Kalem Suresi 33. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Kalem Suresi 33. ayeti ne anlatıyor? Kalem Suresi 33. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Kalem Suresi 33. Ayetinin Arapçası:

كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟

Kalem Suresi 33. Ayetinin Meali (Anlamı):

İşte cefa böyledir. Âhiret azabı ise kesinlikle daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

Kalem Suresi 33. Ayetinin Tefsiri:

“Bahçe sahipleri” kıssasında anlatılan mevzu, Allah’a karşısında nankörlük yapan, malını hayır yolarında harcamaktan sakınan, fakirlerin ve yoksulların hakkını vermeyen kimselerin akıbetini beyândır. Bu kıssada dinleyicilerin ya da seyircilerin ilgilerini çekecek öyle canlı sahneler dikkatlere sunulmaktadır:

Birinci sahne: Bu sahnede “bahçe sahipleri”nden söz edilmektedir. Bununla ilgili aşina rivayetlerin özeti şudur: Yemen’de San’a’ya yakın Savran denilen yerde sâlih bir adamın güzel bir bağı vardı. Ona iyi bakar, ondan fakirlerin ve yoksulların hakkını verirdi. Derken adam vefat etti. Bu bağ da çocuklarına kaldı. Onlar ise insanların ondan faydalanmasına engel oldular ve üzerlerine düşen Allah hakkını ödemediler. Neticesi de Allah Teâlâ’nın haber verdiği cezaya uğradılar. (bk. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXX, 77)

Derhal karşımızda bahçe sahipleri var. Bunlar bazı kolay ve bedevi ruhlu insanlar. Zihin ve hareketleri bakımından sade ve saf köylü takımına benziyorlar. Bunlar bu vasıflarıyla, ruh yapıları hemen şimdi fazla fazla karmaşık olmayan, yaşantıları sade ve iptidai bir yapıya sahip olan Mekke müşriklerini yansıtıyorlar. görünürde bunların devşirilmeye hazırlanmış bir bahçeleri var. Bu bahçe hakkında arasında fısıldaşıyorlar, çaktırmadan konuşuyorlar. Babalarının yaptığı gibi fakirlere bir pay ayırmayı hiç düşünmüyorlar: “Yarın kesin bahçemize gidelim, onu devşirelim, fakirlere de haber vermeyelim” diyorlar. Allah’ı da hiç hesaba katmıyorlar, “İnşâallah: Allah dilerse, Allah nasib ederse” de demiyorlar. Ya Da bahçenin bütün ürününü yalnızca kendileri için devşirmeyi planlayıp, fakirlerin haklarını istisna etmiyorlar. Sabahtan yapacakları işlerini böylece kararlaştırdıktan sonra uykuya dalıyorlar. Onları şu anda, her gafil kimsenin yaptığı gibi, Allah’tan ve O’nun azabından güvenlik içinde horul horul uyur halde seyrediyoruz.

İkinci sahne: Onlar uyumaya devam ediyorlar lakin Allah Teâlâ uyanık bulunmaktadır. Onu asla bir uyku ve uyuklamanın tutması muhtemel değildir. Allah Teâlâ onların, akşam yatmadan önce arasında yaptıkları konuşmadan ve verdikleri karardan hoşnut olmuyor. Bilakis onlara gazap buyurarak geceleyin bir afetle bahçelerini yakıp yok etmeyi murad ediyor. Şüphesiz O, murad ettiği her şeyi yapmağa kadirdir: Süre gece ve biz o güzelim bahçenin yanındayız. Görebildiğimiz değin onu görüyoruz. üstelik bakıyoruz bahçeye bir yıkım geliveriyor. Bahçenin bulunduğu vadiden bir alev çıkıyor ve bahçenin her tarafını sararak kökünden yakıp kavuruyor. Biz derhal o bahçenin meyveleri indirilmiş, mahsulatı biçilmiş, her şeyi yanıp simsiyah olmuş, hiçbir faydası olmayan kumluk bir araziye döndüğünü yakînen görüyor ve biliyoruz. Lakin bahçe sahipleri... Onların bu olup bitenlerden haberleri değil. Bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Etsinler bakalım netice ne olacak?

Üçüncü sahne: Evet, gece sona eriyor, sabah oluyor. Adamlar uykularından uyanıyorlar. Gözlerini ovuştura ovuştura yataklarından kalkıyorlar. Yatarken verdikleri kararlarında bir değişiklik yok. Bilakis azimleri daha da bilenmiş. Uyku faslından sonra yorgunlukları gitmiş; dinçlikleri ve neş’eleri de uygun. Birbirlerine sesleniyorlar: “Eğer mahsullerinizi devşirecekseniz erkence koşun!” Mahsullerin kendilerine ait olduğunu sanıyorlar ve ona içten düşman üstüne gider gibi hırsla gitmeyi planlıyorlar. Derhal yerlerinden fırlıyorlar. Şu Anda onların, bahçelerine doğru çabuk adımlarla koşar gibi yürüdüklerini görüyoruz. Yürürken de aralarında fısıl fısıl bir şeyler konuştuklarını hissediyoruz. Lakin ne konuştuklarını iyi anlamak böylece kuvvet. Kimse duymasın diye seslerini kıskanır bir şekilde epeyce yavaş konuşuyorlar. Biz de onların ne konuştuklarını iyi anlamak için sözlerine kulak kesiliyoruz. Nihayet anlıyoruz oysa şöyle diyorlar: “Sakın bu gün karşınıza hiçbir yoksul çıkıp, oraya girmesin!” Onlar kendi zanlarınca fakirleri o bahçenin hayrından men edebilecekleri umuduyla, “biz bu bağı devşirmeye ve fakirlere vermemeğe kadiriz” diyerek süratli ve neş’eli bir şekilde çekip gidiyorlar. Halbuki güçleri fakat kendilerini hayırdan engellemeye yetiyordu. Lakin bunu yakında bileceklerdi.

Dördüncü sahne: Şu Anda biz, o bahçe sahiplerinin bilmedikleri şeyi biliyoruz. Evet biz, gecenin karanlığında uzanan o sıcacık ve görünmez eli gördük. Bahçenin tüm meyvelerini yok ettiğini seyrettik. O dehşet ve solgun kesici kudret elinin birden meyveleri kökünden kesip attığını gördük. Adamlar hırsla ve inatla yürüyorlar. Nihayet bahçelerinin yanında ulaşıyorlar: O da ne!... Yanmış, simsiyah indirilmiş bir arazi! Şaşırıp kalıyorlar. Ilk Olarak: “Bizim meyve yüklü bahçemiz bu olmasa lüzum. Yolu yitirdik, yanlış geldik illaki!” diyorlar. Sonradan dönüp tamamen bakıyorlar. Hayır, hayır! Yanlış gelmemişlerdi, yolu da şaşırmamışlardı. Ama bahçeleri yanıp kül olmuştu. Bu Nedenle mahrum bırakıldıklarını; fakirler hakkında kurdukları hile ve oyunlarının kötü akıbetine uğradıklarını iyice anlıyorlar. Hayalleri suya düşüyor, ümitleri kesilip ye’se kapılıyorlar. Son derece pişman oluyorlar. Biz de onların pişmanlıklarını izliyoruz.

Beşinci sahne: Bu kişilerin arasında aklı erer insaflı biri var. görünen o ki o, bunların görüşünde yok. Ama görüşünde yalnız olunca onlara aktarmak zorunda kaldı. Dolayısıyla onların başlarına gelen bunun başına da geldi. Bu adam onlara önceden tavsiye ettiğini: “Tesbih etse idiniz! Allah Teâlâ’nın yüceliğini taNisânız, O’nun noksandan münezzeh bir sübhân bulunduğunu, hâkimiyetini kimseye vermeyeceğini, alçaklığı, haksızlığı, tahakkümü sevmediğini bilseniz, hakkı gözetseniz, istisna yapsanız da istibdada sapmasanız” dediğini anlıyoruz. Fakat o süre onu dinlememişler, bildiklerini yapmışlar, Allah da onlara bildiğini yapmıştır. Lakin o zat acilen, daha önce onlara söylediklerini tekrar hatırlatarak intibaha gelmelerini özlem ediyor. O Kadar de oluyor. Bakıyoruz adamlar felaketi gördükten sonradan, akıllılarının da ikazıyla intibaha geliyorlar. Allah’ı tenzih ediyorlar, kendilerinin haksız olduğunu; dikkatsiz ant, istisnayı terk ve fakirlere bakmamağa azmetmekle nefislerine yazık ettiklerini itiraf ediyorlar. Yaptıkları kusurları dile getirip birbirlerine pişmanlıklarını anlatıyorlar. Birbirlerini kınıyorlar. Nihayet şu karara varıyorlar: “Eyvahlar olsun bize! Bizler gerçekten azgınlar imişiz. Cezayı adalet etmişiz. Tüm kusur bizim. Rabbimiz ise bütün kusurlardan münezzeh. Biz de O’nun kuluyuz. Böyle bir Rabbimiz varken, biz de O’nun kuluyken niçin ümidimizi keselim, niçin tevbe ile O’na yüz tutmayalım? Hatalarımız sebebiyle o bahçeyi elimizden çıkardık ise, biz ihlas ile O’na yüz tuttuğumuz takdirde O bize daha hayırlısını ve daha iyisini verebilir” diyorlar. Allah’tan daha iyi bir bahçe hatta her türlü bela ve felaketten azade olan âhiret cennetini istiyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, tüm varlıklarıyla Allah’a yöneldiklerini; tüm rağbetlerini münhasıran O’na çevirdiklerini; yalnızca O’nun rızâsına ermek, bundan böyle her zaman O’nun için hedeflemek iştiyakında olduklarını ifade ediyorlar: “Biz bundan böyle Rabbimizi, O’nun hoşnutluğunu arzuluyoruz! Verir vermez, alır almaz biz ona karışmayız. Biz ancak O’nun rızâsını isteriz” diyorlar.

Son sahne: Dünya azabı böyledir. Bilenleri, iyi anlamak ve kavramak kabiliyetinde olanları böyle dünyada uyandırır, yola getirir, hakka teslim ettirir; daha büyük tehlikeden korunmasına ve daha büyük hayra ermesine sebep olur. Allah Teâlâ’nın bela vermesinin, acı azab ile cezalandırmasının hikmeti de budur. Âhiret azabı ise daha büyüktür. Âhiret azabı mala yok canadır. Geçici değil ebedîdir. O bir kere başa geldikten sonradan intibahın faydası yoktur. İntibah arttıkça onun şiddeti artar.  Âhiret azabı sondur, o tecrübeye gelmez, artık tüm tecrübeler onda halsiz, neticesini vermiş olur. Keşke halk bu gerçeği bilip uyansalar, Allah’a dönseler, O’na reel anlamda kulluk etseler. Bu bahçe sahiplerinin, oysa facia geldikten sonradan intibaha geldikleri gibi, bunlar böyle bir akibete uğramadan ve hatta âhiret azabıyla yüz yüze gelmeden intibaha gelseler kendileri için çok daha uğurlu olacaktır.

Çünkü:

Kalem Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Kalem Suresi 33. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/kalem-suresi-33-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.