Mevlid-i Şerif'in Hikayesi
banner121

Sözlükte “doğum yeri ve zamanı” anlamına gelen mevlid kelimesi, Hz. Peygamber’le ilgili ana kullanımı yanında zamanla tasavvuf çevrelerinde Darı başta elde etmek üzere Arap dünyasında velîlerin doğum yıl dönümlerini de kapsayacak şekilde geniş bir anlam kazanmıştır. Mevsim kelimesi de Arap ülkelerinde keza mevlidi keza öteki bayram kutlamalarını ifade eden geniş bir mâna taşır.

Resûl-i Ekrem, İslâm tarihçilerinin çoğuna tarafından Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe’nin Kâbe’yi devirmek üzere Mekke’ye saldırdığı ve Fil Vak‘ası denilen olayın meydana geldiği sene doğmuştur. Bu hususta manzara ayrılığının bulunmadığı rivayet edilir. Araplar’da “nesî” geleneğini göz önüne alanlara kadar bu tarih milâdî 569, diğerlerine tarafından ise 570 veya 571’dir.

Yine genelde kabul edildiğine göre Rebîülevvel ayının 12’sinde ve gündüz dünyaya gelmiştir. O sene ilkbahar mevsimine rastlayan bu ayın iki, sekiz, on veya on yedinci gününde doğduğuna dair rivayetlerle sabaha karşısında dünyaya geldiğine dair rivayetler de vardır (İbn Kesîr, I, 198-203; Şâmî, I, 401-405; DİA, XIII, 71). Doğumun pazartesi günü olduğu ise daha sahih rivayetlere dayanmaktadır (aş.bk.). Keza doğum gününün milâdî takvime kadar 20 Nisan’a eşit geldiği söylendiği gibi bunun içten olmadığını ileri sürenler de bulunmaktadır (İbn Kesîr, I, 201; Şâmî, I, 405).

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİNDE MEVLİD

Hz. Peygamber’in sağlığında onun doğum yıl dönümü kutlanmadığı gibi Hulefâ-yi Râşidîn dönemiyle Emevî ve Abbâsî devirlerinde de mevlidle ilgili bir uygulamaya rastlanmamaktadır. Aslında ilk iki halife zamanında fetih hareketleriyle uğraşılması, son iki halife döneminde iç karışıklıkların hüküm sürmesi ve Emevî ile Abbâsî yönetimlerinde de Resûlullah soyuna destek anlamına gelecek olması sebebiyle böyle bir kutlamaya koşullar uygun değildi.

Mısır’da Şiî Fâtımî Devleti kurulunca, soyundan geldiklerini söyledikleri Hz. Peygamber’in doğum sene dönümü Muiz-Lidînillâh döneminden (972-975) itibaren resmen kutlanmaya başlanmıştır. Bunun yanında Hz. Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin ve o günkü halifenin mevlidleriyle (mevâlid-i sitte) receb, şâban ve ramazan aylarındaki kandiller, ramazan ve kurban bayramlarıyla diğer bir takım kutlamalar bu dönemde zengin bir şölen geleneği oluşturmuştur (bk. İbnü’t-Tuveyr, s. 211-223).

FATIMİLER DÖNEMİNDE MEVLİD

Fâtımîler zamanındaki törenlerde evvelden zorunlu hazırlıklar yapılır, rebîülevvel ayının 12. gününde sabahtan açmak üzere öğleye dek 300 tepsi helva kādılkudât ve dâidduât başta olmak üzere kurrâ, hatipler ve öteki görevlilere dağıtılırdı. Halifenin öğle namazını kılmasının gerisinde kādılkudât ve diğer görevliler topluca Ezher Camii’ne gider, burada hatim okunduktan sonra “manzara” adı verilen tören yerine geçerlerdi. Kahire valisi düzeni temin etmek üzere önceden yerini alırdı. Halife de maiyetiyle birlikte gelir, önce kādılkudâtı, peşinde sâhibülbâbı ve sonradan diğerlerini selâmlardı.

Tören Kur’lahza tilâvetiyle başlardı; ardındaki sırasıyla Enver (Hâkim), Ezher ve Akmer camileri hatipleri birer hutbe okuyup halife için dua ederlerdi. Bu sırada kurrâ tilâvetini sürdürürdü. Hutbelerden daha sonra halife törendekileri her yerde selâmlayınca resmî kutlama işlenmiş olurdu. Diğer beş mevlid de bu şekilde kutlanırdı (a.g.e., s. 217-219; Kalkaşendî, III, 576; Makrîzî, I, 433).

Bu kutlamaların üstteki seviye görevlilerin katıldığı bir devlet töreni çerçevesinde yapıldığı ve halkın geniş bir katılımının olmadığı anlaşılmaktadır (Shinar, s. 373). Özellikle Sünnî çoğunluğun kutlamalara iştirak etmediği bilinmektedir (ER, IX, 292). Fâtımîler vaktinde Hz. Peygamber’in ve Ehl-i beyt’in doğum sene dönümlerinin kutlanması dinî hassasiyet yanında siyasî meşruiyet açısından da yük taşıyordu. Halifeler üzerinde geniş nüfuzu yer alan ve yönetime hâkim olan Bedr el-Cemâlî’den sonra onun yerine vezir olan oğlu Efdal, Halife Müsta‘lî-Billâh vaktinde (1094-1101) Hz. Hasan ve Hüseyin’in mevlidleri dışındaki dört mevlidi yasaklamış, ancak Efdal’in ölümüyle vezirliğe gelen Me’mûn el-Batâihî, Âmir-Biahkâmillâh devrinde 517 (1123) yılında bu törenleri her tarafta başlatmıştır.

EYYUBİLER DÖNEMİNDE MEVLİD

Eyyûbîler vaktinde birçok bayram ve tören kaldırıldığından mevlide de özen gösterilmediği ve halkın bunu evlerinde kutladığı anlaşılmaktadır. Ancak Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin kayınbiraderi Erbil Atabegi Begteginli Muzafferüddin Kökböri (1190-1233) mevlidi büyük törenlerle bitmiş kutlamaya başlamıştır. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin bir kutlama sırasında 5000 koyun, 10.000 tavuk, 100 beygir indirimli, 100.000 tabak yemek ve 30.000 tepsi helva dağıtıldığını kaydetmesi törene katılanların sayısı hakkında bir fikir vermektedir.

Ulemâ ve tasavvuf ehlinin ileri gelenleri bu törenlerde hazırlanmış bulunur, Kökböri kendilerine hil‘atler giydirir ve hediyeler verirdi. Sûfîler de öğle vaktinden fecre dek zikir ve semâ meclisleri düzenlerdi. Hankahta 800-1000 değin sûfî toplanır, Kökböri de aralarında yer alırdı. Her yıl mevlid törenleri için harcanan paranın 300.000 dinarı bulduğu kaydedilmektedir (Mirʾâtü’z-zamân, VIII, 681, 683; Süyûtî, s. 43-44; Şâmî, I, 439-440). İbn Hallikân muharremden başlamak üzere rebîülevvel ayına kadar Bağdat, Musul, Cezîre, Sincar, Nusaybin gibi şehirlerle Acem memleketlerinden Erbil’e birçok fakih, sûfî, vâiz, kurrâ ve şairin akın ettiğini belirtir. Törenlerin yapılacağı yerde sultan, ümerâ ve devletin öteki ileri gelenleri için her biri dört veya beş bölümden meydana gelen yirmi kadar ahşap sığınak (kubbe) yapılarak safer ayı başlarında süslenir, hepsine ayrı olarak enstrüman çalan kimse ve şarkıcılarla gölge oyunu oynatan gruplar yerleştirilirdi. Kökböri her gün ikindi namazından sonra barınakları dolaşıp halkın da katıldığı eğlenceleri seyrederdi.

Hz. Peygamber’in doğum günüyle ilgili farklı görüşler sebebiyle bir sene rebîülevvelin sekizinde, bir sene da on ikisinde kutlanan mevlidden iki gün önce çok sayıda kurbanlık hayvan meydana getirilerek kesilir ve kazanlar kaynatılırdı. Mevlid gecesi Erbil Kalesi’nde akşam namazının arkasından zikir ve semâ meclisi düzenlenir, sultan da mum alayı ile hankaha gelirdi. Hil‘atler mevlid sabahı sûfîlerin elleri üzerinde kaleden hankaha getirilir, âyan ve halkın hazır bulunduğu geniş bir meydanda ordu geçit resmi yapar, vaaz verilir, bu sırada hil‘atler dağıtılır, yemekler yenirdi. Akşam tekrar hankahta zikir ve semâ meclisi düzenlenirdi. Sona eren kutlamaların arkasından misafirler memleketlerine dönmeye başlardı (Vefeyât, IV, 117-119; Shinar, s. 374). Endülüslü muhaddis ve tarihçi İbn Dihye el-Kelbî, 604 (1207) yılında Erbil’e uğradığında Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümünün büyük törenlerle kutlandığını görünce et-Tenvîr fî mevlidi’s-sirâci’l-münîr adlı eserini yazarak Muzafferüddin Kökböri’ye ibraz etmiş, Kökböri de kendisine 1000 dinar ihsanda bulunmuştur (İbn Hallikân, III, 449-450; Süyûtî, s. 42-43).

Kökböri zamanındaki kutlamaların Fâtımîler’den ayrı olarak hazırlıklarıyla birlikte uzun bir zaman dilimine yayıldığı, bir şenlik havası içinde halkın geniş katılımıyla gerçekleştiği ve merasimlerde özellikle tarikat mensuplarının rolü dikkat çekmektedir. Ebû Şâme el-Makdisî, mevlid kutlamasını ilk kez Musullu sûfî Ömer b. Muhammed el-Mellâ’ın kendi zâviyesinde yaptığını, Kökböri’nin de bunu örnek alarak mevlid törenlerini başlattığını belirtir fakat (el-Bâʿis̱, s. 96; Şâmî, I, 443) bu husus laf konusu törenlerde tasavvuf erbabının rolünü de açıklar. Mevlid uygulamasını ilk defa Kökböri’nin başlattığına dair bir takım kaynaklarda zikredilen bakış ise (Süyûtî, s. 42; Şâmî, I, 439) bu kutlamaların geniş katılımlı özelliğinden kaynaklanmış olmalıdır.

Endülüslü seyyah İbn Cübeyr, 579’da (1183) Mekke’de gördüklerini anlatırken Resûl-i Ekrem’in doğum yıl dönümünde doğduğu evin ziyarete açıldığını belirtir (er-Riḥle, s. 92; Mekke’deki kutlamalar için ayrıca bk. Kaptein, LXIX/2 1992, s. 193-203). Bu ev daha önce Hârûnürreşîd’in annesi Hayzürân tarafından tamir ettirilip mescide çevrilmişti (İbn Kesîr, I, 200).

MEMLÜKLER DÖNEMİNDE MEVLİD

Memlükler döneminde Darı’da mevlid kutlamaları tüm ihtişamıyla devam etmiştir. Rebîülevvel ayının girişinden itibaren başlatılan kutlamalar esnasında donanma mensupları göre Kahire Kalesi’nde kurulan merasim çadırı en hoş kumaşlardan yapılır, içine değerli yaygılar serilir, koltuklar konurdu. Mevlid günü ikindi namazından daha sonra Mısır Abbâsî halifesi, dört mezhebin başkadıları, ilim ve tasavvuf ehli, emîrler ve kumandanlar, devlet adamları, halkın ileri gelenleri, komşu ülkelerden gelen temsilciler kaleye gelerek tören çadırındaki yerlerini alırlardı. Önce Kur’lahza tilâvet edilir, gerisinde vaazlar verilir, tarikat mensupları tarafından zikir ve evrâdlar okunur, sonra yemek yemek yenirdi. Bu sırada sultana tebrikler sunulur, o da devlet ricâline, ulemâ ve tasavvuf ehline hil‘beygir ve hediyeler verir, muhtaçlara da sadaka dağıtılırdı. Bu dönemde en müthiş törenlerin el-Melikü’l-Eşref Kayıtbay zamanında (1468-1496) yapıldığı kaydedilmektedir.

Memlükler’den itibaren öncelikle Ahmed el-Bedevî ve İbrâhim ed-Desûkī gibi bölgenin meşhur velîleri edinmek üzere diğer önde gelen şahsiyetlerin doğum yıl dönümleri için de mevlid terimi kullanılmaya başlanmıştır (Geoffroy, s. 106). Çoğunun vefat tarihi bilinmediğinden bu mevlid törenlerinin kayda değer bir kısmı velîlerin vefat sene dönümünde yapılırdı. Velînin şahsiyetine tabi olarak törenler bir gece, bir gün, bir hafta veya sekiz gün devam ettiği gibi bir kısmı ufak bir semtte yoksa mesken merkezinde, bazıları da büyük şehirlerde ve yöresel çapta icra edilirdi.

Meselâ Ahmed el-Bedevî’nin Tanta’daki mevlidi, tarikat mensuplarının uzak memleketlerden gelerek katıldıkları en topluluk merasimlerden biriydi (Winter, s. 179-180). Evliya Çelebi, öncelikle Ahmed el-Bedevî, İbrâhim ed-Desûkī, İbrâhim Gülşenî ve İmam Şâfiî’nin mevlidleri olmak üzere çoğu mevlid hakkında data vermektedir (Seyahatnâme, X, 463-476). Mevlid sahibinin kişiliği, kutlamaların mahiyeti vb. sebeplerle törenlere katılanların özellikleri de farklılık arzediyordu. İlmî kişiliği ağır basan şahsiyetlerin mevlidine özellikle ulemâ katılırken meselâ sûfî şair İbnü’l-Fârız’ın mevlidinde daha çok yoksul kesimler, İbrâhim Gülşenî’nin mevlidinde ise Türkler ilk olarak edinmek üzere seçkinler bulunmuştu (Winter, s. 180). Mısır’da Fransız hâkimiyeti döneminde Nakîbüleşraf Halîl el-Bekrî’nin evinde mevlid kutlamalarının yapıldığı ve Napolyon’un bunlara katıldığı belirtilmektedir (Abdurrahman er-Râfiî, s. 254-255). Eski ihtişamını ve resmî desteğini kaybetmiş olsa da bu mevlid törenleri günümüzde de devam etmektedir.

KUZEY AFRİKA'DA MEVLİD

Kuzey Afrika’da (Mağrib) önceleri mevlid anma âdeti yokken bunlar birincil kere kadı ve muhaddis Ebü’l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Hüseyin es-Sebtî el-Azefî (ö. 633/1236) kadar halkın hıristiyan bayramlarını kutlamasını önlemek nedeniyle icra edilmeye başlanmıştır. Azefî’nin yazmaya başlayıp tamamlayamadığı ed-Dürrü’l-munaẓẓam fî mevlidi’n-nebiyyi’l-muʿaẓẓam adlı eserini oğlu ve Sebte hâkimi Ebü’l-Kāsım Muhammed b. Ahmed el-Azefî ikmal etmiştir (Makkarî, I, 39, 243; II, 374-376; EI2 Suppl. İng., s. 111).

Bu devirde özel bir ilgi gösterilen uygulama zamanla Kuzey Afrika ve Endülüs’te yaygınlık kazanmış, hükümdarlar ve yöneticiler mevlid kutlamalarına büyük önem vermiştir. Mevlidin birincil kez Fas Sa‘dîler Sultanı Ebü’l-Abbas Ahmed el-Mansûr zamanında (1578-1603) resmî bayram olarak kutlanmaya başlandığına dair bilgi (Ali el-Cündî, s.141) yanlış olup bu hata Makkarî’ye atıf yapılmasından da anlaşılacağı üzere ad benzerliğinden kaynaklanmıştır.

Nitekim Makkarî daha önce Merînî Hükümdarı Ebû İnân (1348-1358) kadar her yıl mevlid kutlamaları yapıldığını (Ezhârü’r-riyâż, I, 39), Cezayir’de Abdülvâdîler (Zeyyânîler) Hükümdarı II. Ebû Hammû Mûsâ b. Yûsuf’tan (1359-1389) söz edilirken onun zamanında ve daha önce Mağrib ve Endülüs hükümdarlarının mevlid kutlamalarına özen gösterdiklerini kaydetmektedir (a.g.e., I, 243). Ama Ahmed el-Mansûr’un başşehir Merakeş’te mevlidi Eyyûbîler döneminde Erbil’de yapıldığı gibi ihtişamlı törenlerle kutladığı (Fiştâlî, s. 235-252; İfrenî, s. 145-157; Shinar, s. 378-380), bu konuda Osmanlılar’a özendiği ve hatta soyundan geldiklerini söyledikleri Hz. Peygamber’in mevlidine onlardan daha fazla yük verdiğini göstermeye çalıştığı (İbrâhim Harekât, s. 259), Ebû Hammû’nun da kutlamaları son derece abartılı tören ve eğlencelerle yaptığı, kendisinin her yıl Resûl-i Ekrem’i öven ve ilk kez bu törenler sırasında okunan bir kaside yazdığı bilinmektedir (Makkarî, I, 243-245). Alevîler hânedanına mensup hükümdarlardan Mevlây Abdurrahman (1822-1859) ve Mevlây Hasan’ın da (1873-1894) gösterişli kutlamalar düzenledikleri kaydedilir (Shinar, s. 381-382).

Fâtımîler’de olduğu gibi Fas’taki Sa‘dîler ve Alevîler gibi şerif sülâlesinden gelen hükümdarlar için de mevlid kutlamaları bununla beraber siyasî bir prestij unsuruydu. Mevlid kutlamaları, Mâlikî fukahasının sert muhalefeti nedeniyle Tunus’ta Hafsîler sarayında Fas’takinden takriben bir asır daha sonra Sultan Ebû Fâris Abdülazîz el-Mütevekkil devrinde (1394-1434) yapılabilmiştir (Shinar, s. 394; bu ülkede değişik dönemlerdeki kutlamalar için bk. Muhammed b. el-Hoca, s. 236-246). Özellikle Tunus’ta Osmanlı hâkimiyetindeki son beylik olan Hüseynîler zamanında Osmanlılar örnek alınarak mevlid bir devlet törenine dönüştürülmüştür. Tunus’ta Fransız işgali döneminde bu kutlamalar devam etmiş, hatta sömürge valisi de törenlere katılmıştır (Kavas, s. 563).

OSMANLI'DA MEVLİD KUTLAMALARI

Osmanlı Hükümdarı III. Murad, 996 (1588) yılında merasimle mevlid kutlamalarını başlatmakla birlikte resmî olmasa da Osmanlı Devleti’nde kutlamaların bundan önceki dönemlerde de yapıldığı bilinmektedir. Sultan Ahmed Camii’ndeki kutlamalarda padişah, sadrazam, şeyhülislâm, vezirler, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, diğer mülkî ve askerî erkânla ulemâ resmî kıyafetleriyle hazır bulunurdu (aş.bk.). Balkanlar’ın fethiyle birlikte bu coğrafyada da mevlid törenleri yapılmaya başlanmış olmalıdır. Zira Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Camii’nin 938 (1531) tarihli vakfiyesinde mevlid için yılda 300 dirhem tahsisat ayrıldığı görülmekte, bölgedeki öteki camilere ait vakfiyelerde ya da şahsî vasiyetnâmelerde de benzeri kayıtlara rastlanmaktadır (Okiç, sy. 1 1976, s. 23, 36-37).

Eyüp Sabri Paşa’nın kaydettiğine kadar Rebîülevvelin 12’si Medine’de resmî tatil olup kaleden toplar atılır ve o gün dükkânlar açılmazdı. İnsanlar hoş elbiseler giyerek dolaşır ve birbirini tebrik eder, bu gece Mescid-i Nebevî’de ihya edilirdi. Sabaha karşı Bâb-ı Nisâ önünde toplanılır, burada kurulan kürsü üstünde güneşin doğmasıyla birlikte beş hatipten ilki bir hadis okuyup padişah için dua eder, diğerleri sırasıyla mevlidin vilâdet, radâ ve hicret bahirlerini okurlar, sonuncusu dua ederdi. sonradan ırk ikram edilen şerbeti içip dağılırdı (Mir’âtü’l-Haremeyn, II, 101-102). Mevlid kutlaması 1910 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nde resmî bayramlara dahil edildiyse de Cumhuriyet’in ilânından sonra kaldırılmıştır. Osmanlılar’dan günümüze uzanan mevlid geleneğinde törenler büyük bir ciddiyetle yerine getirilirken Darı ve Kuzey Afrika gibi bölgelerde görülen ve dinî ölçüleri zedeleyen uygulamalardan titizlikle kaçınılmıştır.

GÜNÜMÜZDE MEVLİD KUTLAMALARI

Günümüzde mevlid, Suudi Arabistan hariç Kuzey Afrika’dan Endonezya’ya dek İslâm ülkelerinde -bazılarında resmî, bazılarında gayri resmî olarak- yaygın biçimde kutlanmaktadır. Türkiye’de yalnız ramazan ve kurban bayramları resmî bayram kabul edilmekte, lüzum mevlid lüzum diğer kutsal gün ve geceler münasebetiyle camilerde, evlerde ibadet âdâbı içinde Kur’ân-ı Kerîm, Süleyman Çelebi’nin mevlidi, kaside ve ilâhiler okunmaktadır. Son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın ortaklaşa düzenlemesiyle Hz. Peygamber’in mevlidi “Kutlu Doğum Haftası” adıyla Türkiye’de, Türk dünyasında ve Balkanlar’da çok yönü olan etkinliklerle kutlanmaktadır.

Mevlid kutlamaları esnasında Resûl-i Ekrem’in doğumunu anlatan, giderken methini de taşıyan ve genelde “mevlid”, Kuzey Afrika’da ise “mevlidiyye” olarak anılan şiirlerin okunması gelenek halini almıştır. Bunların en meşhurları arasında Arap dünyasında Kâ‘b b. Züheyr’in Ḳaṣîdetü’l-bürde’si, Bûsîrî’nin benzer adla da anılan el-Kevâkibü’d-dürriyye fî medḥi ḫayri’l-beriyye ve el-Ḳaṣîdetü’l-hemziyye’si ile Şemseddin İbnü’l-Cezerî’nin Mevlidü’n-nebî, Ca‘fer b. Hasan el-Berzencî’nin el-ʿİḳdü’l-cevher’i (Mevlidü’n-nebî); Türk dünyasında Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-necât’ı anılabilir. Hem mevlid kutlamalarında okunmak üzere Arapça yazılı yüzlerce şiirle Bûsîrî ve Berzencî’nin eserlerinin farklı alanlara yönlendirilmiş dillere yapılan tercümeleri yanına diğer müslüman milletlerin dillerinde de çoğu mevlid kaleme alınmıştır.

MEVLİDİN FIKHİ HÜKMÜ

Hz. Peygamber vaktinde ve ondan sonraki birkaç yüzyıl boyunca kutlanmayan mevlidin dinî açıdan meşruiyeti ulemâ arasında tartışılmıştır. Mâlikî fakihi İbnü’l-Hâc el-Abderî (ö. 737/1336) bid‘beygir konularına geniş yer verdiği el-Medḫal adlı eserinde mevlidin Resûlullah devrinde ve ona son derece alt olan ashap ve tâbiîn (Selef) vaktinde kutlanmadığını, dolayısıyla bid‘beygir olduğunu söyleyerek mevcut uygulamalara şiddetle karşı çıkar.

Keza kutlamalar esnasında kıraat, zikir ve ibadet yanında enstrüman çalınıp şarkı söylenmesinin, kadın ve erkeklerin bir arada bulunmasının da dinin yasakladığı hususlar olduğunu anlatır ve mevlidin harama vesile kılındığını belirtir. İbadet yapılması, gösteri verilmesi, hadis vb. okunması halinde bile bunların mevlid niyetiyle icrasının bid‘at olduğunu kaydeden İbnü’l-Hâc buna karşılık kutlama niyeti taşımaksızın oruç tutulmasını ve Hz. Peygamber’in doğduğu bu ayın saygınlığına uygun davranılmasını nasihat eder (II, 2-33).

İbnü’l-Hâcc’ın çağdaşı olan bir öteki bir Mâlikî âlimi Tâceddin Ömer b. Ali el-Lahmî el-Fâkihânî de mevlidi bid‘beygir-ı seyyie kabul ederek ona karşısında çıkmış ve el-Mevrid fi’l-kelâm ʿalâ ʿameli’l-mevlid adıyla bir risâle kaleme almıştır. Venşerîsî, sonraki Mâlikî ulemâsından mevlide aleyhinde çıkanların görüşlerine yer verirken genellikle negatif dilekçe örneklerine atıfta bulunmuştur (el-Miʿyârü’l-muʿrib, I, 160-161; VII, 99-101; IX, 252). İbn Merzûk el-Hatîb, mevlid konusunda Mağrib ulemâsının olumlu ve olumsuz yönde iki yaklaşımda bulunduğunu, bu gecede iyi amellerde bulunup fena davranışlardan sakınmanın en uygun hitabe olduğunu belirtir (Ahmed Bâbâ et-Tinbüktî, s. 296-297).

Mevlid gecesinin mi Kadir gecesinin mi daha üstün olduğu konusundaki tartışmada İbn Merzûk’un ilkini tercih ettiği kaydedilir fakat (Venşerisî, VIII, 255; bu konuda hem bk. Muhammad Hadj-Sadok, II, 279-280) kendisi bu görüşünü açıkladığı üstelik risâle yazmıştır (aş.bk.). Bid‘atları hasene ve seyyie diye ikiye ayırmayan İbn Teymiyye (el-Fetâva’l-kübrâ, I, 372), onu peşine düşüp takip eden Vehhâbî ulemâsı ve Muhammed Abduh gibi çağdaş ıslahatçı âlimler de mevlid kutlamalarına karşısında çıkmışlardır. M. Reşîd Rızâ, Mısır’da mevlidlerde görülen çirkin uygulamaları eleştirir ve ulemâyı bu konuda gürültüsüz kalmaları yüzünden kınar. aynı zamanda mevlid kutlamasının kişisel olarak kendisine değil bu arada işlenen kötülüklere karşısında olduğunu belirtir ve bu uygulamalardan kurtuluş yollarını gösterir (bk. bibl.). Vehhâbî geleneğine mensup çağdaş âlimlerden Suudi Arabistan müftüsü Muhammed b. İbrâhim Âli Şeyh, Abdülazîz b. Abdullah b. Bâz, Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî gibi şahsiyetler her çeşit mevlid kutlamasına karşısında çıkarak bu konuda risâleler kaleme almışlardır (Resâʾil fî ḥükmi’l-iḥtifâl bi’l-mevlidi’n-nebevî, I-II, Riyad 1419/1998). Kuzey Afrika’da Cezayir gibi bir takım ülkelerde ıslahatçı âlimler mevlidin geleneksel şeklini eleştirmişlerse de yeni nesillerde inanç ve millî şuurun güçlenmesi için mevlidi yeni birtakım etkinliklerle anma yolunu benimsemişlerdir (Shinar, s. 400 vd.).

Ebû Şâme el-Makdisî (ö. 665/1267), İbn Abbâd en-Nefzî er-Rundî, Şemseddin İbnü’l-Cezerî, İbn Nâsırüddin ed-Dımaşkī, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî, Şemseddin es-Sehâvî, Celâleddin es-Süyûtî, Şehâbeddin Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî ve Muhammed b. Yûsuf benzer-Şâmî gibi âlimler ise Hz. Peygamber’in dünyaya gelmesi nedeniyle sevinmenin, onun doğum günü münasebetiyle muhtaçlara yardımda bulunmanın, Resûl-i Ekrem’e dair şiirler okumanın, güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın birer hoş amel olduğunu, dolayısıyla mevlid kutlamalarının bid‘beygir-ı hasene sayılması, ırk arasında görülen ve dinen hoş karşılanmayan davranışların bundan farklı düşünülerek önlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir (Şâmî, I, 439-454; Ali el-Cündî, s. 129-133). Süyûtî, Ḥüsnü’l-maḳṣid fî ʿameli’l-mevlid adlı risâlesinde İbnü’l-Hâc ile Fâkihânî’nin eleştirilerine cevap verir ve yukarıda adı geçen âlimlerden bazılarının görüşleriyle kendi kanaatini destekler.

PAZARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN FAZİLETİ

Bu âlimlere kadar Hz. Peygamber kendisine pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulduğunda, “Bu benim doğduğum ve bana vahiy indirilen gündür” diyerek (Müsned, V, 297, 299; Müslim, “Ṣıyâm”, 197; Ebû Dâvûd, “Ṣavm”, 54) bir bakıma bugüne tartı atfetmiştir.

Resûl-i Ekrem, Medine’de yahudilerin 10 muharremde oruç tuttuğunu görür görmez sebebini sormuş, onların bunun Firavun’un boğulduğu ve Hz. Mûsâ’nın kurtulduğu gün olduğunu söylemeleri üzerine kendisinin bunu yapmaya daha lâyık olduğunu belirterek oruç tutmuş ve ashaba da oruç tutmalarını öğüt etmiştir (Buhârî, “Ṣavm”, 69; Müslim, “Ṣıyâm”, 127-128). Bu husus, muhakkak bir günde bir nimete nâil olma veya belâdan kurtulma nedeniyle o günü kutlama ve şükür nişanesi olarak sâlih amellerde bulunmanın iyi bir tavır olduğunu gösterir (Şâmî, I, 444). Sehâvî de hıristiyanların kendi peygamberlerinin doğum gününü büyük bir bayram halinde kutladıklarını belirterek müslümanların böyle bir kutlamaya daha lâyık olduklarını söyler (et-Tibrü’l-mesbûk, s. 14).

MEVLİD KUTLAMALARINA OLUMLU BAKAN ALİMLER

Mevlid kutlamalarına olumlu bakan âlimler, kendisine Hz. Peygamber’in doğum haberini getiren Süveybe adlı kölesini âzat eden Ebû Leheb’in, ölümünden sonra ailesinden biri göre rüyada görülerek bu davranışı nedeniyle her pazartesi gecesi azabının hafifletildiğini ona söylediğine dair bir haberi (Buhârî, “Nikâḥ”, 20; Şâmî, I, 444-445), keza içinde Resûlullah’a vahiy indirildiğinden Kur’lahza’da Kadir gecesine atfedilen önemin tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in dünyaya geldiği gün için ilk önce geçerli olacağı hususunu da görüşlerine takviye olarak gösterirler (Muhammad Hadj-Sadok, II, 278-279). Oysa iman etmeden ölenlerin tüm amellerinin âhirette nafile gideceğine dair âyetlerin (el-Mâide 5/5; el-En‘âm 6/88; Hûd 11/16) kanıt gösterilmesi yanına rüya üzerine hüküm dayandırılamayacağı ve Kadir gecesinin önemi hakkındaki ilâhî teyidin mevlid hakkında laf konusu olmadığı ileri sürülerek bu gerekçelere karşısında çıkılmıştır.

MEVLİDE KARŞI OLAN ALİMLER

Mevlide karşısında olan âlimlerin bu yaklaşımlarında kendi zamanlarındaki kutlamalarda görülen negatif davranışların büyük rolü vardır. İbnü’l-Hâcc’ın Mısır’daki uygulamalara yaptığı atıflar yanına tarihçi Cebertî’nin (ö. 1240/1825) kendi zamanındaki mevlid kutlamalarının evliyanın kabirlerini ziyaret yanına ticaret, yolculuk ve ziyafet gibi amaçlar taşıdığını (ʿAcâʾibü’l-âs̱âr, IV, 3), her meşrepten bid‘beygir ve tarikat ehlinin katıldığı törenlerde şiir, zikir ve enstrüman seslerinin birbirine karıştığını, camilerin âdeta alışveriş, sohbet, oyun ve ziyafet mekânı haline getirildiğini, bu mekânların yenilip içilen şeylerle kirletildiğini, erkeklerle kadınlar aralarında hoş olmayan davranışlar görüldüğünü belirtmesi de (a.g.e., III, 39-40) ulemânın Mısır’da mevlid kutlamaları konusundaki eleştirilerini haklı çıkaracak mahiyettedir. Hatta Cebertî, Şeyh Abdülvehhâb b. Abdüsselâm el-Afîfî’nin mevlidinden söz ederken çevredeki şehirlerden gelen bir takım kimselerin her türlü fuhşu irtikâp ettiklerini, ulemânın ve önde gelen şahsiyetlerin bunlara aleyhinde çıkmadan kutlamalara katılmasının onay anlamı taşıyacağını belirterek onları ağır şekilde eleştirir (a.g.e., I, 220).

MEVLİDİN DİNİ HÜKMÜ

Mevlidin dinî hükmünden ve mevlid kutlamalarından bahseden müstakil eserlerden bazıları şunlardır: İbn Dihye el-Kelbî, et-Tenvîr fî mevlidi’s-sirâci’l-münîr; Tâceddin Ömer b. Ali el-Fâkihânî, el-Mevrid fi’l-kelâm ʿalâ ʿameli’l-mevlid; Ebü’l-Kāsım el-Azefî, ed-Dürrü’l-munaẓẓam fî mevlidi’n-nebiyyi’l-muʿaẓẓam; İbn Merzûk el-Hatîb, Cene’l-cenneteyn fî şerefi (fażli)’l-leyleteyn (mevlid ve Kadir geceleri hakkındadır); İbn Nâsırüddin ed-Dımaşkī, el-Mevridü’ṣ-ṣâdî fî mevlidi’l-hâdî ve bunun muhtasarı el-Lafẓü’r-râʾiḳ fî mevlidi ḫayri’l-ḫalâʾiḳ; İbn Hacer el-Heytemî, Mevlidü’n-nebî; Süyûtî, Ḥüsnü’l-maḳṣid fî ʿameli’l-mevlid; Muhammed b. Ahmed el-Kastallânî, İtḥâfü’r-ruvât bi-ẕikri’l-mevlid ve’l-vefât; Şemseddin es-Sehâvî, el-Faḫrü’l-ʿalevî fi’l-mevlidi’n-nebevî; Ali el-Kārî, el-Mevridü’r-revî fi’l-mevlidi’n-nebevî; Fethullah b. Ebû Bekir el-Bennânî, Fetḥullāh fî mevlidi ḫayri ḫalḳillâh; J. W. McPherson, The Moulids of Egypt (Cairo 1941); Gustave Edmund von Grunebaum, Muhammadan Festivals (London 1976); Nico Kaptein, Muhammad’s Birthday Festival (Leyde 1993).

Kaynak: DİA

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/mevlid-i-serifin-hikayesi.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.