Mevsimlik İşçi Çocuklarına Çadırda Kur’an Eğitimi
banner121

“Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah’tır. O’nsuz size ne bir arkadaş ne bir şefaatçi bulunur. Hâlâ düşünüp ders almaz mısınız?” ayetini nasıl anlamalıyız? Ayette geçen “Allah’ın arşa istiva etmesi” nasıl anlaşılmalıdır? Dr. Adem Ergül anlatıyor.

SECDE SURESİ 4. AYET MEALİ VE TEFSİRİ

Cenab-ı Adalet şöyle buyurur:

“O Allah fakat, gökleri, yeri ve bunlar aralarında bulunan her şeyi altı günde yarattı, daha sonra da arş üstüne istivâ etti. Sizin O’ndan diğer ne bir dostunuz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hâlâ düşünüp ders ve öğüt almayacak mısınız?” (Secde suresi, 4)

“Altı gün”den gaye, süresini akılla sezgi etmemiz olası olmayan altı uzun zaman dilimidir. Gökler, yer ve onlarda yer alan varlıkların yaratılması bu uzun vakit dilimleri içinde gerçekleşmiştir. Cenâb-ı Adalet, kâinatın yaratılışını tamamladıktan sonradan arşa istivâ etmiş yâni varlıkları kendi hâline bırakmayıp, onların saltanat, hâkimiyet, tedbir ve tasarrufunu kudret elinde tutmuştur. Her şey O’nun kudret ve iradesine alt olduğu ve ancak O’nun izni ile hareket ettiği için, gerçek mânada bizim için Allah’ın açık havada bir dostun veya bir şefaatçinin olması imkân dışıdır. Buna göre Allah’tan başka arkadaş ve şefaatçi aramak boşuna bir çaba olduğu gibi, putların ve putperestliğin de bir mesnedi olmadığı anlaşılabilir.

Cenâb-ı Hakk’ın cihan ile münâsebeti fazla boyutlu ve inkıtâsız bir şekilde devam etmektedir. O Kadar fazla âyet-i kerîmede bu hususa yer verildiği gibi, bu açıdan bakıldığında Âyete’l-Kürsî daha derin bir mâna ifade eder:

“Allah ama, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, ebedî diridir. Varlığı kendinden olup tüm kâinatı yönetendir. O’nu ne bir uyuklama ne de bir uyku yakalayabilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun huzurunda kim kalkıp da şefaat edebilir? O, kullarının geleceğini de bilir, geçmişini de. Kullar ise, dilediği dışarıda O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Dolayısıyla her ikisini de koruyup korumak O’na asla ağır gelmez. En yüce ve en büyük yalnız O’dur.” (Bakara 2/255)

Tefsir edilmekte olan 5. âyette, Allah Teâlâ’nın kâinatı nasıl yönettiği ve oradaki işleri nasıl sevk u idâre ettiği anlatılır. Rabbimiz işleri ve olayları gökten yere doğru “tedbîr” etmektedir. “Tedbîr”, bir işin arkasını görerek ona tarafından gereğini tâyin etmektir. Allah Teâlâ’nın tedbîri ise hikmetine uygun bir şekilde irade buyurmasıdır. Anlaşılan o oysa, bizim dünya şartları içinde bin sene süre bölge hâdiseler, Cenâb-ı Hakk’a göre bir jurnal iştir. Rabbimiz, âdetâ günlük “meslek programı”nı, o işlerle vazîfeli meleklerine havale eder. Onlar da o günün egzersiz raporunu huzuruna çıkıp kendisine takdîm ederler ve yine bizim hesâbımıza kadar bin sene tutacak ertesi güne ait emirleri alırlar. Bu, böylece devam eder gider.

Kur’ân-ı Kerîm’in iki yerinde daha bu hususa yer verilir. Bu âyeti, o iki âyetle birlikte değerlendirdiğimiz takdirde mes’elenin anlaşılması daha kolay olacaktır. Peygamberimiz (s.a.s.)’in birincil muhatapları olan müşrikler ona şöyle diyorlardı: “Muhammed kaç yıldır peygamber olduğunu bahis ediyor. Davetini reddettiğimiz takdirde Allah’ın azâbının tepemize ineceği tehdidinde bulunuyor, yıllardır bu tehdidini sürdürüyor. Fakat onu kaç defâdır inkâr etmemize karşın üzerimize cefa filan indiği değil. Eğer söylediklerinde bir doğruluk payı olsaydı bizim binlerce kez azaba uğratılmamız gerekirdi.” İşte bu âyetlerin, onların bu cins itirazlarını cevaplandırmak için indiği anlaşılmaktadır. Nitekim Hac sûresindeki âyette şöyle buyrulur:

“Rasûlüm! Onlar senden tehdit edildikleri azabı hemen getirivermeni istiyorlar. Şunu bilsinler oysa Allah verdiği sözden aslâ dönmez. bununla birlikte Rabbinin katında o kadar bir gün vardır ama, sizin hesabınıza tarafından bin sene gibidir.” (Hac 22/47)

Meâric sûresinde ise şöyle buyrulur:

“Birisi kalkıp gerçekleşeceği muhakkak olan bir azabın derhal gelmesini istedi. Kâfirler için bir cefa oysa, geldiğinde onu önleyecek hiçbir zorlama yoktur. Çünkü o, büyüme derecelerinin sahibi olan Allah’tandır. Melekler ve Ruh, miktarı dünya senesiyle elli bin yıl uzunluğundaki bir günde O’na yükselirler. Öyleyse sen, hoş bir şekilde sabret! Doğrusu onlar, kıyâmeti ve cezayı uzaktan görüyorlar. Lakin biz onu gerçekleşmesi emin ve böylece yakın görüyoruz.” (Meâric 70/1-7)

Bu âyetlerin beyânına kadar Allah Teâlâ’nın her türlü meslek ve oluş hakkında muhakkak bir plânı vardır. İşler o plâna kadar vuku bulur. Dolayısıyla münkirlerin acele azap taleplerinin derhal karşılık bulma şartı yoktur. Çünkü fena amellerin cezasının derhal verileceği biçiminde bir hüküm bulunmamaktadır. Yalnız bu, peygamberin uyardığı azabın hiç gerçekleşmeyeceği anlamına da gelmez. Aksine, ilâhî plan dâhilinde şartlar oluşup zaman girince sonuç mutlaka hâsıl olacaktır. Duyuların seziş alanına girmeyeni de, duyuların kavrama alanına gireni de aynı şekilde haberdar olan Allah Teâlâ, neyi ne süre yapacağını çok iyi bilmektedir. Bir şeyin olmasını isteyince, O’nu bundan vazgeçirecek hiçbir güç yoktur. Lakin O, bununla beraber sonsuz acınacak şey sahibidir. O’nun murâdı kullarını cezalandırmak değildir.  Onların küfürden vazgeçip, günahlarından tevbe ederek ilâhî rahmetine ermelerini istemektedir.

Kaynak: kuranvemeali.com

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/allah-gokleri-ve-yeri-alti-gunde-yaratti-sonra-arsa-istiva-etti-ayeti.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.