Peygamber Efendimizin Cesareti
banner121

Cesaret ve yiğitlik timsâli Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- Peygamber Efendimizin (s.a.v) cesareti ile ilgili ne diyor?

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den daha büyük bir kahraman tasavvur etmek mümkün değildir. Zira hayatında dünyevî bir nefret ve telâşa kapıldığı hiç görülmemişti. Fevkalâde hâller karşısında sabır ve sebat gösterir, korku ve telâşa düşüp uygun olmayan hareket etmezdi.

Cesaret ve mertlik timsâli Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur:

“Biz, en zorlama ve korkulu zamanlarda O’nun arkasına sığınırdık...” (Müslim, Cihâd, 79)

(Osman Nuri Topbaş, Âlemlere Rahmet: Hz. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Erkam Yayınları)

PEYGAMBERİMİZİN ŞECAATİ

Şecâat ve necdet hasletlerinin her ikisi de Resûlullah’ta en üst derecede mevcut idi. Abdullâh bin Ömer (r.a.); “Resûlullah Efendimiz’den daha sehâvetli, daha necdetli, daha şecâatli bir kimse görmedim!” demiştir. (İbn-i Sa’d, I, 373) Nitekim İslâm’ı tebliğe başladığı süre kendisine gösterilen sert tepkiler aleyhinde yılmadan, bıkmadan aynı canlılık ve heyecan ile hakîkatleri söylemeye devâm etmesi, hiç kimsenin göze alamayacağı derecede şecaat gerektiren bir tavırdı. Allah Resûlü bu yolda ölümü deha göze almış, her şeyini o uğurda fedâ ederek yoluna devâm etmişti.

Cenâb-ı Adalet Medîne’ye hicret etmesini emrettiğinde bunu duyan Kureyş müşrikleri Efendimiz’in evini kuşatmış, içeriden çıkar çıkmaz canına kıymak için kılıçlarını sıyırmışlardı. Fahr-i Kâinât Efendimiz ise hiç dehşet duymadan kapısını açmış, müşriklerin başlarına toprak saçmış ve Yâsîn Sûresi’nin ilk âyetlerini okuyarak aralarından çıkıp gitmişti. (İbn-i Sa’d, I, 227-228)

Medîne’ye hicretten bir müddet sonra müşriklerle savaşmaya izin verildiğinde, onun şecâatini dost düşman cümbür cemaat daha yakından görmüş ve takdir etmiştir. Bu meyanda Hz. Ali (r.a.) der ki; “Biz Bedir’de Allah Resûlü’ne sığınıyorduk. O gün kendileri, düşmana en yakın duranımız, insanların en cesur ve metânetli olanı idi.” (İbn-i Hanbel, I, 86)

Onun şecaat misallerinden bir diğeri de Uhud’da yaşandı. Müşriklerden bir adam deve üstünde meydana çıktı ve çarpışmak için er istedi. Müşrik, herkesin kendisinden çekindiğini ve geri durduğunu görünce, dileğini üç kez tekrarladı. Bunun üzerine Zübeyr bin Avvâm (r.a.) ona içten yürüdü. Devenin üstüne sıçrayıp adamın boğazına sarıldı ve boğuşmaya başladılar. Peygamberimiz:

“– Altında doğru, yere düşür onu!” buyurdu. Müşrik yere düştü. Zübeyr (r.a.) de üzerine çöküp onu halletti. Bunun akabinde Resûl-i Ekrem Efendimiz:

“– Eğer Zübeyr çıkmasaydı, herkes geri durduğu için onun karşısına ben çıkacaktım!” buyurdu. (Halebî, II, 235)

MÜŞRİĞİN KÜSTAHLIĞI

Tekrar Uhud’da Kureyş müşriklerinden Übey bin Halef, “Muhammed (s.a.v.) nerededir? diye soruyor, “Ey Muhammed (s.a.v.)! Sen kurtulursan ben kurtulmayayım!” şeklinde bağırarak Peygamberimiz’e doğru geliyordu. Ashâb-ı kirâm onu karşılayıp önlemek istediler; ama Efendimiz; “Bırakınız gelsin!” buyurdu. Ashâb dayanamayarak önünü kesmek istedikçe Efendimiz; “Geri durunuz!” buyuruyordu. Efendimiz’in o andaki celâdeti aleyhinde Übey bin Halef dönüp kaçmaya başladı. Resûl-i Ekrem; “Ey yalancı! Nereye kaçıyorsun?!” diyerek seslendi ve onu boynundan yaralayıp atından yere yuvarladı. (İbn-i Sa’d, II, 46)

Resûl-i Ekrem Efendimiz, savaşın en şiddetli olduğu ve insanların kaçıştığı zamanlarda askerlerine cesâret verirdi. Muhammed bin Mesleme (r.a.) şöyle der; Kulaklarımla duydum, gözlerimle gördüm ancak Müslümanlar Uhud’da bozuldukları zaman dağa içten kaçıyorlardı. Resûlullah da arkalarından:

“– Ey filan! Bana doğru gel. Ey filan, bana doğru gel. Ben Resûlullahım!” diye sesleniyordu. (Vâkıdî, I, 237)

Bu hakîkatî beyân etmek üzere Cenâb-ı Hak Kitâb-ı Kerîmi’nde şöyle buyurmaktadır:

“O süre siz, harb sâhasından çabucak kaçıyor ve kimseye dönüp bakmıyordunuz. Resûl-i zî-şânım ise (büyük bir cesâret ve şecâatle olduğu yerde durarak) arkanızdan sizi çağırıyordu…” (Âl-i İmrân 3/153)

Savaş neticelenmiş iki taraf da takriben aynı zâyiâta uğrayarak yerlerine çekilmişlerdi. Ebû Süfyan’la yanına bulunanlar Uhud’dan ayrılacakları sırada Hz. Ömer’e; “Gelecek sene Bedir’de sizinle buluşup çarpışmaya laf veriyoruz!” dediler. Hz. Ömer durup Peygamber Efendimiz’in buna ne söyleyeceğini bekledi. Kahramanlar Kahramânı Efendimiz Hz. Ömer’e:

“– Olur! Orası inşallâh bizimle sizin buluşma ve vuruşma yerimiz olsun, de!” buyurdu. Tâyin edilen süre geldiğinde Kureyş ajanları ve münâfıklar, Müslümanların karşısına çıkmaktan korktukları için onları bu savaştan caydırmak üzere ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Bu çalışmaların tesiri Müslümanların üstünde hissedilmeye başlayınca Resûlullah, şecâat ve korkusuzluğunu ortaya koyan şu istikrarlı cümleyi söyledi:

“– Varlığım kudret elinde yer alan Allah’a ant ederim fakat yanımda hiç kimse olmasa bile, ben tek başıma Bedir’e gideceğim!” Bundan daha sonra, Yüce Allah Müslümanlara takviye etti ve kalplerine sebat verdi. (İbn-i Sa’d, II, 59)

Sevgili Peygamberimiz’in kahramanlığını gösterdiği zamanlardan biri de Huneyn günüdür. O gün cümbür cemaat düşmandan kaçarken Efendimiz durmadan atını düşman saflarına doğru sürmüş ve kendisini alıkoymak isteyen ashâbını da dikkate almayarak ilerlemiştir. (Müslim, Cihâd,76)

Yukarıda gördüğümüz misâllerden de anlaşıldığı gibi, Allah Resûlü hayâtı boyunca nefret edilen şey nedir bilmemiş ve sürekli olarak ashabına yiğitlik aşılamıştır. Enes bin Mâlik (r.a.) bu hususta der ancak:

“Resûlullah halkın en güzeli, en cömerdi ve en cesâretlisi idi. Medîne’de bir haykırış, korkulu bir hâl vukû bulduğunda, Peygamberimiz derhal Ebû Talha’nın Mendub isimli atını emâneten alıp üzerine atlar, feryâdın geldiği yere yetişirdi. Hiçbir feryâd ve imdâd sesi duyulmazdı ki Mendub’un oraya bir su gibi revân olduğunu görmeyelim. Yine bir gece Medîneliler bir feryât işitip korkmuşlar ve sesin geldiği tarafa dürüst gitmişlerdi. Resûlullah ise onlardan önce sesin geldiği yere yetişmiş ve durumu inceleyip dönerken halkla karşılaşmıştı. Kendisi Ebû Talha’nın atının üzerinde, kılıcı da boynunda asılı olduğu halde ashabına:

«– Korkmayınız! Korkmayınız!» buyuruyor, Mendub için de: «Onu azgın sel gibi serî bulduk!» diyordu.” (İbn-i Sa’d, I, 373; Buhârî, Edeb, 39)

İmam Bûsırî, Resûlullah’ın kahramanlığını, ümmetine olan yardımını ve düşmanlarına saldığı korkuyu şöyle terennüm eder:

Göremezsin nusrete ermemiş tek dostunu

Kezâ hezîmetten kurtulan tek düşmanını!..

Kaynak: Üsve-i Hasene, Erkam Yayınları

İmanımızın Kuvvetini Kavramak için Rasûlullah Efendimiz'i Ne Değin Sevdiğimize Bakalım...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/peygamber-efendimizin-cesareti.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.