Nâziât Suresi 18. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Nâziât Suresi 18. ayeti ne anlatıyor? Nâziât Suresi 18. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Nâziât Suresi 18. Ayetinin Arapçası:

فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ

Nâziât Suresi 18. Ayetinin Meali (Anlamı):

“Ona de ki: «Arınmaya gönlün var mı?»”

Nâziât Suresi 18. Ayetinin Tefsiri:

Din söz konusu olunca en önemli unsur, peygamberdir. Zira Allah Teâlâ, dinini onun vasıtasıyla beşeriyete ulaştırmaktadır. Dolayısıyla peygambere inanan Allah’a inanıp O’nun dinini kabul etmekte, Peygamber’e inanmayan ise hepsini reddetmiş olmaktadır. Bu sebeple Yüce Rabbimiz, burada âhiret hayatıyla alakalı delilleri serdetmeden önce, Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından göze çarpan bir kesit anlatarak, inkârcıları, Resûlullah (s.a.s.)’e karşısında çıkmanın ve ona başkaldırmanın keza dünyevî keza de uhrevî hazin neticelerinden sakındırmaktadır. Anlatılan kısmıyla kıssada şu hususlara uyarı çekilmektedir:

    Firavun gibi azılı bir kâfire ve düşmana karşısında bile Mûsâ (a.s.)’dan nasıl bir yumuşak ve nezaketli üslup kullanmasının istendiği.

Burada bir mânada: “Firavun’a gidin; çünkü o, sahiden fazla azgınlaştı. Ona yumuşak ve gönül alıcı sözler söyleyin. Olur Ya o, bu nedenle aklını başına alır veya hiç değilse azıcık korkar” (Tâhâ 20/43-44) âyetlerinde emredilen “kavl-i leyin”in izahı vardır. Buna göre davetçi, insanları yumuşak, tesirli ve hikmetli sözlerle hidâyete çağırmalıdır. Kalplere ve ruhlara tesir edecek bir dil bulmalıdır.

    Firavun’un ağırlama edildiği husus, اَلتَّزَكّ۪ي (tezekkî) kelimesiyle açıklama edilir.

Tezekkî, temizlenmek demektir. Bir taraftan kirliliklerden pak, hâlis ve pam pâk elde etmek, bir taraftan da artıp, feyizlenip nemâlanmak anlamına gelir. Burada akide, ahlâk ve amellerin temizlenmesi kastedilir. Daha açık bir ifadeyle müslüman olup, İslâm’ı kabullenmek demektir. Mûsâ (a.s.)’ın “gönlün var mı?” diye sormasında, iman veya inkâr gibi tercihe bağlı olan hususlarda kulun iradesinin, yatkınlık ve niyetinin koşul olduğuna işaret vardır. Meyil ve kasıt olmadan netice hâsıl edilemez. Hem Allah’tan korkup O’nun râzı olmadığı şeylerden sakınmak için Rabbi tanımak şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede: “Reel şu ki, kulları içinde oysa âlimler, Allah’tan gerektiği gibi korkarlar” (Fâtır 36/28) buyrulur. Çünkü bilmeyenin korkusu ve saygısı olmaz. Korkusu ve saygısı olmayan da günahlardan sakınmaz, her fenalığa atılır.

    Mûsâ (a.s.)’ın bu dek yumuşak, tesirli ve hikmetli davetine, bir de ölülerin yeniden diriltilmesine de bir örnek olacak şekilde asanın canlanıp ejderha haline gelivermesi gibi peygamberliğini ispatlayacak büyük bir mûcize göstermesine mukâbil, Firavun’un sergilediği söylev dikkate şâyandır:

Peygamberi inkar etmek, Allah’a ve emrine isyan etmek, Allah’a yönelecek yerde O’na sırtını dönmek, bununla da yetinmeyip yargı davasını iptal edebilmek için var gücüyle hedeflemek, bununla da yetinmeyip taraftarlarını toplayarak “en büyük rab olduğunu” bahis edecek derecede küfür ve azgınlık, hiddet ve taşkınlık, akılsızlık ve ahmaklık gayyasının dibine yuvarlanmak… Gerçekten Firavun’un “sizin en büyük rabbiniz benim” şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki hırsı, benlik dâvasının nerelere dek varabileceğini bildiren ibretlik bir vesikadır.

    Allah Teâlâ, peygamberini yalanlayan ve emirlerine aleyhinde böyle küstahça baş kaldıran o zalimi cezasız bırakmadı. Onu ayrıca Kızıl denizin azgın dalgaları aralarında boğmak sûretiyle dünya azabıyla, keza de imansız ölüp ebedi cehennemi boylaması sûretiyle âhiret azabıyla cezalandırdı.

اَلنَّكَالُ (nekâl), kelimesi اَلتَّنْك۪يلُ (tenkil) mânasındadır. “Tenkîl” ise görenlere ve işitenlere ibret olacak ve onları benzeri şeyleri yapmaktan men edecek biçimde cezalandırmaktır. İşte Firavun’un helakinde, kalplerinde ilâhî korku içeren insanları Allah ve Peygamber’e isyandan vazgeçirecek dehşetli bir ibret bulunmaktadır. Selim bir akılla bunu düşünen insan, peygambere karşısında gelen, büyüklük taslayan, insanları zulümle ezen, kendisini tanrılaştıran insanların sonunda nasıl Allah’ın dünya ve âhiret cezasına çarptırılıp mahv ü perişan olacaklarını anlar. Firavun gibi kibirlenmeyip Allah’ın peygamberine inanır ve onun getirdiği dine itaat eder.

Derhal:

Nâziât Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nâziât Suresi 18. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/naziat-suresi-18-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.