Hadid Suresi 23. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Hadid Suresi 23. ayeti ne anlatıyor? Hadid Suresi 23. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Hadid Suresi 23. Ayetinin Arapçası:

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ

Hadid Suresi 23. Ayetinin Meali (Anlamı):

Elinizden dışarı giden şeylere üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle de şımarmayasınız diye böyle yaptık. Çünkü Allah, büyüklük taslayan ve insanlara karşısında böbürlenen hiç kimseyi sevmez.

Hadid Suresi 23. Ayetinin Tefsiri:

Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmada, mağfiret ve cennet için yarışa cesaret edip başkalarını geçmek üzere müsâbakaya girmede bazı dünyevî zorluklar, zararlar, sıkıntılar ve musîbetlerle karşılaşmak mukadderdir. Bunlar ya insanın yaşadığı yer ya da kişisel olarak kendi nefsine taalluk eden musibetler olabilir. Yerle ilgili musîbetler kuraklık, kıtlık, hayvanlara veya ürünlere ârız olan âfetler, evlerin yıkılması, yanması, arazinin zâyi olması, zelzele ve benzeri gibi zararlardır. Nefislerdeki musibetler ise vefat, hastalık, bere, bere, kırık, hapis, gaddarlık, arzu, susama gibi canlara ârız olabilecek acılardır. Bunlar demin meydana gelmeden çok önce Allah Teâlâ göre Levh-i Mahfuz’a yazılmıştır. Kimin başına nelerin geleceği en ince ayrıntısına kadar kader olarak saptama edilip kayda geçirilmiştir. Bunları kâğıda dökmek ve yazılanları yapmak Cenâb-ı Adalet için pek kolaydır. Yazılanlar, hayırda yarışanların ve cennete koşanların başına geleceği gibi, kaçanların da, oturup tutku ve eğlencelerine bakanların da başlarına gelecektir. O halde bunları ederek yapılması gerekenleri yapmaktan geri durmamalı, hatta bu hususta daha da gayretli olmalıdır. Kalbini zahiren hayır veya şer görüntüsü içinde vuku bulan hadiselerden ziyade Allah’a bağlamak, insan olmak hasebiyle müteessir olunsa da olaylar aleyhinde muvazeneyi bozmadan yola sürdürmek gerekir. Ne kaybedilen şey sebebiyle neşet eden üzüntünün ıstırabına, ne de elde edilen menfaatten doğan sevincin kibir ve heyecanına kendini kaptırmak içten olmaz. Hepsinin Allah’tan geldiğini ve içinde nice hikmetler olduğunu kasten, her iki halde de gönlü Allah’ın mağfiret ve rızâsı sevincine bağlayıp huşu ve rızâ hisleriyle yalnızca kulluk vazifesinin derdinde olunmalıdır. Abdullah b. Abbas (r.a.)’nın şu sözü ne değin güzeldir:

“Olaylar karşı duruma kadar sevinmeyen ve üzülmeyen kimse yoktur. Mühim olan, kişinin başına gelen musibeti tahammül, hayrı da şükür ile karşılamasıdır.” (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXVII, 305)

Şâir der oysa:

“Oldu olacak, olmayacak olmadı aslâ

Âlemde nice sebepsiz yere sa‘y ü hazer ettim.” (Tayyar Paşa)

“Ömrüm her tarafında lüzumsuz yere çırpındım durdum. Olmasını istek ettiğim şeylerin peşinden koştum; vukuunu istemediğim işlerden kaçmaya uğraştım. Ama tümü nâfile… Allah’ın takdirinde nasıl tâyin ve saptama edilmiş ise, her iş o ilâhî programa tarafından tahakkuk ve tecelli etti. «Olacak» diye yazılı iseler tümü oldu. «Olmayacak» diye yazılanların ise hiçbiri olmadı.”

Ebû Osmân el-Hîrî (r.h.) der fakat:

“İnsan kemâl derecesini bulmak istiyorsa, kalbinde şu dört şey eşdeğer olacaktır:

  اَلْمَنْعُ (men‘): Yani elden alınan ya da elde edilecek bir şeyin verilmeyişi ile,

  اَلْعَطَاءُ (atâ): Yani bir şeyin verilişi… Bu ikisi bir olacak. Ne ona gücenme olacak, ne buna güvenme ve sevinme…

  اَلْعِزَّةُ (izzet): İnsanın kalbinde bu izzet hâli ne dek yer işgal ediyorsa; somurtkan olan:

  اَلذِّلَّةُ (zillet): Ondan daha bambaşka bir yer tutmayacak.” (Velîler Ansiklopedisi, I, 288)

Bunun içindir ancak, kadere teslimiyet göstermeme, insanda Allah’ın sevmediği bir kısım vasıfların ortaya çıkmasına sebep olur. Bunlardan biri, kendinde bir fazilet tahayyül edip kibirlenmek, kendini alkışlamak; diğeri de kendini üstün bilip başkalarını önemsiz görerek övünmektir. O halde bir taraftan Allah’ın razı olacağı işler yaparken, bir taraftan da Allah’ın sevmediği kendini beğenme, böbürlenme, oldukça çok övünç kaynağı, büyüklenme, pintilik yapma ve başkalarına cimriliği öğütleme gibi kötü sıfatlardan uzaktan durulmalıdır. Çünkü bunlar, kalplerine imanın halâvet ve neş’esi yerleşmeyen münafık karakterli insanların mezmûm vasıflarıdır. Şu da bilinmelidir ki, Allah ganîdir; kimsenin kulluğuna ve ibâdetine katiyen yoksul değildir. O zatı, en güzel isimleri, sıfatları ve fiilleriyle bizâtihî her türlü övgüye layıktır.

İşte Allah Teâlâ, hayatın tüm yönleriyle bu ilâhî ölçülere tarafından düzenlenmesi için peygamberleri göndermiştir:

Hadid Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Hadid Suresi 23. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/hadid-suresi-23-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.