İnsan Suresi 12. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

İnsan Suresi 12. ayeti ne anlatıyor? İnsan Suresi 12. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

İnsan Suresi 12. Ayetinin Arapçası:

وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يرًاۙ

İnsan Suresi 12. Ayetinin Meali (Anlamı):

Sabretmelerine karşılık onları cennet ve ipekten elbiselerle mükâfatlandırır.

İnsan Suresi 12. Ayetinin Tefsiri:

5. âyette yer alan اَلْاَبْرَارُ (ebrâr), tam mânasıyla iyilik sahibi, itaat eden, iyi ahali demektir. Bunlar, Allah’a inanan, O’na hakkiyle kulluk eden, Allah’ın farzlarını ve emirlerini yerine getiren ve yasakladığı şeylerden de uzak duran kimselerdir. Kötülüğe razı olmazlar, karıncayı bile incitmezler. “Ebrâr” isminin kullanılmasıyla, “şükür”den maksadın amel ederek şükretme olup bunun ancak iyilik, hayır, ihsan ve içten sözlülükle yerine getirileceğine dikkat çekilir. (bk. Bakara 2/177; Âl-i İmrân  3/92) Allah katında övgüye değerinde olduklarına sinyâl edilmek üzere de, onlardan عِبَادُ اللّٰهِ  (‘ibâdullâh) yani “Allah’ın has kulları” olarak bahsedilir.

O hayırlı insanların sahip oldukları elbette çok hoş vasıflar vardır. Burada hatırlatılanlar şunlardır:

Birincisi; adaklarını yerine getirirler. Adak, insanın yerine getirmeyi va‘dettiği her türlü iştir. Dinde ise “dinen mükellef tutulmadığı halde kişinin kendi vaadiyle üzerine vacip kıldığı ibâdet ve iyilik” demektir. Dolayısıyla bu iyi halk müziği, hem Allah’ın kendilerine farz kıldığı namaz, oruç, zekât, hac gibi vecîbeleri yerine getirirler, hem de buna ilaveten kendiliklerinden Allah rızâsı için adadıkları ibâdetleri yapar, sözlerini miktar, ahitlerini ifa ederler.

İkincisi; şerri, yıkımı, musibet ve felâketi uçan, uçuşan, yangın gibi her tarafa yayılan, suratsız, çatık kaşlı, insanların suratını ekşiten dehşetli kıyâmet gününden korkarlar. Doğrusu onlara tesir eden ve vazifelerini harfiyen yapmaya sevk eden âmil de bu korkudur. Allah huzurunda verecekleri uhrevî hesap ve canice endişesidir.

Üçüncüsü; canları çektiği halde yemeği fakîre, yetime ve esire yâni yoksul olan kimselere ikram ederler. Bunu yüksünerek veya kerhen yok, severek yaparlar. Gözden çıkardıklarını yok, sevdikleri, beğendikleri ve faydalanabilecekleri nimetleri muhtaçlarla paylaşırlar. Bunu sırf Allah rızâsı için yaparlar. Hem ikramda bulundukları kimselerden ne bir maddi karşılık, ne de teşekkür beklerler. Çünkü en faziletli iyilik, fiziki manevî hiçbir karşılık beklemeden sırf Allah rızâsı için yapılan iyiliktir.

Bu sebepledir ki; Hz. Âişe bir yoksula yardım ettiği vakit, yoksulun hayır duasına karşılık aynı dua ile mukâbelede bulunurdu. Kendisine:

“–Keza mal veriyorsun hem de dua ediyorsun, bu nasıl oluyor?” diye sorulduğunda şu cevâbı verirdi:

“–Onun yaptığı duanın, benim sadakamın karşılığı olmasından korkuyorum. Bana yaptığı duanın aynısını ona yapıyorum oysa, sadakam hâlis olsun, böylece infâkımın mükâfâtını Yalnızca Allah’tan beklemiş olayım.”1

Nitekim Hz. Ali ve Hz. Fatıma hakkında rivayet edilen şu hâdise ne değin ibretlidir:

Hz. Hasan ve Hüseyin çocukken bir hastalığa yakalandılar. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma üç gün oruç tutmayı adadılar. Birinci gün iftarlarını açacakları vakit bir fakir geldi:

“–Allah rızâsı için gıda bir şeyler!..” dedi.

Sofralarındaki yiyeceklerini verdiler. Suyla iftar edip ikinci gün oruca maksat ettiler. İkinci gün iftar vaktinde, bir babasız kapıyı çaldı.

“–Allah için bir lokma!” deyince, tekrar sofradaki yiyeceklerini ona verdiler.

Kendileri suyla iftar edip, ertesi günkü oruca niyet ettiler.

Üçüncü gün aynı saatlerde bir esir gelerek gıda istedi. Tekrar sofralarındaki lokmalarını ona ikrâm ettiler ve yine suyla iftar ettiler. Bunun üstüne bu âyetler nâzil oldu. (bk. Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 470; Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 191-192)

Bu âyetlerde üç husus dikkatimizi çekmektedir:

  Allah’ın mahlûkatına merhamet ve şefkat nazarıyla bakabilmek; yetimin, fakirin ve esirin gönlüne girebilmektir.

Resûlullah (s.a.s.)’in şöyle ikaz etmektedir:

“Güçlü ve kuvvetliyken, sıhhatin yerindeyken, cimriliğin üzerinde ve yoksul düşmekten endişe etmekteyken, daha varlıklı olmayı düşlerken verdiğin sadakanın sevabı daha çoktur. Bu işi can boğaza gelip de «falana şu dek, filana bu dek» diye vasiyete vazgeçme. Zâten o mal bundan böyle mirasçılardan şunun ya da bunun olmuştur.” (Buhârî, Zekât 11; Müslim, Zekât 92)

Bu hususta Ebûbekir Verrâk (r.h.) şöyle der: “Malını muhtaçlara vermeyen, cenneti ümit etmesin! Fakiri sevmeyen de Peygamber Efendimizi sevdiğini iddia etmesin. İkisi de yalancıdır!”

  Yapılacak iyilikleri Allah rızâsı için yapabilmektir.

  Bir mü’min kalbinin, Allah korkusu ve hesap endişesiyle doymuş olması hâlidir.

Hemen gelelim bu bahtiyar kullara va’dedilen büyük nimet ve ihsanlara:

        Onlar içine kâfûr katılmış, sarhoş etmeyen, saçma sözler söyletmeyen, yalnızca haz ve neş’e veren son derece berrak bir meşrubat içerler. (bk. Vâkıa 56/19; Saffât 37/46-47)

اَلْكَافُورُ (kâfur), beyaz ve hoş bir renkte, güzel kokulu, serin, kötü kokuya karşısında tesirli ve natürel olarak kalbi kuvvetlendiren Araplarca meşhur bir şeydir. Dolayısıyla cennet kâsesinin bu tabiatta olması onun temizliğini, hoşluğunu, berraklığını ve güzelliğini açıklama eder. “Kâfur”un, dünyada bilinmeyen öbür bir meşrubat veya meşrubat katkısı olduğu da belirtilir. Nitekim İbn Abbas (r.a.), bunun cennette bir pınarın adı olduğunu söyler. Ona عَيْنُ الَكَافُورِ (‘aynü’l-kâfûr) yani “kâfûr pınarı” denilir. (bk. Kurtubî, el-Câmi‘, XIX, 125) Buna tarafından bahsedilen iyi şahısların, o buruşuk kadehten kâfur denilen bu çeşmenin suyunu ya da içine o çeşmeden katılan bir cennet içeceğini içecekleri anlaşılabilir. Dolayısıyla o kâfûr cennette bir çeşme, bir kaynak, bir pınardır. Pek bir iki kadeh almakla tükenecek gibi değil, akıp giden bir kaynaktır, bir pınardır. Allah’ın cennetle şereflenen kulları hem o kaynaktan içerler, ayrıca de onu diledikleri yerlere kolay basit akıtırlar.

        Cenâb-ı Hak, bu ihlâs ve hizmetlerine mukâbil onları, çok korktukları o belâlı günden korur, yüzlerine parlaklık ve gönüllerine sürûr ihsan eder. Kötülükten kaçınmaya, iyilikleri yapmaya sabrettikleri için onları cennete koyar ve onlara ipek elbiseler giydirir.

O hoş kullar için hazırlanmış diğer nimetler şöyle:


1 Necati Yeniel-Hüseyin Kayapınar, Sünen-i Ebû Dâvûd Çeviri ve Şerhi, İstanbul, 1988, VI, 304.

İnsan Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

İnsan Suresi 12. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/insan-suresi-12-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.