Kalp Şehrinin Anahtarı
banner121

Gönül fethedilirse, yürek şehrinin anahtarı kendiliğinden ikram edilir. Yâ Rabbi; kalbimizi îman nûru ile aydınlat, zihnimizi îman ile arındır ve amelimizi îman etmiş mü’mine yaraşır hâle getir! Âmin.

“Çocuklarla 7 yaşına değin oynayın, şakalaşın. 7-15 yaş arası arkadaş olun. 15 yaşından sonra kararlarınızla ilgili onlarla istişare edin.” (Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh-)

Kur’ân, hadis ya da sahâbe hayatlarını okurken; “Hayatıma nasıl tatbik edebilirim? Hayatım İslâm’la nasıl güzelleşir?” şuurunda olmamız gerekir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- insanları nasıl irşâd etmiş; düşünelim biraz, ne dersiniz?

Ashâb-ı kirâmdan bahsederken onları zihnimizde genellikle yetmişli yaşlarda, saçı sakalı beyazlamış bir tür olarak tasavvur ediyoruz herhâlde… Büyüklüklerine, şanlarına, olgunluklarına yaraşan budur diye olasılıkla… Fakat durum pek böylece değil!

Enes -radıyallâhu anh- şöyle buyuruyor:

“Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye geldi. Ashâb içinde Hazret-i Ebûbekir’den başka saç ve sakalında beyazlıklar olan kimse yoktu.”1

En hoş çağında îman edip tebliğ yapan, cihad için yarışan bir tür! Nasıl fethedilmişti ama gönülleri, bu yüce din onların o pâk gönülleri ile dünyaya yayılmıştı?

GENÇLİĞİN DİNLE BAĞLARININ “GERGİN” VEYA “GEVŞEK” OLMASININ SEBEBİ NE OLA?

Peki, âhir vakit nesli olan gençliğin dinle bağlarının “gergin” ya da “gevşek” olmasının sebebi ne ola?

Çocuk ve gencin dilini yakalamanın en güzel yolu; onu kulak vermek, gündemini meşgul eden konuyu anlamaktır. Başkasının yanına yapılan tavsiye, eleştiri gibi yaralayıcı olabilir. Nasihatin de bir üslûbu var elbet… Bir gönlün nasihate açık ve alıcı olabilmesi için o gönlün önce fethedilmesi gerekir.

Öbür algılarla ve hassasiyetlerle varlığını ispat etmeye çalışan gençleri kim yetiştirdi? Âileleri değil mi? Öyleyse görünüm ve hafıza dünyası olarak bu değin uçurum nasıl oluştu acaba?

“-Ben gönlümce (nefsime kadar) yapamadım/yaşayamadım; çocuğum yapsın, o daha genç! Hevesini alsın, daha sonra düzelir!” fikri, nefsin ve şeytanın ortaklığı ile resmileşmiş kocaman bir kandırmacadır, büyük bir tuzaktır. Zira her nefis, dîninin, kültürünün, yaşadığı toplumun değerleri ile belli bir sınır ister. Hudut yahut, haddi dinmek kaçınılmazdır.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, câhiliyenin en karanlık vaktinde Güneş misâli doğmuştur. Ama yeni dînin prensiplerini baskıcı ve zorlayıcı bir üslûpla yok, tedrîcen ve iknâ aracılığıyla öğreterek yerleştirmiştir. 23 yılda ikmâl edilen din, hayata ilmek ilmek işlenmiştir. O hâlde çocukların da gelişim süreci buna göre yapılandırılmalıdır. İbn-i Haldun’a;

“-Efendim çocuklarımızı nasıl edep edelim?” diye sorarlar.

“-Çocuklarınızı edep etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyeceklerdir. Kendinizi terbiye edin yeter!” der.

Yani önce “rol model” olmalı. Çocuk namazın otokontrol sistemi olduğunu anne/babada görebilmeli. Çocuğun gözünde namaz, dünyanın tüm işini bir kenara itip:

“-Sana geldim Rabbim!” diyecek kadar öncelikli ve önemli bir sevdâ olmalı.

Oruç; açlığın ötesinde, ahlâkî bir arınma ve kendini başkasının yerine geçen kimse (empati) yeteneği geliştirmeli. Nîmete şükür şuurunu oturtmalı. Her ibadet, davranışlara çekicilik katmalı. Meselâ; çocuğun yanına insafsızca şunu-bunu çekiştiren bir ebeveyn, “Din, hoş ahlâktır!” diye anlatsa da, bu söz havada kalır, anne-babanın yaptıkları çocuğa tesir eder.

TAVUK VE KARTAL KISSASI

Hikâye bu ya! Dört tavuk, bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çalar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, kümeste yer alan öteki tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşünürler. Zamanla yumurtayı getirenler de gerçeği unutur. Onlar da yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inanmaya başlarlar.

Yetim yumurtaya bir anne bulunur, kuluçka başlar. Kısa zamanda yumurta kırılır, içinden simsiyah, kanatlı, ilginç gagalı alışılmadık bir tavuk(!) çıkar. Herkes mutludur. Böylesini öncelikle görmüşlerdir çünkü… Anne tavuk, yavrusuna ders vermeye başlar:

“-Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye; arpayı, buğdayı böyle…”

Anne tavuk, her gün yeni şeyler öğretir yavrusuna. Büyük tavuk annesinin her söylediğini yapar. Anne tehlikelere karşı da nasıl davranacağını öğretir yavrusuna…

Büyük tavuk büyüdükçe güzelleşir. Oldukça uzun kanatlara sahiptir. arada bir öteki tavuklar, kanatlarına bakmaya gelirler.

Bir gün anne tavuk, yavrusuna, havadan gelen tehlikelere karşı kendisini nasıl savunacağını anlatırken, büyük tavuğun gözü, gökyüzünden süzülerek geçiş yapan bir canlıya ilişir.

“-Anneee! Bu ne?” diye sorar.

“-O kartal yavrum, kuşların padişahı!”

“-Ne de hoş uçuyor.”

“-Evet yavrum. Lakin sen ona bakma, özenme. Senden önce baban, deden, amcan da özendi; ama hiçbiri onun gibi uçamadı. Sen tavuksun ve öyle yaşamalısın.” der.

O günden sonra büyük tavuğun ömrü, arka bahçede kartalın görkemli geçişini izleyerek geçer. Her seferinde “Keşke ben de bir kartal olup uçabilseydim!” der.

Yine bir gün siyah kanatlı, büyük tavuk(!), görkemli kartalı izlerken ölüp gider. Onu bir tavuk gibi defnederler. Hakikatte ise ölen bir kartaldır.

Müslüman genç, dîninin dinamiklerini, dîninin hayat tarzı olduğunu idrak edemeyince, başka akımlara yöneliyor. “Şunlar hayvan sever, bunlar insana bedel verir, yogayla rahatladım, meditasyonla aydınlandım!” der durur.

Dînimiz zaten ahlâk üstüne inşâ edilmiş; Marifetli’sından dolayı yaratılanı sevmeyi tavsiye etmiştir. Yani kartal olduğunu bilse tavuk gibi yaşamaya uğraşmaz!

Peki, ne yapalım? Ilk Kez kartal yuvasına girip yumurta çalacaklara kapıyı kapatmalı. Nasıl mı? Hayatımızı Kur’ân ve Sünnet ışığında şekillendirip inancımızla bağdaşmayan şeyleri hayatımıza dâhil etmeyerek! Davetli olarak bile evimize almayacağımız kimseleri (dizileri, filmleri, yarışmaları vb); evimizin baş köşesinde ağırlamaktan sözünden dönmek, birincil adım...

Nurettin Topçu’nun dediği gibi; “İnsan kötüyü iki sebepten nedeniyle bilmemelidir. Bir; bilirse yapar. İki; yapmasa bile yapmamak için enerji sarf eder ve iyiliğe gücü kalmaz.”

Bu zamanda bilmemek muhtemel mü? Elimizdeki telefonla, bir tıkla dünya önümüzde... Manâlı olan; her alanda, sarsılmaz bir şahsiyetle İslâm kimliğini muhafaza yapabilmek …

Yine ebeveynler, ufak yaşlardan itibaren, çocukları için sosyal çevre oluştururken, dînî hassasiyetleri göz önünde bulundurmalı, bu hassasiyetler üzerine çocuklarına fikirleri sorulmalı, yargılamadan dinleyip zihnindeki sorulara yanıt bulması sağlanmalı…

Gençken, kan çılgın çılgın akarken, eğlenceli bir yaşam cazip gelebilir. Çocuklara bu sebeple “Helâl daire, keyfe kâfidir!” düsturu ile seçenekler sunulmalı. Meşrû şartlar içinde başarılar, hicrî yılbaşı ve kandiller kutlanmalı oysa, özenme ihtimali ortadan kalksın.

Yine İslâmî değerlerin temel olduğu gençlik merkezlerindeki faaliyetlerle helâl sınırlar içinde neşe saçan zamanların tadına varması sağlanmalı. Din; yasaklayan, biteviye, katı diye olumsuz lanse edilmeye çalışılırken, çocuk âilesinde dînin refah limanı, temiz ve helâlinden bir yaşam tarzı olduğunu görerek büyürse, rûhen iki dünya arasında gidip gelmez.

Aslında karmaşa şöyle ortaya çıkıyor. Çocuk taklîdî îmâna sahip, inanç var. Hayat tarzındaki derme çatma kısımlar dinle bağdaşmıyor. Öteki yandan da zihninde yapmak istediği, lakin dîne aykırı olduğunu bildiği şeyler dolaşıyor. Amel, kalp, zihin öbür tellerden çalınca, keşmekeş meydana geliyor. Ancak îman; kalbin ve zihnin kabûlünün amele yansımasıdır.

Değer verdiğim bir hocamın şahit olduğum tutumunu misal olması açısından paylaşmak isterim:

“-Seni mescitte göremiyorum, bu ara yavrum!” dedi gence. Aramızdaki muhabbete binâen:

“-Kulağından tutup götürün hocam!” dedim. Gülüştük birazcık. Hocam gence sımsıkı sarılıp:

“-Yoook, ben onu fakat gönlünden tutarım!” dedi.

İşte bütün da beklediğim cevaptı bu. Gönül fethedilirse, kalp şehrinin anahtarı kendiliğinden ikram edilirdi Fâtih’e çünkü…

Yâ Rabbi; kalbimizi îman nûru ile aydınlat, zihnimizi îman ile arındır ve amelimizi îman etmiş mü’mine yaraşır hâle getir! Âmin.

1 Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 45.

Kaynak: Ayşenur SEVER, Şebnem Dergisi, Mayıs 2022, Rakam:207

İslam ve İhsan

Çocuklar Nasıl Edep Edilmelidir?

11 MADDEDE ÇOCUK TERBİYESİ

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/kalp-sehrinin-anahtari.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.