Nâziât Suresi 16. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Nâziât Suresi 16. ayeti ne anlatıyor? Nâziât Suresi 16. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Nâziât Suresi 16. Ayetinin Arapçası:

اِذْ نَادٰيهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ

Nâziât Suresi 16. Ayetinin Meali (Anlamı):

Hani Rabbi ona mukaddes Tuvâ vâdisinde şöyle seslenmişti:

Nâziât Suresi 16. Ayetinin Tefsiri:

Din söz konusu olunca en mühim unsur, peygamberdir. Zira Allah Teâlâ, dinini onun vasıtasıyla beşeriyete ulaştırmaktadır. Dolayısıyla peygambere inanan Allah’a inanıp O’nun dinini kabul etmekte, Peygamber’e inanmayan ise hepsini reddetmiş olmaktadır. Bu sebeple Yüce Rabbimiz, burada âhiret hayatıyla alakalı delilleri serdetmeden önce, Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından işaret bir kesit anlatarak, inkârcıları, Resûlullah (s.a.s.)’e karşısında çıkmanın ve ona başkaldırmanın keza dünyevî keza de uhrevî hazin neticelerinden sakındırmaktadır. Anlatılan kısmıyla kıssada şu hususlara dikkat çekilmektedir:

    Firavun gibi azılı bir kâfire ve düşmana karşısında bile Mûsâ (a.s.)’dan nasıl bir yumuşak ve nezaketli üslup kullanmasının istendiği.

Burada bir mânada: “Firavun’a gidin; çünkü o, doğrusu fazla azgınlaştı. Ona yumuşak ve gönül herif sözler söyleyin. Ola Ki o, bu nedenle aklını başına alır veya hiç değilse biraz korkar” (Tâhâ 20/43-44) âyetlerinde emredilen “kavl-i leyin”in izahı vardır. Buna kadar davetçi, insanları yumuşak, tesirli ve hikmetli sözlerle hidâyete çağırmalıdır. Kalplere ve ruhlara tesir edecek bir dil bulmalıdır.

    Firavun’un misafir etme edildiği husus, اَلتَّزَكّ۪ي (tezekkî) kelimesiyle açıklama edilir.

Tezekkî, temizlenmek demektir. Bir taraftan kirliliklerden pak, hâlis ve pam pâk edinmek, bir taraftan da artıp, feyizlenip nemâlanmak anlamına gelir. Burada akide, ahlâk ve amellerin temizlenmesi kastedilir. Daha açık bir ifadeyle müslüman olup, İslâm’ı kabullenmek demektir. Mûsâ (a.s.)’ın “gönlün var mı?” diye sormasında, iman ya da inkâr gibi tercihe emrindeki olan hususlarda kulun iradesinin, eğilim ve niyetinin koşul olduğuna sinyâl vardır. Eğilim ve gaye olmadan netice hâsıl edilemez. Hem Allah’tan korkup O’nun râzı olmadığı şeylerden kaçınmak için Rabbi tanımak şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede: “Reel şu ancak, kulları içinde oysa âlimler, Allah’tan gerektiği gibi korkarlar” (Fâtır 36/28) buyrulur. Çünkü bilmeyenin korkusu ve saygısı olmaz. Korkusu ve saygısı olmayan da günahlardan sakınmaz, her fenalığa atılır.

    Mûsâ (a.s.)’ın bu kadar yumuşak, tesirli ve hikmetli davetine, bir de ölülerin her yerde diriltilmesine de bir misal olacak şekilde asanın canlanıp ejderha haline gelivermesi gibi peygamberliğini ispatlayacak büyük bir mûcize göstermesine mukâbil, Firavun’un sergilediği hitabe dikkate şâyandır:

Peygamberi yalanlamak, Allah’a ve emrine başkaldırmak, Allah’a yönelecek yerde O’na sırtını dönmek, bununla da yetinmeyip yargı davasını iptal olabilmek için tüm gücüyle hedeflemek, bununla da yetinmeyip taraftarlarını toplayarak “en büyük rab olduğunu” iddia edecek derecede küfür ve azgınlık, öfke ve taşkınlık, akılsızlık ve ahmaklık gayyasının dibine yuvarlanmak… Gerçekte Firavun’un “sizin en büyük rabbiniz benim” şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki hırsı, benlik dâvasının nerelere dek varabileceğini bildiren ibretlik bir vesikadır.

    Allah Teâlâ, peygamberini yalanlayan ve emirlerine aleyhinde böyle küstahça baş kaldıran o zalimi cezasız bırakmadı. Onu keza Kızıl denizin azgın dalgaları arasında boğmak sûretiyle dünya azabıyla, ayrıca de imansız ölüp baki cehennemi boylaması sûretiyle âhiret azabıyla cezalandırdı.

اَلنَّكَالُ (nekâl), kelimesi اَلتَّنْك۪يلُ (tenkil) mânasındadır. “Tenkîl” ise görenlere ve işitenlere ibret olacak ve onları benzeri şeyleri yapmaktan men edecek biçimde cezalandırmaktır. İşte Firavun’un helakinde, kalplerinde ilâhî nefret içeren insanları Allah ve Peygamber’e isyandan vazgeçirecek dehşetli bir ibret bulunmaktadır. Selim bir akılla bunu düşünen insan, peygambere karşı gelen, cömertlik taslayan, insanları zulümle ezen, kendisini tanrılaştıran insanların sonunda nasıl Allah’ın dünya ve âhiret cezasına çarptırılıp mahv ü acınacak halde olacaklarını anlar. Firavun gibi kibirlenmeyip Allah’ın peygamberine inanır ve onun getirdiği dine itaat eder.

Derhal:

Nâziât Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nâziât Suresi 16. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/naziat-suresi-16-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.