Hadid Suresi 22. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Hadid Suresi 22. ayeti ne anlatıyor? Hadid Suresi 22. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Hadid Suresi 22. Ayetinin Arapçası:

مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ

Hadid Suresi 22. Ayetinin Meali (Anlamı):

İster kıtlık, kuraklık, yer sarsıntısı gibi yeryüzünde meydana gelen bir musîbet olsun, ister rahatsızlık, arzu, vefat gibi kendi canlarınızda, onu daha biz yaratmadan önce o bir kitapta yazılıdır. Kuşkusuz bu, Allah’a kadar o kadar kolaydır.

Hadid Suresi 22. Ayetinin Tefsiri:

Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmada, mağfiret ve cennet için yarışa cesaret edip başkalarını aşmak üzere müsâbakaya girmede bazı dünyevî zorluklar, zararlar, sıkıntılar ve musîbetlerle karşılaşmak mukadderdir. Bunlar ya insanın yaşadığı yer ya da bizzat kendi nefsine taalluk eden musibetler olabilir. Yerle ilgili musîbetler kuraklık, kıtlık, hayvanlara ya da ürünlere ârız olan âfetler, evlerin yıkılması, yanması, arazinin zâyi olması, deprem ve sanki gibi zararlardır. Nefislerdeki musibetler ise vefat, rahatsızlık, yara, bere, kırık, hapis, zulüm, istek, susama gibi canlara ârız olabilecek acılardır. Bunlar demin meydana gelmeden fazla önce Allah Teâlâ tarafından Levh-i Mahfuz’a yazılmıştır. Kimin başına nelerin geleceği en ince ayrıntısına dek felek olarak tespit edilip kayda geçirilmiştir. Bunları kâğıda dökmek ve yazılanları yerine getirmek Cenâb-ı Hak için o kadar kolaydır. Yazılanlar, hayırda yarışanların ve cennete koşanların başına geleceği gibi, kaçanların da, oturup şımartma ve eğlencelerine bakanların da başlarına gelecektir. O halde bunları gerekçe ederek yapılması gerekenleri yapmaktan geri durmamalı, hatta bu hususta daha da çalışkan olmalıdır. Kalbini zahiren hayır ya da şer görüntüsü içinde vuku bulan hadiselerden ziyade Allah’a bağlamak, insan edinmek hasebiyle müteessir olunsa da olaylar karşısında muvazeneyi bozmadan yola sürdürmek gerekir. Ne kaybedilen şey nedeniyle neşet eden üzüntünün ıstırabına, ne de elde edilen menfaatten doğan sevincin gurur ve heyecanına kendini kaptırmak doğru olmaz. Hepsinin Allah’tan geldiğini ve içinde nice hikmetler olduğunu bilerek, her iki halde de gönlü Allah’ın mağfiret ve rızâsı sevincine bağlayıp huşu ve rızâ hisleriyle yalnızca kulluk vazifesinin derdinde olunmalıdır. Abdullah b. Abbas (r.a.)’nın şu sözü ne dek güzeldir:

“Olaylar aleyhinde duruma tarafından sevinmeyen ve üzülmeyen kimse yoktur. Önemli olan, kişinin başına gelen musibeti tahammül, hayrı da şükür ile karşılamasıdır.” (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXVII, 305)

Şâir der oysa:

“Oldu olacak, olmayacak olmadı aslâ

Âlemde nice yok yere sa‘y ü hazer ettim.” (Tayyar Paşa)

“Ömrüm baştan başa gereksiz yere çırpındım durdum. Olmasını istek ettiğim şeylerin peşinden koştum; vukuunu istemediğim işlerden kaçmaya uğraştım. Fakat hepsi nâfile… Allah’ın takdirinde nasıl tâyin ve saptama edilmiş ise, her meslek o ilâhî programa tarafından tahakkuk ve tecelli etti. «Olacak» diye yazılı iseler tümü oldu. «Olmayacak» diye yazılanların ise hiçbiri olmadı.”

Ebû Osmân el-Hîrî (r.h.) der fakat:

“İnsan kemâl derecesini bulmak istiyorsa, kalbinde şu dört şey eşdeğer olacaktır:

  اَلْمَنْعُ (men‘): Yani elden alınan veya elde edilecek bir şeyin verilmeyişi ile,

  اَلْعَطَاءُ (atâ): Yani bir şeyin verilişi… Bu ikisi bir olacak. Ne ona darılma olacak, ne buna güvenme ve sevinme…

  اَلْعِزَّةُ (izzet): İnsanın kalbinde bu izzet hâli ne dek yer işgal ediyorsa; huysuz olan:

  اَلذِّلَّةُ (zillet): Ondan daha öbür bir yer tutmayacak.” (Velîler Ansiklopedisi, I, 288)

Bunun içindir ancak, kadere teslimiyet göstermeme, insanda Allah’ın sevmediği bir kısım vasıfların ortaya çıkmasına sebep olur. Bunlardan biri, kendinde bir fazilet tahayyül edip kibirlenmek, kendini beğenmek; diğeri de kendini üstün bilip başkalarını önemsiz görerek övünmektir. O halde bir taraftan Allah’ın razı olacağı işler yaparken, bir taraftan da Allah’ın sevmediği kendini beğenme, böbürlenme, bolca övünme, büyüklenme, pintilik yapma ve başkalarına cimriliği öğütleme gibi kötü sıfatlardan uzak durulmalıdır. Çünkü bunlar, kalplerine imanın halâvet ve neş’esi yerleşmeyen münafık karakterli insanların mezmûm vasıflarıdır. Şu da bilinmelidir ama, Allah ganîdir; kimsenin kulluğuna ve ibâdetine katiyen muhtaç değildir. O zatı, en hoş isimleri, sıfatları ve fiilleriyle bizâtihî her türlü övgüye layıktır.

İşte Allah Teâlâ, hayatın tüm yönleriyle bu ilâhî ölçülere tarafından düzenlenmesi için peygamberleri göndermiştir:

Hadid Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Hadid Suresi 22. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/hadid-suresi-22-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.