Duhâ Suresi 11. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Duhâ Suresi 11. ayeti ne anlatıyor? Duhâ Suresi 11. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Duhâ Suresi 11. Ayetinin Arapçası:

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

Duhâ Suresi 11. Ayetinin Meali (Anlamı):

Rabbinin her türlü nimetini şükürle lahza ve anlat!

Duhâ Suresi 11. Ayetinin Tefsiri:

Birinci tâlimat yetimlerle alakalıdır. Yetîmi ezmemek; onu çelimsiz görüp küçümseyerek üzmemek istenir. Onun maddeten ve mânen tüm haklarının korunması ve en minik bir hakkının yenmemesi tâlimatı verilir. Çünkü Efendimiz (s.a.s.) yetimliği tatmış ve hakkındaki ilâhî lütfu görmüştü. Yetîm çoğalan, yetîmin hâlinden daha iyi anlar. Bu sebeple öksüzlük zamanında kendi gördüğü ilâhî lütfu, ümmetinin yetimlerine göstermekle mesul tutuldu. Bu yüzdendir ama Resûlullah (s.a.s.) yetimlere son derece alaka gösterir, tüm ihtiyaçlarını karşılar, müslümanları da bu hayırlı amele özendirme ederdi:

 “müslümanlar içinde en hayırlı ev; içinde yetîme iyi muamele edilen evdir. müslümanlar içinde en fena konut de yetîme kötü muamele edilen evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6)

“Bir kimse, müslümanların arasında yer alan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir kabahat işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14/1917)

“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır...” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 250)

Merhamet Ummanı Efendimiz (s.a.s.)’in şu örnek davranışı ruhları tesir altına alıp mü’küçük yetimlerin hâmisi olmaya yönlendirme bakımından ne değin güzeldir:

Beşir b. Akrabe (r.a.) şöyle anlatıyor:

“Uhud günü Resûlullah (s.a.s.) ile karşılaştım.

«−Babam ne durumda?» diye sordum.

«−Şehîd oldu, Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun!» buyurdu. Ağlamaya başladım. Beni aldı, başımı okşadı ve devesine bindirdi. Sonradan da:

«−Ben baban, Âişe de annen olsun istemez misin?» buyurdu. Ben de:

«−Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah, tabiî ki isterim!» dedim.

Şu anda saçlarım ağardığı hâlde, Resûlullah’ın mübârek elinin değdiği yerler hâlâ siyah kalmıştır.” (Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, VIII, 161; Ali el-Müttakî, Kenzu’l-ummâl, XIII, 298/36862)

İkinci tâlimat el açıp bir şey isteyen veya ilim ve benzeri herhangi bir talepte yer alan kimseyle alakalıdır. Bunları çıkışmaklâf işitmek, onlara sert konuşmak yasaklanır, onlara iyi muamele etmek emredilir. Eğer bir kimse bedensel mânada bir hâcetini dile getirdiğinde, olur ya imkân varsa ona takviye edilmelidir. Eğer destek etme imkânı yoksa yumuşak sözle ve nazikçe özür beyân edilmelidir. Fakat hiçbir şekilde çıkışmaklâf işitmek, sert faydalanmak ve kovmak caiz değildir.

Allah dostlarından Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.)’un şu davranışı bu konuda ne hoş bir örnektir:

Sâmi Efendi (r.h.)’in bir Anadolu seyahati esnâsında Ürgüp’te bir kişi otomobillerini çevirerek kendisinden sigara parası ister. Bir sehâvet güneşi olan Sâmi Efendi, bâzı yol arkadaşlarının doğru itirazlarına karşın:

“–Mademki istiyor, belirlemek lâzım” diyerek, etrafındakilerin şaşkın bakışları arasında adamın istediği parayı hiç acele ile verir. Buna hoşnut olan fakir de niyetini değiştirip:

“–Şimdi gidip bununla ekmek alacağım” diyerek keyifle oradan ayrılır.

Bu hâdise aynı zamanda sadaka olarak bahşedilen malın helâlliği ve niyetin temizliği karşılığında meydana gelen iyilik ve güzellik tecellîsine dâir açık ve ibretli bir misaldir.

Diğer ibretli bir misal de meşhûr sûfî Hasan Basrî (k.s.)’tan:

Bir derviş, Hasan Basrî hazretlerinden bir şey istemişti. O da derhal ayağa kalkıp gömleğini çıkardı ve dervişe verdi.

“–Ey Hasan, eve gidip oradan bir şeyler verseydin ya!” dediler. Hasan Basrî (k.s.) şöyle cevap verdi:

“–Bir defâsında bir muhtaç mescide geldi ve; «Karnım aç!» dedi. Biz gaflet ettik, derhal yiyecek getirmedik. Onu mescitte bıraktık ve evlerimize gittik. Sabahtan namazına geldiğimizde dahası baktık ki, zavallı ölmüş. Kefenleyip defnettik. Ertesi gün, bir zuhûrat olarak, fakiri sardığımız kefenin mihrapta durduğunu ve üzerinde; «Kefeninizi alın, Allah kabul etmedi!» yazdığını gördük. O gün; «Bundan sonradan bir ihtiyaç sahibini gördüğümde onu bekletmeyeceğim, derhal ihtiyâcını göreceğim» diye ant ettim.” (Topbaş, Faziletler Medeniyeti, II, 308)

Âyette bahsedile اَلسَّٓائِلُ  (sâil)den kasıt “soru soran kişi” de olabilir. Buna göre soru soran kimse ne kadar karmakarışık sual tevcih ederse etsin, her halükarda ona şefkatle cevap saptamak gerekir. Böyle durumlarda öfkelenmek, çıkışmaklâf işitmek ve kovmak câiz görülen bir tutum değildir.

Üçüncü tâlimat ise Allah’ın nimetlerini şükrân ve minnetle anmak ve anlatmakla alakalıdır. Âyette bahsedilen “nimet”, Allah Teâlâ’nın Efendimiz (s.a.s.)’e verdiği ve vermeyi va‘dettiği her türlü nimetlerdir. Bunların en büyüğü ise kuşkusuz Kur’an ve peygamberlik nimetidir. Bu nimetlerin her birinin kendine münâsip bir anlatma şekli vardır. İnsanın dil ile Allah’a şükretmesi, tüm nimetlerin kendisine Allah’ın bir lütfu olarak verildiğini bilmesidir. “Nübüvvet nimetini açıklamak”, tebliğ ve daveti hakkını vererek ve dürüst bir şekilde yerine getirmektir. “Kur’lahza nimetini açıklama yapmak”, onu halk müziği arasında dağıtmak ve talimatlarını insanlara anlatmaktır. “Hidâyet nimetini anlatmak”, yolunu şaşırmış, sapıklığa düşmüş insanlara içten yolu göstermektir. Bu işi yaparken de tüm zorluk ve zahmetlere sabırla sabır etmektir. Bu şekilde her nimete münasip bir şükür ve teşekkür halinde bulunmaktır.

Duhâ sûresinin peşinden gelmekte olan İnşirah sûresi de, Efendimiz (a.s.)’a olan ilâhî lutuf ve müjdeleri saymaya devam edecektir:

Duhâ Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Duhâ Suresi 11. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/duha-suresi-11-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.