Nâziât Suresi 25. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Nâziât Suresi 25. ayeti ne anlatıyor? Nâziât Suresi 25. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Nâziât Suresi 25. Ayetinin Arapçası:

فَاَخَذَهُ اللّٰهُ نَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْاُو۫لٰىۜ

Nâziât Suresi 25. Ayetinin Meali (Anlamı):

Allah da onu hem âhiretin hem dünyanın nefret edilen şey verici azabıyla cezalandırdı.

Nâziât Suresi 25. Ayetinin Tefsiri:

Din laf konusu olunca en mühim öğe, peygamberdir. Zira Allah Teâlâ, dinini onun vasıtasıyla beşeriyete ulaştırmaktadır. Dolayısıyla peygambere inanan Allah’a inanıp O’nun dinini kabul etmekte, Peygamber’e inanmayan ise hepsini reddetmiş olmaktadır. Bu sebeple Ulu Rabbimiz, burada âhiret hayatıyla alakalı delilleri serdetmeden önce, Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasından sinyâl bir kesit anlatarak, inkârcıları, Resûlullah (s.a.s.)’e aleyhinde çıkmanın ve ona başkaldırmanın ayrıca dünyevî ayrıca de uhrevî yürek parçalayıcı neticelerinden sakındırmaktadır. Anlatılan kısmıyla kıssada şu hususlara uyarı çekilmektedir:

    Firavun gibi azılı bir kâfire ve düşmana karşı bile Mûsâ (a.s.)’dan nasıl bir yumuşak ve nezaketli üslup kullanmasının istendiği.

Burada bir mânada: “Firavun’a gidin; çünkü o, gerçekten fazla azgınlaştı. Ona yumuşak ve gönül tip sözler söyleyin. Ola Ki o, bu nedenle aklını başına alır veya hiç değilse biraz korkar” (Tâhâ 20/43-44) âyetlerinde emredilen “kavl-i leyin”in izahı vardır. Buna tarafından davetçi, insanları yumuşak, tesirli ve hikmetli sözlerle hidâyete çağırmalıdır. Kalplere ve ruhlara etki edecek bir dil bulmalıdır.

    Firavun’un ziyafet edildiği husus, اَلتَّزَكّ۪ي (tezekkî) kelimesiyle ifade edilir.

Tezekkî, arınmak demektir. Bir taraftan kirliliklerden pak, hâlis ve pam pâk elde etmek, bir taraftan da artıp, feyizlenip nemâlanmak anlamına gelir. Burada akide, ahlâk ve amellerin temizlenmesi kastedilir. Daha açık bir ifadeyle müslüman olup, İslâm’ı kabullenmek demektir. Mûsâ (a.s.)’ın “gönlün var mı?” diye sormasında, iman veya inkâr gibi tercihe emrindeki olan hususlarda kulun iradesinin, yatkınlık ve niyetinin şart olduğuna sinyâl vardır. Yatkınlık ve niyet olmadan sonuç hâsıl edilemez. Ayrıca Allah’tan korkup O’nun râzı olmadığı şeylerden sakınmak için Rabbi tanımak şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede: “Gerçek şu fakat, kulları içinde ancak âlimler, Allah’tan gerektiği gibi korkarlar” (Fâtır 36/28) buyrulur. Çünkü bilmeyenin korkusu ve saygısı olmaz. Korkusu ve saygısı olmayan da günahlardan sakınmaz, her fenalığa atılır.

    Mûsâ (a.s.)’ın bu değin yumuşak, tesirli ve hikmetli davetine, bir de ölülerin bitmiş diriltilmesine de bir misal olacak şekilde asanın canlanıp ejderha haline gelivermesi gibi peygamberliğini ispatlayacak büyük bir mûcize göstermesine mukâbil, Firavun’un sergilediği konuşma dikkate şâyandır:

Peygamberi yalanlamak, Allah’a ve emrine isyan etmek, Allah’a yönelecek yerde O’na sırtını dönmek, bununla da yetinmeyip adalet davasını iptal yapabilmek için tüm gücüyle kastetmek, bununla da yetinmeyip taraftarlarını toplayarak “en büyük rab olduğunu” iddia edecek derecede küfür ve azgınlık, hiddet ve taşkınlık, akılsızlık ve ahmaklık gayyasının dibine yuvarlanmak… Gerçekte Firavun’un “sizin en büyük rabbiniz benim” şeklindeki iddiası, insandaki makam ve mevki hırsı, ego dâvasının nerelere değin varabileceğini gösteren ibretlik bir vesikadır.

    Allah Teâlâ, peygamberini yalanlayan ve emirlerine aleyhinde böyle küstahça baş kaldıran o zalimi cezasız bırakmadı. Onu hem Kızıl denizin azgın dalgaları arasında boğmak sûretiyle dünya azabıyla, keza de imansız ölüp ölümsüz cehennemi boylaması sûretiyle âhiret azabıyla cezalandırdı.

اَلنَّكَالُ (nekâl), kelimesi اَلتَّنْك۪يلُ (tenkil) mânasındadır. “Tenkîl” ise görenlere ve işitenlere ibret olacak ve onları güya şeyleri yapmaktan men edecek biçimde cezalandırmaktır. İşte Firavun’un helakinde, kalplerinde ilâhî dehşet taşıyan insanları Allah ve Peygamber’e isyandan vazgeçirecek dehşetli bir ibret bulunmaktadır. Selim bir akılla bunu düşünen insan, peygambere karşı gelen, cömertlik taslayan, insanları zulümle ezen, kendisini tanrılaştıran insanların sonunda nasıl Allah’ın dünya ve âhiret cezasına çarptırılıp mahv ü biçare olacaklarını anlar. Firavun gibi kibirlenmeyip Allah’ın peygamberine inanır ve onun getirdiği dine itaat eder.

Hemen:

Nâziât Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Nâziât Suresi 25. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/naziat-suresi-25-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.