Nâziât Suresi 19. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Nâziât Suresi 19. ayeti ne anlatıyor? Nâziât Suresi 19. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Nâziât Suresi 19. Ayetinin Arapçası:

وَاَهْدِيَكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰىۚ

Nâziât Suresi 19. Ayetinin Meali (Anlamı):

“«İster misin, seni Rabbine giden yola ileteyim de O’nu tanıyıp saygıyla O’na teslim olasın!»”

Nâziât Suresi 19. Ayetinin Tefsiri:

Din söz konusu olunca en önemli öğe, peygamberdir. Zira Allah Teâlâ, dinini onun vasıtasıyla beşeriyete ulaştırmaktadır. Dolayısıyla peygambere inanan Allah’a inanıp O’nun dinini kabul etmekte, Peygamber’e inanmayan ise hepsini reddetmiş olmaktadır. Bu sebeple Yüce Rabbimiz, burada âhiret hayatıyla alakalı delilleri serdetmeden önce, Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından işaret bir kesit anlatarak, inkârcıları, Resûlullah (s.a.s.)’e aleyhinde çıkmanın ve ona başkaldırmanın hem dünyevî keza de uhrevî hazin neticelerinden sakındırmaktadır. Anlatılan kısmıyla kıssada şu hususlara uyarı çekilmektedir:

    Firavun gibi azılı bir kâfire ve düşmana aleyhinde bile Mûsâ (a.s.)’dan nasıl bir yumuşak ve nezaketli üslup kullanmasının istendiği.

Burada bir mânada: “Firavun’a gidin; çünkü o, doğrusu fazla azgınlaştı. Ona yumuşak ve gönül tip sözler söyleyin. Belki o, böylece aklını başına alır veya hiç değilse biraz korkar” (Tâhâ 20/43-44) âyetlerinde emredilen “kavl-i leyin”in izahı vardır. Buna göre davetçi, insanları yumuşak, tesirli ve hikmetli sözlerle hidâyete çağırmalıdır. Kalplere ve ruhlara etki edecek bir dil bulmalıdır.

    Firavun’un eğlence edildiği husus, اَلتَّزَكّ۪ي (tezekkî) kelimesiyle ifade edilir.

Tezekkî, arınmak demektir. Bir taraftan kirliliklerden pak, hâlis ve pam pâk almak, bir taraftan da artıp, feyizlenip nemâlanmak anlamına kazanç. Burada akide, ahlâk ve amellerin temizlenmesi kastedilir. Daha açık bir ifadeyle müslüman olup, İslâm’ı kabullenmek demektir. Mûsâ (a.s.)’ın “gönlün var mı?” diye sormasında, iman ya da inkâr gibi tercihe ast olan hususlarda kulun iradesinin, meyil ve niyetinin koşul olduğuna muhabere vardır. Yatkınlık ve kasıt olmadan netice hâsıl edilemez. Hem Allah’tan korkup O’nun râzı olmadığı şeylerden kaçınmak için Rabbi tanımak şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede: “Hakiki şu ki, kulları içinde fakat âlimler, Allah’tan gerektiği gibi korkarlar” (Fâtır 36/28) buyrulur. Çünkü bilmeyenin korkusu ve saygısı olmaz. Korkusu ve saygısı olmayan da günahlardan sakınmaz, her fenalığa atılır.

    Mûsâ (a.s.)’ın bu dek yumuşak, tesirli ve hikmetli davetine, diğer taraftan ölülerin bitmiş diriltilmesine de bir örnek olacak şekilde asanın canlanıp ejderha haline gelivermesi gibi peygamberliğini ispatlayacak büyük bir mûcize göstermesine mukâbil, Firavun’un sergilediği tavır dikkate şâyandır:

Peygamberi yalanlamak, Allah’a ve emrine başkaldırmak, Allah’a yönelecek yerde O’na sırtını dönmek, bununla da yetinmeyip adalet davasını iptal yapabilmek için tüm gücüyle çalışmak, bununla da yetinmeyip taraftarlarını toplayarak “en büyük rab olduğunu” bahis edecek derecede küfür ve azgınlık, hiddet ve taşkınlık, akılsızlık ve ahmaklık gayyasının dibine yuvarlanmak… Sahiden Firavun’un “sizin en büyük rabbiniz benim” şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki hırsı, ego dâvasının nerelere değin varabileceğini bildiren ibretlik bir vesikadır.

    Allah Teâlâ, peygamberini yalanlayan ve emirlerine karşı böyle küstahça baş kaldıran o zalimi cezasız bırakmadı. Onu hem Kızıl denizin azgın dalgaları aralarında boğmak sûretiyle dünya azabıyla, ayrıca de imansız ölüp baki cehennemi boylaması sûretiyle âhiret azabıyla cezalandırdı.

اَلنَّكَالُ (nekâl), kelimesi اَلتَّنْك۪يلُ (tenkil) mânasındadır. “Tenkîl” ise görenlere ve işitenlere ibret olacak ve onları benzeri şeyleri yapmaktan men edecek biçimde cezalandırmaktır. İşte Firavun’un helakinde, kalplerinde ilâhî nefret içeren insanları Allah ve Peygamber’e isyandan vazgeçirecek dehşetli bir ibret bulunmaktadır. Selim bir akılla bunu düşünen insan, peygambere aleyhinde gelen, soylu davranış taslayan, insanları zulümle ezen, kendisini tanrılaştıran insanların sonunda nasıl Allah’ın dünya ve âhiret cezasına çarptırılıp mahv ü perişan olacaklarını anlar. Firavun gibi kibirlenmeyip Allah’ın peygamberine inanır ve onun getirdiği dine itaat eder.

Şimdi:

Nâziât Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nâziât Suresi 19. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/naziat-suresi-19-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.