Nâziât Suresi 15. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Nâziât Suresi 15. ayeti ne anlatıyor? Nâziât Suresi 15. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Nâziât Suresi 15. Ayetinin Arapçası:

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ

Nâziât Suresi 15. Ayetinin Meali (Anlamı):

Sana Mûsâ’nın haberi geldi, yok mi?

Nâziât Suresi 15. Ayetinin Tefsiri:

Din söz konusu olunca en mühim unsur, peygamberdir. Zira Allah Teâlâ, dinini onun vasıtasıyla beşeriyete ulaştırmaktadır. Dolayısıyla peygambere inanan Allah’a inanıp O’nun dinini kabul etmekte, Peygamber’e inanmayan ise hepsini reddetmiş olmaktadır. Bu sebeple Ulu Rabbimiz, burada âhiret hayatıyla alakalı delilleri serdetmeden önce, Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından muhabere bir kesit anlatarak, inkârcıları, Resûlullah (s.a.s.)’e karşı çıkmanın ve ona başkaldırmanın keza dünyevî hem de uhrevî yürek parçalayıcı neticelerinden sakındırmaktadır. Anlatılan kısmıyla kıssada şu hususlara dikkat çekilmektedir:

    Firavun gibi azılı bir kâfire ve düşmana karşı bile Mûsâ (a.s.)’dan nasıl bir yumuşak ve nezaketli üslup kullanmasının istendiği.

Burada bir mânada: “Firavun’a gidin; çünkü o, gerçekten çok azgınlaştı. Ona yumuşak ve gönül müşteri sözler söyleyin. Ola Ki o, böylece aklını başına alır ya da hiç değilse azıcık korkar” (Tâhâ 20/43-44) âyetlerinde emredilen “kavl-i leyin”in izahı vardır. Buna kadar davetçi, insanları yumuşak, tesirli ve hikmetli sözlerle hidâyete çağırmalıdır. Kalplere ve ruhlara etki edecek bir dil bulmalıdır.

    Firavun’un misafir etme edildiği husus, اَلتَّزَكّ۪ي (tezekkî) kelimesiyle ifade edilir.

Tezekkî, temizlenmek demektir. Bir taraftan kirliliklerden temiz, hâlis ve pam pâk edinmek, bir taraftan da artıp, feyizlenip nemâlanmak anlamına gelir. Burada akide, ahlâk ve amellerin temizlenmesi kastedilir. Daha açık bir ifadeyle müslüman olup, İslâm’ı kabullenmek demektir. Mûsâ (a.s.)’ın “gönlün var mı?” diye sormasında, iman veya inkâr gibi tercihe tabi olan hususlarda kulun iradesinin, meyil ve niyetinin durum olduğuna işaret vardır. Meyil ve amaç olmadan sonuç hâsıl edilemez. Keza Allah’tan korkup O’nun râzı olmadığı şeylerden kaçınmak için Rabbi tanımak şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede: “Hakiki şu ama, kulları içinde fakat âlimler, Allah’tan gerektiği gibi korkarlar” (Fâtır 36/28) buyrulur. Çünkü bilmeyenin korkusu ve saygısı olmaz. Korkusu ve saygısı olmayan da günahlardan sakınmaz, her fenalığa atılır.

    Mûsâ (a.s.)’ın bu kadar yumuşak, tesirli ve hikmetli davetine, bundan başka ölülerin bitmiş diriltilmesine de bir örnek olacak şekilde asanın canlanıp ejderha haline gelivermesi gibi peygamberliğini ispatlayacak büyük bir mûcize göstermesine mukâbil, Firavun’un sergilediği söylev dikkate şâyandır:

Peygamberi reddetmek, Allah’a ve emrine başkaldırmak, Allah’a yönelecek yerde O’na sırtını dönmek, bununla da yetinmeyip adalet davasını iptal olabilmek için var gücüyle niyetlenmek, bununla da yetinmeyip taraftarlarını toplayarak “en büyük rab olduğunu” iddia edecek derecede küfür ve azgınlık, öfke ve taşkınlık, akılsızlık ve ahmaklık gayyasının dibine yuvarlanmak… Gerçekte Firavun’un “sizin en büyük rabbiniz benim” şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki hırsı, ego dâvasının nerelere kadar varabileceğini gösteren ibretlik bir vesikadır.

    Allah Teâlâ, peygamberini yalanlayan ve emirlerine karşısında böyle küstahça baş kaldıran o zalimi cezasız bırakmadı. Onu keza Kızıl denizin azgın dalgaları arasında boğmak sûretiyle dünya azabıyla, ayrıca de imansız ölüp ölümsüz cehennemi boylaması sûretiyle âhiret azabıyla cezalandırdı.

اَلنَّكَالُ (nekâl), kelimesi اَلتَّنْك۪يلُ (tenkil) mânasındadır. “Tenkîl” ise görenlere ve işitenlere ibret olacak ve onları güya şeyleri yapmaktan men edecek biçimde cezalandırmaktır. İşte Firavun’un helakinde, kalplerinde ilâhî nefret edilen şey içeren insanları Allah ve Peygamber’e isyandan vazgeçirecek dehşetli bir ibret bulunmaktadır. Selim bir akılla bunu düşünen insan, peygambere karşı gelen, soylu davranış taslayan, insanları zulümle ezen, kendisini tanrılaştıran insanların sonunda nasıl Allah’ın dünya ve âhiret cezasına çarptırılıp mahv ü biçare olacaklarını anlar. Firavun gibi kibirlenmeyip Allah’ın peygamberine inanır ve onun getirdiği dine itaat eder.

Şimdi:

Nâziât Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nâziât Suresi 15. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/naziat-suresi-15-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.