Münâfikûn Suresi 6. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Münâfikûn Suresi 6. ayeti ne anlatıyor? Münâfikûn Suresi 6. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Münâfikûn Suresi 6. Ayetinin Arapçası:

سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ اَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ اَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ لَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ

Münâfikûn Suresi 6. Ayetinin Meali (Anlamı):

Onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de onlar için birdir. Allah onları kuşkusuz bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, tamamen yoldan çıkmış bir toplumu asla içten yola erdirmez.

Münâfikûn Suresi 6. Ayetinin Tefsiri:

Münafıkların reel kimliklerini ortaya koyan şu hâdise bu âyet-i kerîmelerde bahsedilen hususları anlamakya tezgâhtar olacaktır:

 Rivayete göre Benî Mustalik se­ferinden dönüleceği sı­ralarda biri muhâcirlerin diğeri Ensâr taraftarı iki adam aralarında su yüzünden kav­ga çıktı. Bunlardan biri “Ey Ensâr, yetişin!” diye, diğeri de “Ey Muhâcirler, yetişin!” diye kendi taraflarını yardıma çağırdılar. Resûlullah (s.a.s.) bunu işitince, onları yatıştırdı. Yaptığı tesirli konuşmada bu nevi yazı dizisi çıkarıcı söz ve faaliyetlerden memnun olmadığını ve bunun câhiliye âdeti olduğunu belirtti. Hâdise münafıkların reisi Abdullah b. Übey’in kulağına gidince anında bunu fırsat bilip müslümanlar aralarında fitne çıkarmaya yeltendi. Kendi kavminden olanlara şöy­le dedi:

“- Muhâcirler bizim beldemizde bize kafa tutuyor, avantaj taslı­yorlar. Onlarla bizim durumumuz, «Besle kargayı, oysun gözünü!» sözündekine dön­dü. Hele Medine’ye varalım, göreceksiniz fakat kuvvetli olan cılız olanı oradan çıkara­cak! Doğrusu bunu kendiniz yaptınız; onlara beldenizde yer verip imkânlarınızı paylaştınız. Muhammed’in yanındakilere yardım etmeyin ama dağılıp gitsinler!”

 Bu sözleri işiten ve o sırada hemen şimdi fazla genç olan Zeyd b. Erkam (r.a.), yapılan tavır­dan dolayı rahatsızlığını dile getirip tepki gösterince Abdullah onu azarladı. Zeyd durumu amcasına, o da Peygamberimiz (s.a.s.)’e aktardı. Hz. Ömer anında o münâfığın boynu­nun vurulmasını öneri etti. Resûlullah (s.a.s.) bunu kabul etmedi. Hatta hemen şimdi bayağı hareket vakti gelmediği halde hemen yola koyulma talimatı verdi. Uzun bir zaman mola ver­medi; mola verdiğinde cümbür cemaat yorgunluktan uyuyakaldı. Bu Nedenle söylentilerin ar­tıp işin alevlenmesini önledi. Efendimiz (s.a.s.) o arada münafıkların reisi Abdullah’ı çağırtıp:

“- Bana şöyle şöyle bir laf ulaştı; bu sözün sahibi sen misin?” diye sordu. O:

“- Sana kitabı indiren Allah’a yemin ederim fakat böyle şeyler söylemedim” dedi. Bunun üstüne Resûlullah (s.a.s.) onun hakkında bir operasyon yapmadı. Zeyd ise palavracı konumuna düştüğü için fazla üzül­müştü. Medine’ye dönünce Allah Teâlâ Münafıkûn sûresini indirdi. Peygam­berimiz (s.a.s.) Zeyd’in kulağını tutup:

“- Allah seni doğruladı ve bu kulağın hakkını verdi” di­ye ona övgü etti.

Bir kısım insanlar münafıkların reisine, kendisi hakkında sert ifadeler içeren âyetler indiğini söyleyerek Resûlullah (s.a.s.)’e gidip kendisi hakkında Allah’tan bağışlama di­lemesi için ricada bulunmasını nasihat ettiler. O ise başını çevirip:

“- İman et, dediniz ettim. Zekât ver, dediniz verdim. Geriye Doğru bir tek Muhammed’e secde etmediğim kal­dı!” diyerek itiraz etti. (bk. Buhârî, Tefsir 63; Tirmizî, Tefsir 63; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 370, 373)

Hikmet-i ilâhî, Abdullah b. Übey’in Abdullah isminde bir oğlu vardı. Samîmî bir mü’mindi. Resûlullah (s.a.s.)’e son de­rece bağlıydı. O, babasının yaptıklarına fazla üzülüyor, sabredemiyordu. Son hâdiseler de gönlündeki bu kederi tamamen artırdığından Allah Resûlü (s.a.s.)’e geldi:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer istek edersen, babamı öldüreyim!” dedi.  Peygamberimiz (s.a.s.) buna müsaade etmedi ve:

“–Hayır! Bilâkis ona yumuşak davranırız. Aramızda kaldığı müddetçe, kendisiyle iyi geçiniriz!” buyurdu. Bunun üstüne Abdullah, İslâm ordusunun içindeki babasının yanına koştu ve devesinin yularını tutarak haykırdı:

“–İzzet ve kuvvetin Allah’a ve Rasûlü’ne âit olduğunu söyleyinceye kadar seni ye­rinden kıpırdatmayacağım!..”

Münafıkların başı şaşkınlaştı. Bunca insanın ortasında oğlunun kendisine yaptığı bu hareketi gurûruna yediremedi:

“–Acilen sen beni bu kadar insan içinde Medine’ye bırakmayacak mısın?” dedi. Oğlu, büyük bir îman celâdeti içinde:

“–Evet, bugün halk arasında en rezîl ile en azîzin kim olduğunu sana öğretin­ceye değin seni bırakmayacağım. Hakîkati îtirâf etmezsen kelleni uçuracağım...” dedi.

Hâin münâfığın âdeta eli kolu bağlanmıştı. Oğlunun, dediğini yapacak dek ciddî olduğunu anlayınca ürperdi. Daha evvel söylediklerini geri alarak istemeye istemeye de olsa hakîkati dile getirip:

“–Şehâdet ederim ancak, izzet ve şiddet Allah’a, Rasûlü’ne ve mü’minlere âittir” de­mek zorunda kaldı. Peygamberimiz (s.a.s.) Abdullah’a:

“- Allah seni Rasûlü’nden ve mü’minlerden nedeniyle hayırla mükâfatlandırsın!” diyerek dua etti ve babasının yolunu açmasını emir buyurdu. (İbn Hişâm, es-Sîre, III, 334-337; İbn Sa‘d, et-Tabakât, II, 65; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, IX, 317-318)

Öyleyse:

Münâfikûn Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Münâfikûn Suresi 6. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/munafikun-suresi-6-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.