Namazdan Sonra Ayetel Kürsi Okumanın Hükmü
banner121

İyiliği dikte ve kötülükten nehyettiği halde sözü ile işi birbirine tutarsız olan kişinin hazin sonu ile ilgili hadis ve ayetler.

İyiliği öğüt edip kötülükten sakındırdığı halde eylemi ile söylemi birbiriyle çelişen insanların ibretlik sonu ile ilgili hadis ve ayetler.

SÖYLEM VE EYLEMİ BİRBİRİYLE ÇELİŞEN KİŞİNİN ACIKLI SONU İLE İLGİLİ AYETLER

“Kitabı okumakta olduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi nasıl unutursunuz? Artık aklınızı başınıza almayacak mısınız?” (Bakara sûresi, 44)

İyiliği dikte ve kötülükten nehiy vazifesi çok manâlı bir atama ve büyük bir fazilettir. Bu üstün ve kayda değer görevi yerine getireceklerin kendilerini mükemmel ayla getirmiş, fazilet ve üstün ahlâk sahibi misal kişiler olmaları gerekir ki, başkalarını da ıslah edip, onların erdemli, ahlâklı ve misal kişiler olmalarını sağlayabilsinler. Huysuz takdirde kendileri, sözleri ve davranışlarıyla çelişkiye düşerler.

İyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırmaya çalışanların, önce kendilerinin buna uymaları gerektiği ve sözleri ile davranışlarının çelişki teşkil etmemesi icab ettiği, önemine binaen bambaşka bir başlık altında ele alınmıştır.

Bu birkaç âyet ile azıcık sonra gelecek olan hadis, konunun müstakillen önemini ortaya koyucu niteliktedir. Bu konudaki naslar, elbetteki bunlardan ibaret değildir. Bakara sûresi’nin bu 44. âyeti, İbni Abbas’dan nakledildiğine kadar, yahudilerin alimleri ile ilgili olarak nazil olmuştur. Medine’deki yahudilerin din âlimleri, kendilerine bağlı olan ve onları taklid edenlere Tevrat’a uymalarını emrettikleri halde, Peygamber Efendimiz’in kendi kitaplarındaki sıfatlarını inkâr ederek, kendi sözlerine kendileri muhalefet ederlerdi. Tekrar onlar, insanları Allah’a itaata özendirme ederler, lakin kendileri günahlara dalarlardı; insanlara sadaka vermeyi öğütlerler lakin kendileri pintilik yaparlardı. İsrâiloğullarının pek fazla ihanetleri ve nankörlükleri yüzünden lânetlendiğini bir önceki konuda açıklamaya çalışmıştık.

Kur’ân-ı Kerîm, geçmiş ümmetlerin hallerini misâl vererek bizim onlardan ibret almamızı, düştükleri günah, isyan ve hatalara düşmeme-mizi öğütler. Dolayısıyla her âyet, her zamanı ve her muhatabı bir cihetten ilgilendirir. Bu âyette, iyiliği emretmeyenlere yok, iyilik fiilini işlemeyenlere bir uyarı, bir uyarı ve korkutma vardır. Bu sebeble Allah Teâla Kur’an’da iyi ameller işlemeyi emredip de, kendileri yapmayanları kötülemiştir. Çünkü böyleleri, Allah’ın haramlarını önemsemeyen, hükümlerini hafife alan, ilmi kendisine fayda vermeyenlerdir. Peygamber Efendimiz:

“Kıyamet gününde insanların en şiddetli azaba uğrayanı, ilmi kendisine üstünlük vermeyen âlimdir”  buyurmuştur. (Süyûtî, el-Fethu’l-kebîr, I, 188)

İyiliği emretmek, şüphesiz ki iyidir. Lakin aklı olan, başkasının iyiliğini isterken kendini nasıl unutur? Başkasını irşad edip kendisini hatırından çıkmak, başkasını kurtarıp kendisini ateşe atmak, aklın kabul edeceği bir şey midir?

Bir kimsenin insanlara va’z ve nasihat ederek, ilmini ortaya koyması ve kendisinin buna uymaması, keza kendini keza de ilmini yalanlamak anlamına gelir. Bu hal insanın kişiliğinde bir zıtlık, bir çatışma teşkil ettiği gibi, irşad etmek isterken çarpıtmak olur. Aklı olan böyle bir duruma düşmez. Çünkü ırk, kendilerini irşad edenin söylediklerini kendisinin yapmadığını görünce, söylenenlerin yalan yanlış veya değersiz olduğu kanaatine varabilirler. Fuzûlî’nin şu beyti bunu ne hoş ortaya koyar:

Vâizin küfrün benim rüsvâlığımdan kıl kıyâs

Anda sıdk olsaydı ben takvâ şiâr etmez midim

Bir insanın söylediği sözün, yaptığı va’zın, ettiği nasihatın bir kıymeti ve kalblerde meydana getireceği bir tesir açlık edilir. Abes sözler, anlamsız emirler bu tesiri nasıl icra edebilir?

Sonuç itibariyle bu âyet, fâsıkın, günahkârın içten anlatmak, iyiyi emretmek şartıyla va’z etmesini, nasihat yapmasını yasaklamamakla birlikte, bu gibilere gayet büyük bir uyarıyı ihtiva ediyor. Onların tutarsızlığını ve ahmaklığını ortaya koyuyor. Bunun bilhassa us açısından hayret verici bir şey olduğunu belirtiyor. Bu âyetin muhatabları başta âlimler, yöneticiler ve hükmetme yetkisine sahip olanlardır.

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebeb olur.” (Saf sûresi, 2-3)

Doğru sözlülük ve verdiği sözü yerine getirmek, hakiki imanın gereklerinden biridir. Mü’minlere yalan söylemek yakışmadığı gibi, verdiği sözden sözünden dönmek ve sözünün zıddını gerçekleştirmek da yakışmaz. Çünkü yalan, vakar ve şahsiyete aykırıdır. Ciddiyet ve karakter ise imanın temellerinden biridir. Üstelik bu tavır, Allah’ın gazabını, kızgınlığını çeker. Allah’ın gazabına uğrayanların akibeti ise, hayal kırıklığı ve pişmanlıktır.

İbrahim En-Nehaî’nin (r.a.) İnsanlara Anlatıp Açıklamaktan Çekindiği Ayetler

Tabiînden İbrahim en-Nehâî Hazretleri der ki: Üç âyeti insanlara anlatıp, açıklamaktan çekinirim, o âyetler şunlardır:

“Kitabı okumakta olduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi nasıl unutursunuz?” (Bakara sûresi, 44) “Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saf sûresi, 2-3) “Ben size yasakladığım şeye kendim tutarsız muamele etmek istemiyorum; dilediğim, gücümün yettiği kadar bozuk düzeni düzeltmekten ibarettir; başarım da yalnızca Allah’ın yardımıyladır; O’na dayandım ve yalnızca O’na yöneliyorum.” (Hud sûresi, 88)

Cenâb-ı Adalet, Şuayb aleyhisselâm’dan bahsederek onun sözünü bize hatırlatmaktadır. Şuayb aleyhisselâm, kendi kavmini şirkten, insanların hakkını yemekten, fesat ve bozgunculuktan nehyedip, tevhide, ölçüyü ve tartıyı tam yerine getirmek suretiyle yargı ve adaleti yerine getirmeye misafir etme etmişti. Onun gayesi, kavminin âdet ve alışkanlıklarının tersine olan bu nasihatlar ve tekliflerle onların hürriyetlerini ellerinden almak, onları yaptıkları kötülüklerden çevirip de, o menhiyyatı kendisinin yapması değildi. Yani, Allah’a karşısında siz günaha girmeyin ben gireyim, siz aldatmayın ben aldatayım, halkın mallarını siz yemeyin ben yiyeyim, siz istediğiniz gibi zevk u sefa yapmayın ben yapayım, aramak istememiştir. Bunun tam aksine, gücünün yettiği nisbette insanları ıslah etmeyi kasıt edinmişti. Mürşidler, insanları düzeltmeye çalışanlar, ilk önce kendileri kurtuluşa ermiş olmalıdırlar. Peygamberler en büyük mürşid ve muslihlerdir. İyiliği tavsiye edip kötülükten uzaklaştırmaya çalışanların onların ahlâkıyla ahlâklanmaları ve metodlarını bilip uygulamaları gerekir. Kur’lahza ve Sünnet’in, peygamberlerin hayatlarından canlı tablolar sunmasının hikmeti de bu olsa gerektir.

SÖYLEM VE EYLEMİ BİRBİRİYLE ÇELİŞEN KİŞİNİN ACIKLI SONU İLE İLGİLİ HADİS

Sözü ile İşi Birbirine Tutarsız Olan Kişinin Hazin Sonu

Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

“Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Bağırsakları karnından dışarı çıkar ve onlarla birlikte değirmen döndüren merkep gibi döner durur. Cehennem halkı onun yanında toplanırlar ve derler ancak:

– Ey filân! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin? O kişi de:

– Evet, iyiliği emrederdim, fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, lakin kendim yapardım, der.” (Buhârî, Bed’ül-ırk 10; Müslim, Zühd 51)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Bu hadîs-i şerîf, mü’min olan, hatta iyiliği öğüt edip kötülükten sakındırmak gibi bir vazifeyi yapan bir kimsenin cehenneme girişini ve oradaki kötü akıbetini gözler önüne sermektedir. Dünyada kendisini tanıyan ve nasihatlarına muhatap olan, fakat uymadıkları için kendileri de cehenneme girmiş olanlar, onun burada bulunmasına ve bu ürkütücü ve ürpertici haline şaşarlar.

Bu çeşit hadisler “terhib hadisleri” diye adlandırılırlar. Yani, kötü, uygun olmayan ve çirkin davranışlardan sakındıran hadislerdir. Bir kimsenin kendi söylediklerine kendisinin uymaması ve aksini yapmasının ne fena bir davranış ve şahsiyetsizlik olduğunu, biraz önce geçen âyetlerin açıklamasında açıklama etmeye çalışmıştık. Bu hadis, böyle kimselerin kıyamet gününde ne halde canice göreceklerini müşahhas bir şekilde açıklama etmesi açısından dikkate bedel niteliktedir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

Cehennem azabı haktır ve çeşit çeşit, derece derecedir. Sözü ile davranışı birbirine aykırı olan, ilmi ile amel etmeyenlerin Allah katındaki cezaları şiddetlidir. Günahkâr müminler de, suçları mikdarınca cinayet çekmek üzere cehenneme gireceklerdir. Hz. Peygamber cehennemin ve cehennemde azab görenlerin vasıflarıyla ilgili bilgiler vermiştir. Ma’rûfu emir ve münkeri nehiy vazifesini yerine getirmek ve bunun gereğiyle amel etmek, cehenneme girmeye engel olur.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/soylem-ve-eylemi-birbiriyle-celisen-kisinin-acikli-sonu.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.