektir. Surenin kaynaklarda saptama edilen yirmiden pozitif ismi vardır. Yaygın isimlerinden biri (Kul hüvellahü ehad)dır. Hem (Samed), (Tevhîd), (Esâs), (Tecrîd), (Necât), (Velâyet), (Mukaşkışe), (Muavvize) isimleriyle de anılır. Mushaf tertîbine tarafından 112, iniş sırasına kadar ise 22. sûredir.

İhlas Suresi Konusu

Cenâb-ı Hakk’ın birliği ve en mühim sıfatları gayet özlü bir şekilde beyân edilir.

İhlas Suresi Ne Vakit ve Nerede Nuzül Olmuştur?

Mushaftaki sıralamada yüz on ikinci, iniş sırasına tarafından yirmi ikinci sûredir. Nâs sûresinden sonradan, Necm sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır. Mekke’de indiğini söyleyenler Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’e gelerek “Bize rabbinin soyunu anlat” dediklerini, bunun üzerine bu sûrenin indiğini gösteren rivayetleri delil getirirler (Müsned, V, 133-134). Medine’de indiğini söyleyenler ise yahudilerle hıristiyanların Hz. Peygamber’e yönelttikleri Allah hakkındaki sorulara bir cevap edinmek üzere Cebrâil’in Hz. Peygamber’e gelip “Kul hüvellahü ehad” sûresini okuduğunu belirten rivayetleri kanıt göstermişlerdir (Taberî, XXX, 221-222; Râzî, XXXII, 175). Ancak sûrenin üslûp ve içeriği Mekke döneminde indiği izlenimini vermektedir.

İhlas Suresi Fazileti

Resûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Canım kudret elinde olan Allah’a ant ederim ki bu sûre Kur’lahza’ın üçte birine denktir.” (Buhârî, Tevhid 1; Müslim, Misâfirîn 259)

Kur’ân-ı Kerîm’in muhtevasını “tevhid ve mârifetullah”, “âhiret bilgisi” ve “içten yol bilgisi” diye üçe ayırırsak, İhlâs sûresi bunların birincisini ele aldığı için, bu yönüyle Kur’an’ın üçte birine eşit olduğu anlaşılabilir.

Resûlullah (s.a.s.) sahâbîlerden birini bir seriyyenin başında kumandan olarak göndermişti. O mübârek sahâbî, arkadaşlarına namaz kıldırıyor, fakat kıraatini her defâsında İhlâs sûresi ile bitiriyordu. Medine-i Münevvere’ye döndüklerinde, durumu Allah Resûlü’ne haber verdiler. Efendimiz:

“–Ona, niçin böyle yaptığını sorun!” buyurdu. Arkadaşları bunun sebebini sorduklarında sahâbî:

“–Bu sûre, Rahmân’ın vasıflarını anlatmaktadır. Bu yüzden, onu okumayı seviyorum.” cevâbını verdi.

Bunu öğrenen Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“–Ona söyleyin, Allah Teâlâ da onu seviyor.” (Buhârî, Tevhîd 1)

Yine Peygamberimiz (s.a.s.), sevdiği için bu sureyi her namazda okuyan bir sahabîye:

“Onu sevmen seni cennete götürür” müjdesini vermiştir. (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 11)

İhlas Suresi Nüzul Sebebi

Müşriklerin, Resûlullah (s.a.s.)’e:

“Rabbinin nesebini söyle” demeleri üstüne Cenâb-ı Yargı, kendini tanıtmak üzere bu sûreyi indirdi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 133-134)

Araplarda bir yabancıyı tanımak istediğinde “Onun nesebi nedir?” diye sormak adetti. Çünkü onlarda bir kimseyi tanımanın birincil şartı, nesebinin ne olduğu ve hangi kabileden geldiğinin açıklanmasıydı. Bu sebeple, Rabbinin kim olduğunu öğrenmek için Peygamber Efendimize de O’nun nesebini sormuşlardı.

Kaynak: kuranvemeali.com

İHLAS SURESİ DİNLE - FATİH ÇOLLAK

İHLAS SURESİ FAZİLETİ NEDİR?

İHLAS SURESİNİN TEFSİRİ

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/ihlas-suresi-anlami-ve-okunusu--ihlas-suresi-arapca-meali.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.