Fecr Suresi 11. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Fecr Suresi 11. ayeti ne anlatıyor? Fecr Suresi 11. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Fecr Suresi 11. Ayetinin Arapçası:

اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ

Fecr Suresi 11. Ayetinin Meali (Anlamı):

Bunların tümü, yaşadıkları ülkelerde azdıkça azdılar.

Fecr Suresi 11. Ayetinin Tefsiri:

Azgınlıkları nedeniyle helak edilen üç kavme yer verilir. Bunlar Âd ve Semûd kavimleri ile Firavun’dur. Kur’ân-ı Kerîm bunların ibret verici kıssalarını tekrar tekrar anlatır. Ancak burada o kavimlerin dünya hayatındaki zenginlik, saltanat ve şa’şaalarına dikkat çekilir:

Âd kavmi, Hûd (a.s.)’ın peygamber olarak gönderildiği kavimdir. uzun boylu, kocaman cüsseli, enerjik kuvvetli kimseler idiler. Şöhret, şan ve şiddet itibariyle onlardan daha üstün kimse yoktu. Güçlerine güvenir, bununla övünç ederlerdi. Nitekim onlar hakkında şöyle buyrulur:

“Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere cömertlik tasladılar ve: «Bizden daha kuvvetli kim varmış?» dediler. Kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlar mıydı? Doğrusu onlar, bizim âyetlerimizi kasıtlı olarak inkâr ediyorlardı.” (Fussilet 41/15)

Bunlar bir kent yapmışlardı. İsmi “İrem”di. Bu kent ذَات الْعِمَادِ  (zâtü’l-imâd), yâni “sütunlar, direkler sahibi” olarak vasfedilir. Bu vasıf, bu şehirde evlerin direkler üzerine kurulduğunu anlatır. Bu büyük kasaba evleri, bağları, bahçeleri, sularıyla güzellik numunesi olarak dillere destan olmuştur. “İrem bağları” diye edebiyata girmiştir. Âyet-i kerîme, bu şehrin dünyada sanki görülmemiş bir güzellik ve ihtişama sahip olduğunu haber vermektedir.

Semûd, Sâlih (a.s.)’ın peygamber olarak gönderildiği kavimdir. Onlar da dinç, zengin, nimetler içine gark olmuş bir toplumdu. Burada dikkat çekilen, yaptıkları evlerdir. Onlar vâdi kenarındaki dağları, kayaları yontarak evler yaparlardı. Nitekim bunlar hakkında: “Şımarık kimseler olarak dağlardan büyük bir ustalıkla ihtişamlı evler yontuyorsunuz” (Şuarâ 26/149) buyrulur.

Firavun ise ذُو الْاَوْتَادِ (zü’l-evtâd) yani “direkler sahibi” olarak vasfedilir. Bu ifade onun askerlerinin ve bu askerlerin çadırlarının çokluğunu gösterir. Keza bununla Firavun’un yaptırmış olduğu saraylara, derin temeller üzerine oturtulmuş sağlam binalara ve ünlü piramitlere göze çarpan edilir. (bk. Sād 38/12) Buna göre Firavun, askerî gücüyle, bina ve saraylarıyla büyük bir saltanat sahibiydi. Zaten kendisi de: “Ey kavmim! Mısır’ın mülkü ve hâkimiyeti, sonra ayaklarımın altından akan şu ırmaklar bana ait değil mi?” der, bilhassa Hz. Mûsâ ve İsrâiloğullarına karşı böbürlenirdi. (bk. Zuhruf 43/51)

Bunlar, kendilerine verilen nimetlerle şımardılar. Gururlanıp kibirlendiler. Azgınlaşıp taşkınlık yaptılar. Bulundukları ülkeleri fesada boğup oradaki düzeni daha aşağı üst ettiler. Zulüm ve adaletsizlik yaptılar. Bu yüzden ilâhî cezaya çarptırılıp cefa kamçılarıyla helak edildiler:

“Biz bu topluluk ve kişilerden her birini günahları yüzünden kıskıvrak yakalayıverdik: Kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik. Kimini o korkunç çığlık yakaladı. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de suda boğduk. Allah, böyle yapmakla muhakkak onlara zulmetmedi; lâkin onlar kendi kendilerine zulmettiler.” (Ankebût 29/40)

Çünkü Allah, bir gözcülük yapma yerinden pür uyarı gözetleme yapan bir gözetleyici gibi, her lahza ve her durumda onların yaptıklarını gözetlemektedir. Olan biteni görmekte ve şâhit olmaktadır. O hiçbir şeyi kaçırmamaktadır. her birine bakmaktadır. Ameline göre de keza dünya ayrıca âhirette uygun bir karşılık verecektir.

O halde bir toplumda idareciler ve yükümlülük sahibi kimseler, her türlü inanç, amel, tavır ve uygulamalarında Allah’ın hükümlerini, O’nun peygamberinin ve kitabının davetini hiçe sayar, yalanlar, hak ve adâlet ölçülerinden sapar ve sonuç olarak ülkeyi fitne ve fesat ortamı hâline getirirlerse, zorunlu bir şekilde helaki yargı etmiş olurlar. Bu korkutma, başlangıçta zenginlikleriyle şımarıp Peygamberimiz (s.a.s.)’in davetini reddeden, onun beraberindeki fakir müslümanları küçümseyen müşrik liderlere olsa da, kıyamete dek durumu bu şekilde olan herkes için geçerlidir. Çünkü zaman geçse de insan gerçeği, insan psikolojisi, onun nefsine ve ruhuna terettüp eden hadiseler değişmemekte, her devirde müspet ya da menfi ayniyle tekrar etmektedir:

Fecr Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Fecr Suresi 11. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/fecr-suresi-11-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.