İfk Olayı Nedir?
banner121

İfk olayı nedir? İfk olayı hangi gazve esnasında gerçekleşmiştir? Hz. Aişeye atılan çirkin kötüleme: İfk hadisesi.

Câbir (r.a) şöyle anlatır:

Biz Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’le birlikte bir gazveye (Müreysi seferine) çıkmıştık. Muhâcirlerden birtakım in­sanlar da yığılmış ve sayıları epey çoğalmıştı. Muhacirlerden şakacı bir kimse vardı. Bu zât Ensâr’dan birinin mak’adına (şaka olarak) vurmuştu. Ensârî bundan fazla derecede öfkelendi. Nihayet kabilelerini imdâda çağırmaya başladılar. Ensâr’dan olan zât:

“–Ey Ensâr, imdâdıma koşun!” diye feryâd etti. Muhâcir de:

“–Ey Muhâcirler, imdâdıma koşun!” diye bağırdı.

Bu sesler üzerine Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) çıktılar ve:

“–Bu, câhiliye ehlinin yaptığı gibi birbirinizi çağırmanız da ne oluyor!” buyurdular. Sonra da:

“–Onların meselesi nedir?” diye sordular.

Muhâcir’in Ensâr’dan birine şaka ile vurduğu kendisine ha­ber verildi. Bunun üstüne Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):

“–Bırakın o câhiliye âdetini! O, habîs, kokuşmuş bir dâvâdır!” buyurdular.

(Münafıkların başı olan) Abdullah ibn-i Übeyy ibn-i Selûl de:

“–Şu (Muhâcirler), bize karşı kabilelerini mi çağırdılar! Eğer Medine’ye dönersek, azîz olan zelil olanı mutlaka oradan çıkaracaktır!” dedi.

Bunun üzerine Ömer (r.a), Abdullah ibn-i Übey’i kast ederek:

“–Şu habîsi öldürelim mi yâ Rasûlallâh?” diye sordu.

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):

“–İnsanlar, «Muhammed kendi ashâbını öldürüyor» di­ye konuşmasınlar!” buyurdular. (Buhârî, Menâkıb, 8, Tefsîr 63/5, 7; Müslim, Birr, 63, 64)

Bu hâdiseden daha sonra Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), ırk fitneyle uğraşmaya vakit bulamasınlar diye onları gün boyunca, gece ve ertesi gün öğleye dek yürüttüler.

Hikmet-i ilâhî, münâfıkların reisi olan Abdullâh bin Übey’in Abdullâh adında bir oğlu vardı ancak, samîmî bir mü’mindi. Allâh Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’e son de­rece emrindeki idi. O, babasının yaptıklarına fazla üzülüyor, sabredemiyordu. Son hâdiseler de gönlündeki bu kederi adamakıllı artırdığından Allah Rasûlü (s.a.v)’e geldi:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer arzu edersen, babamı öldüreyim!” dedi.

Allah Rasûlü (s.a.v), buna müsâade etmedi ve:

“–Hayır! Bilâkis babana iyilik et ve kendisiyle iyi geçin!” buyurdular.

Abdullah, babasının önüne geçerek, Efendimiz (s.a.v) müsade verinceye dek onu Medîne’ye girmekten menetti. Hâlbuki o güne kadar babasına fazla iyilik eden ve saygı belirten bir birey idi.1

Abdullah (r.a), babası münafık başı Abdullah bin Übey’in önüne geçerek:

“‒Vallâhi senin zelil, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in azîz olduğunu söylemeden hiçbir yere gidemezsin!” dedi. O da bu sözü bildirmek mecburiyetinde kaldı. (Tirmizî, Tefsîr, 63/3315)

Câhiliye asabiyetini animasyon gayretleri de başarısız olan münâfıkların gözünü en ince ayrıntısına kadar hiddet bürüdü. Bu sefer bir fırsat bularak Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e ve âilesine kötüleme atarak ezâda bulundular:

İFK HÂDİSESİ

Seferde Hz. Âişe vâlidemiz de vardı ve hicâb âyeti nâzil olduğu için bir hevdecin içinde gidiyordu. Dönüşte Medîne’ye yaklaştıklarında bir iş için hevdecinden inmişti. Döndüğünde kolyesini kaybettiğini anladı. Geri dönüp aramaya başladı. Bu esnâda ordu hareket etti. Hz. Âişe validemizin hevdecin içinde olduğunu zannettiler. Kolyeyi bulup geldiğinde ordu uzaklaşmış, gözden kaybolmuştu. Geride kaldığını fark edip kendisini bulsunlar diye orada bekledi. Ashâb-ı kiramın en hayırlılarından olan ve ordunun artçısı olan Safvân bin Muattal es-Sülemî onu görüp devesine bindirdi ve Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) girdikten daha sonra Medîne’ye ulaştı. Münâfıklar bunu fırsat bilerek konuşmaya ve Muhtereme Vâlidemiz’e iftirâ atmaya başladılar.

İfk Hadisesi ile İlgili Ayetler

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bu durumdan çok bunaldılar. Hz. Âişe (r.a) vâlidemiz de hasta oldu. Cenab-ı Hakk’ın kendisini temize çıkarmasını bekliyordu. Allah Rasûlü (s.a.v) ona, âilesinin yanına gitmesi için müsade verdiler. Vahiy bütün bir ay daha sonra geldi. Nûr sûresi 11-20. âyetler.

Vahiy gelmeden önce Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) insanlara bir hutbe îrâd etmişlerdi. Allah’a hamd ve senâdan sonradan:

“‒Ken­dileri hakkında asla bir musibet bilmediğim ehlime sövmekte olan bir kalabalık hakkında görüşünüz nedir?” diye ashâbıyla istişâre ettiler.

Bu esnâda Ensâr’dan bir zât (Ebû Eyyûb r.a):

“‒Sübhâneke! Seni tenzîh ederiz Allah’ım! Bu iftirayı konuşmak bizlere yakışmaz. Seni tenzîh ederiz! Bu büyük bir iftiradır!” dedi. (Buhârî, İ’tisâm, 28)

Üç Müslüman hâriç diğerleri tam bir uyanıklık içinde münâfıkların ağına düşmemişlerdi.

Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin zevcesi Ümmü Eyyûb, kocasına:

“–İnsanların Âişe karşı söyledikleri şeyleri işittin mi?” diye sordu. Ebû Eyyûb:

“–Evet! İşittim. Onların hepsi yalan ve uydurmadır!” dedi. Sonradan hanımına:

“–Sen böyle bir kötülük yapar mısın?” diye sordu. O da:

“–Hayır! Vallâhi ben kat’iyyen böyle bir musibet yapmam!” dedi.

Bunun üzerine Ebû Eyyûb (r.a):

“–Sen böyle olunca, vallâhi Âişe senden daha hayırlıdır!” dedi. (İbn-i Hişâm, III, 347; Vâkıdî, II, 434)

Vahiy gelince Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) Mıstah, Hassân ve Hamne’ye iftirâ cezâsı (Hadd-i Kazf) başvuru formu edilmesini emrettiler. (Heysemî, IX, 230)

Münafıklara ise had dilekçe edilmedi. Zira onlar, kendilerine had dilekçe edilmeye ehil değillerdi, cezâları âhirete kaldı.

Hz. Ebubekir’in (r.a) Tepkisi

Ebûbekir (r.a), akrabası olan Mıstah’a devamlı yardımda bulunurdu. Hz. Âişe vâlidemize ağır iftiraların atıldığı İfk Hâdisesi’nde onun da müfterîlerin arasında yer aldığını görür görmez, bir daha ona ve âilesine iyilik yapmayacağına dâir yemin etti. Hz. Ebûbekir’in yardımı kesilince Mıstah ve âilesi acınacak halde bir hâle düştüler. Bunun üzerine Cenâb-ı Yargı şu âyet-i kerîmeyi inzâl buyurdu:

“İçinizden fazîletli ve servet sâhibi kimseler, akrabâya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dâir ant etmesinler; affetsinler, bağışlayıp geçsinler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah fazla bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (en-Nûr, 22)

Bunun üstüne Ebûbekir (r.a):

“–Ben şüphesiz Allah’ın beni affetmesini isterim!” diyerek yapmış olduğu hayra devâm etti. Yemini için de keffâret verdi. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546)

Kendisine İftira Atan Kişiyi Affetti

İffet timsâli Âişe vâlidemize yönelik iftirâ furyasına Hassân bin Sâbit de kendini kaptırmıştı. Oysa muhtereme vâlidemiz sonradan onu, Rasûlullâh’a duyduğu muhabbet sebebiyle affetti. Yeğeni Urve bin Zübeyr şöyle anlatır:

Teyzem Âişe (r.a)’nın yanına Hassân’a kızmaya ve hakkında ağır konuşmaya başladım. Hz. Âişe beni durdurarak şöyle dedi:

“–Ona hakâret etme, çünkü o şiirleriyle Rasûlullâh Efendimiz’i müdâfaa ederdi.” (Buhârî, Edeb 91, Menâkıb, 16)

Dipnot:

1 İbn-i Hişâm, III, 334-337; İbn-i Sa’d, II, 65; Heysemî, IX, 317-318; Zemahşerî, VI, 117.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Siyer-i Nebi.

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/ifk-olayi-nedir.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.