Nâziât Suresi 24. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Nâziât Suresi 24. ayeti ne anlatıyor? Nâziât Suresi 24. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Nâziât Suresi 24. Ayetinin Arapçası:

فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ

Nâziât Suresi 24. Ayetinin Meali (Anlamı):

“Sizin en yüce Rabbiniz benim!” dedi.

Nâziât Suresi 24. Ayetinin Tefsiri:

Din söz konusu olunca en mühim unsur, peygamberdir. Zira Allah Teâlâ, dinini onun vasıtasıyla beşeriyete ulaştırmaktadır. Dolayısıyla peygambere inanan Allah’a inanıp O’nun dinini kabul etmekte, Peygamber’e inanmayan ise hepsini reddetmiş olmaktadır. Bu sebeple Yüce Rabbimiz, burada âhiret hayatıyla alakalı delilleri serdetmeden önce, Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından işaret bir kesit anlatarak, inkârcıları, Resûlullah (s.a.s.)’e karşı çıkmanın ve ona başkaldırmanın ayrıca dünyevî hem de uhrevî yürek parçalayıcı neticelerinden sakındırmaktadır. Anlatılan kısmıyla kıssada şu hususlara dikkat çekilmektedir:

    Firavun gibi azılı bir kâfire ve düşmana karşısında bile Mûsâ (a.s.)’dan nasıl bir yumuşak ve nezaketli üslup kullanmasının istendiği.

Burada bir mânada: “Firavun’a gidin; çünkü o, fiilen çok azgınlaştı. Ona yumuşak ve gönül müşteri sözler söyleyin. Belki o, böylece aklını başına alır veya hiç değilse birazcık korkar” (Tâhâ 20/43-44) âyetlerinde emredilen “kavl-i leyin”in izahı vardır. Buna tarafından davetçi, insanları yumuşak, tesirli ve hikmetli sözlerle hidâyete çağırmalıdır. Kalplere ve ruhlara tesir edecek bir dil bulmalıdır.

    Firavun’un ziyafet edildiği husus, اَلتَّزَكّ۪ي (tezekkî) kelimesiyle ifade edilir.

Tezekkî, temizlenmek demektir. Bir taraftan kirliliklerden pak, hâlis ve pam pâk olmak, bir taraftan da artıp, feyizlenip nemâlanmak anlamına kazanç. Burada akide, ahlâk ve amellerin temizlenmesi kastedilir. Daha açık bir ifadeyle müslüman olup, İslâm’ı kabullenmek demektir. Mûsâ (a.s.)’ın “gönlün var mı?” diye sormasında, iman ya da inkâr gibi tercihe alt olan hususlarda kulun iradesinin, yatkınlık ve niyetinin durum olduğuna muhabere vardır. Yatkınlık ve amaç olmadan sonuç hâsıl edilemez. Keza Allah’tan korkup O’nun râzı olmadığı şeylerden sakınmak için Rabbi tanımak şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede: “Hakiki şu fakat, kulları içinde ama âlimler, Allah’tan gerektiği gibi korkarlar” (Fâtır 36/28) buyrulur. Çünkü bilmeyenin korkusu ve saygısı olmaz. Korkusu ve saygısı olmayan da günahlardan sakınmaz, her fenalığa atılır.

    Mûsâ (a.s.)’ın bu kadar yumuşak, tesirli ve hikmetli davetine, üstelik ölülerin tekrar diriltilmesine de bir misal olacak şekilde asanın canlanıp ejderha haline gelivermesi gibi peygamberliğini ispatlayacak büyük bir mûcize göstermesine mukâbil, Firavun’un sergilediği hitabe dikkate şâyandır:

Peygamberi reddetmek, Allah’a ve emrine isyan etmek, Allah’a yönelecek yerde O’na sırtını dönmek, bununla da yetinmeyip yargı davasını iptal yapabilmek için tüm gücüyle niyetlenmek, bununla da yetinmeyip taraftarlarını toplayarak “en büyük rab olduğunu” bahis edecek derecede küfür ve azgınlık, öfke ve taşkınlık, akılsızlık ve ahmaklık gayyasının dibine yuvarlanmak… Gerçekte Firavun’un “sizin en büyük rabbiniz benim” şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki hırsı, benlik dâvasının nerelere değin varabileceğini belirten ibretlik bir vesikadır.

    Allah Teâlâ, peygamberini yalanlayan ve emirlerine karşı böyle küstahça baş kaldıran o zalimi cezasız bırakmadı. Onu ayrıca Kızıl denizin azgın dalgaları aralarında boğmak sûretiyle dünya azabıyla, keza de imansız ölüp ebedi cehennemi boylaması sûretiyle âhiret azabıyla cezalandırdı.

اَلنَّكَالُ (nekâl), kelimesi اَلتَّنْك۪يلُ (tenkil) mânasındadır. “Tenkîl” ise görenlere ve işitenlere ibret olacak ve onları güya şeyleri yapmaktan men edecek biçimde cezalandırmaktır. İşte Firavun’un helakinde, kalplerinde ilâhî dehşet içeren insanları Allah ve Peygamber’e isyandan vazgeçirecek dehşetli bir ibret bulunmaktadır. Selim bir akılla bunu düşünen insan, peygambere aleyhinde gelen, soylu davranış taslayan, insanları zulümle ezen, kendisini tanrılaştıran insanların sonunda nasıl Allah’ın dünya ve âhiret cezasına çarptırılıp mahv ü perişan olacaklarını anlar. Firavun gibi kibirlenmeyip Allah’ın peygamberine inanır ve onun getirdiği dine itaat eder.

Şimdi:

Nâziât Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nâziât Suresi 24. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/naziat-suresi-24-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.