Müddessir Suresi 3. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Müddessir Suresi 3. ayeti ne anlatıyor? Müddessir Suresi 3. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Müddessir Suresi 3. Ayetinin Arapçası:

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ

Müddessir Suresi 3. Ayetinin Meali (Anlamı):

Yalnız Rabbini büyük teşhis; O’nun baki büyüklüğünü bildiri et!

Müddessir Suresi 3. Ayetinin Tefsiri:

Allah Teâlâ, bir önceki Müzzemmil sûresinde olduğu gibi bu sûrede de Peygamberimiz (s.a.s.)’e bir vasfını öne çıkararak hitap eder. Bu, اَلْمُدَّثِّرُ (müddessir) vasfıdır.  Müddessir, “elbisesine örtünüp bürünen kimse” mânasındadır. Resûlullah (s.a.s.), Hira dağında Cebrâil (a.s.)’ı aslî sûretinde görmüş, fazla korkmuş, eve dönüp, “Beni örtün, beni örtün!...” demişti. Bu sebeple Cenâb-ı Adalet ona: “Ey örtüsüne bürünen Rasûlüm! Kalk ve insanları ilâhî azap ile korkut!” diye hitap eder. Bu Nedenle, artık örtülere bürünmenin, uyumanın, rahat etmenin zamanının geçtiğini; uyanmanın, görünmenin, ilâhî hakîkatleri açıklamanın, zahmetler çekmenin, meşakkatlere katlanmanın, halkı irşat için azimle kalkıp harekete geçmenin zamanı geldiğini haber verir.

Sonradan İslâm’ı bildiri vazifesinde başarılı olabilmesi için lazım gelen imanî ve ahlâkî olgunluğu kazanmanın esasları hatırlatılır:

Birincisi; Allah’ın en büyük olduğunu, O’nun karşı her şeyin minik, aciz, hakîr ve değersiz bulunduğunu kalben idrak etmek, bu gerçeğe bütün olarak güvenmek, bu imanın bir gereği olarak kalbi bütün küçük şeylerin nefret edilen şey ve sevgisinden boşaltarak “En Büyük Olan”a bağlamak, bunu söz ve fiillerimizle dünyaya fatura çıkarmak. Çünkü الله اكبر (Allahu Ekber) demek İslâm’ın özüdür, ilk olarak gelen emridir. Mühim bir zikirdir. Risâletin başlangıcında öğretilen bu zikir ezanlarda, namazlarda, hacda, kurbanda, hayatın her alanında devam etmektedir.

İkincisi; elbisenin tertemiz olması. Bu sahiden fazla şumüllü bir ifadedir. Buna kadar; giyilen elbise her türlü pislik ve necasetten arındırılmalı, böylece üst baş pak ve derli toplu olmalıdır. Ceset her türlü pisliklerden temizlenip el, ayak, saç sakal akıcı olmalıdır. Çünkü Allah’a davet eden kişinin görünüşünün nezih ve pâk olması, insanların kendisine ısınması ve kalbî yakın olma duyması açısından büyük ehemmiyet taşır. Giyilen elbiseler ahlâkî ayıplardan da uzak tutulmalı; helâl kazançla elde edilmiş olmalı; kibirlenme, gösteriş, şöhret ve şöhret vesilesi olmamalıdır. Allah’a davet eden kişi, böylece bir elbise giymelidir ki, onu görebilen herkes bu kişinin şerefli bir insan olduğunu ve onun kalbinde hiçbir kötülüğün olmadığını fark etmelidir. “Elbiseni temizle” ifadesi mecazi olarak da, insanın kalbini ve nefsini her türlü günahtan, zulümden, tebliğine mâni olacak kötü ahlâktan sakındırmasını; nasihatlerini kabule yardımcı olacak hoş ahlâk ile ahlâklanmasını öğütler.

Üçüncüsü; maddesel-manevî her türlü pislikten uzakta durulması. Hülasa olarak akidedeki pislik, düşüncedeki pislik, ahlâkî pislik, amelî pislik, vücut ve elbisedeki pislik ve hayatın her alanındaki pislikten uzakta durulmalıdır. Buna göre Allah davetçisi, toplumda yaygın olan her türlü pislikten kendini pak tutmalıdır. Pek ama, biri kalkıp da: “Bu, başkalarına bir şeyler anlatmaya çalışıyor, fakat kendisi bile bu pisliklerden arınmış yok” dememelidir. Bu ifade, bilhassa putlara aleyhinde savaş açılmasını ve onların bertaraf edilmesini de istemektedir.

Dördüncüsü; din adına yapılan iyilik ve hizmetin şüphesiz başa kakılmaması. Burada da yeniden fazla muhtevâlı bir açıklama kullanılmıştır. Buna tarafından başta Peygamberimiz (s.a.s.)’e ve onun şahsında Allah’a ziyafet edecek her müslümana şu tâlimatlar verilmektedir:

Beşincisi; peygamberlik sana Allah’ın büyük bir lutfudur. Senin aracılığınla insanlara hidâyet ulaşmaktadır. Bu yüzden “diğer insanlara ihsanda bulunuyoruz” diyerek bir gösterişe kapılma ve bundan şahsî bir çıkar arkasından olma. Aslında yaptığın hizmet, çok büyük bir hizmettir. Lakin sen “ben büyük bir iş yapıyorum” gibi yanlış bir düşünceye kapılma. Bu peygamberlik vazifesini yapmak için canını ortaya koyarak Allah’a bir iyilikte bulunmakta olduğunu zannetme. Çünkü bu yolda gösterdiğin gayretler ve yaptığın iyilikler, adamakıllı kendi menfaatinedir.

Altıncısı; ihsanda bulun, bağış yap, eli açık ol, iyi muamelede bulun. Bunların hepsini yalnızca ve sadece Allah rızâsı için yap. Bunları yaparken hiçbir dünyevî avantaj bekleme. Yani Allah için ihsan et, kendi menfaatini sağlamak için ihsanda yeralma.

Yedincisi; yalnızca  Allah’ın mükâfat ve rızâsına ermek için sabredilmesi. Çünkü Allah’ın dinin beyanname, onu yaşama, yaşatma ve yayma yolunda o kadar fazla musibet, eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmak mukadderdir. Bunlara göğüs gerip hedefe erişebilmede dayanıklılık en önemli şarttır. Sabrın da Allah rızâsı için olması zaruridir. Çünkü başka maksatlarla yapılan tahammül, yeterli derecede etkin olmayacaktır. Ama Allah için gösterilen sabır, kişiye bu dayanıklılık kuvvetini verecektir.

İşte bahsedilen bu mühim esaslar, Allah’ın dinini tebliğ edecek, insanları Allah’a çağıracak her müslümanın sahip olması gereken esaslardır. Bu yolun azığı ve teçhizatı bunlardır. Bu yönden eksiği yer alan insanların, ağırlama yolunda başarı ihtimalleri, eksikleri nispetinde düşük olacaktır. Allah Resûlü (s.a.s.)’de bu esaslar en çok iyi mânada yerleştiği için, Allah’ın izniyle çok kısa sürede dünyada misli görünmeyen büyük bir inkılap gerçekleştirmiştir. Bu esaslar bununla birlikte peygamberliğin, ne kadar sağlam temeller üstüne oturduğunu ve peygamberin davet ettiği yolun ne kadar hoş bir yol olduğunu bütün dünyaya duyuru etmektedir. Hiçbir hafıza ve insaf sahibi insan bu esaslarda zerre kadar bir yanlışlığın ve eksikliğin olduğunu iddia edemez. Edenler de fakat, küfür ve nankörlüklerinden ederler ama, onları da sûra üfürmekle başlayacak olan fiilen çok kuvvet bir gün beklemektedir.

Kıyâmet gününe dair âyetlerin haber verdiği güçlükler, burada da belirtildiği gibi kâfirler içindir. Resûlullah (s.a.s.), mü’minlerin durumu hakkında şu müjdeyi vermektedir:

“Canımı kudret aşağıda tutan Allah’a yemin ederim ama, kıyâmet gününün sıkıntı ve meşakkatleri mü’min için öyle hafifletilir ki, nihâyet, dünyada iken kıldığı bir farz namazdan daha hafif hale gelir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 75)

Hemen Peygamber’i yalanlayıp Kur’lahza’ı reddederek o dehşetli günün zorluklarına maruz kalacak bir kâfirin, keza dünyadaki perişân hâli, hem de cehennemde çekeceği azap fazla ibretli bir tablo, fazla canlı bir filim şeridi halinde talep olunmaktadır:

Müddessir Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Müddessir Suresi 3. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/muddessir-suresi-3-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.