Ramazan Sonrası Kalıcı Değişimi Nasıl Başaracağız?
banner121

Oruç doğru nefsimizde yer alan bu dört başlıca kötülüğü emin oranda alt etmeyi başardık, ama başlıca mesele şu anda başlıyor, edindiğimiz bu müspet değişimi ne dek vakit devam ettirebileceğiz?

Allah Teâlâ bizi bu dünyaya sınav için göndermiş, kendi fıtratımızdan ya da çevremizden kazandığımız kötü vasıfları iyileri ile değiştirmemizi bizlere emretmiştir. Metamorfoz ise doğrusu zordur, insanoğlu alıştığı konfordan, zamanla edindiği alışkanlıklardan ve toplumdan aldığı adetlerden kolay kolay vazgeçemez. Kötülüğü herkesçe umulan alkol, kumar, yalan bile alışıldığında insanı kendisine tutsak eder.

Sufiler için manevi gelişim yolunda metamorfoz ve gelişim fazla önemlidir. İnsan-ı kâmil olmak yani kişiliğimizde rahat olan, potansiyelimize erişmek bu hayatın yegâne amacıdır. Ne var fakat bunun için gayret etmek, yorgun düşürmek, nefsin hatta yerine kadar toplumun beklentilerini elimizin tersi ile itmek gerekir. Biz kendimizi değiştirmezsek dıştan hiçbir şiddet bizi değiştiremez. Bu hakikati Rabbimiz şöyle ifade etmiştir: “Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez.” (Rad, 11)

Seslenmek ki Allah Teâlâ ahsen-i takvim üzere yarattığı insanı oysa kendi eli ile işlediği kötülükler sebebi ile esfel-i safiline yani aşağıların aşağısına indirmektedir. Aynı şekilde kul fena alışkanlıklarından kurtulmayı can u gönülden istemediği sürece istisnalar hariç kimse bu hususta o kula tezgâhtar olamaz.

Müminler olarak birçok zaman fena alışkanlıklarımıza, yaptığımız aşırılıklara üzülür lakin bunlardan kurtulmak için harekete geçemeyiz. Hâlbuki yeni uğurladığımız kutsal Ramazan ayı bütün da bu işi başarıya ulaşmak için gönderilen ilahi bir hediyedir. Şimdi Ramazan ayında terk etme eğitimi aldığımız bir takım kötü alışkanlıklarımızı ele alalım.

İNSANIN KÖTÜ VASIFLARI

İmam Gazali insanın kötü vasıflarını 4 esas merkezde toplar ve bu kötülüklerin hemencecik her insanda eksik ya da fazla bulunduğunu söyler. Bunların birincisi behimiyyet, yani kontrolsüz olarak dünya nimetlerinden yararlanmak, her arzumuzu modern tabirle “anında, derhal” yerine getirmektir. Bunun da en başı da yeme içmede gösterilen aşırılıklardır. Hele içinde bulunduğumuz dönemde yiyeceğe gelmek son derece kolay ayla gelmiştir, buzdolaplarımız her nesil lezzetli gıda ve meşrubat ile doludur, gittiğimiz her yerde birkaç çeşitlilik ikram ile karşılanırız. Bu Nedenle yeme içme vücudumuza enerji karşılamak için değil de tadını çıkarmak için yapılan bir tür davet haline gelir.

Halbuki Ramazan ayında öğrendiğimiz birincil kural içimizdeki canavara dur çağrıda bulunmak oldu; nefsimiz bir yudum su için yalvardı, kuru bir ekmek parçası için sızlandı lakin bunların hiçbirini ona vermedik, keyfince yeme-içmenin, cinselliğin hayatın amacı değil arabulucu olduğunu öğrendik. Sufilerin kıllet-i taam, kıllet-i kelam dedikleri “eksik ye, eksik tüket, gereğinden pozitif tavır” tavsiyesini yaşadık. Fakat edindiğimiz bu güzel alışkanlığı Ramazan ayı gider gitmez kaybeder isek bir aylık aldığımız eğitimi heder etmiş oluruz. Bu sebeple İmam Gazali yeme-içme hususundaki kontrollü tutumumuzu tüm sene baştan başa devam ettirmemizi öğüt eder, hatta haftanın bir günü yalnızca ekmek ve su ile yetinmemizi alışılmışlık haline getirmemizi salık verir.

İmam Rabbani hazretleri de bu manada tasavvufu mubahları azaltma sanatı olarak görür, insan her nesil tüketiminde ne değin az mubah ile yetinirse böylece iyi sufi olur, zira mubah sınırını sonuna kadar zorlayanlar bir zaman sonra şüphelilere daha sonra da haramlara dalarlar da farkına bile varmazlar.

“Amellerin Hayırlısı Eksik da Olsa Sürekli Olanıdır”

Behimiyyetin bir diğer özelliği, bencillik yani tüm nimetleri kendimize bedel görmektir. Hâlbuki ramazan ayında benciliğimizi törpüledik, verdiğimiz iftarlar, infaklar, fitreler, zekâtlar ile paylaşmanın zevkine vardık, yedirmenin yemekten daha kayda değer olduğunu ayrım ettik. Eğer bu fedakârlık ruhu sadece Ramazan’da kalır ve cömertlik elbisesini bir sonraki Ramazan da giymek üzere gardıroba kaldırırsak zorunlu değişimi gerçekleştirememiş oluruz. Bu hususta Peygamber Efendimizin (tez): “Amellerin hayırlısı eksik da olsa aralıksız olanıdır” hadisi rehberimiz olmalıdır. Zira devam etmeyen amelin faydası azdır.

İmam Gazali’ye kadar insanın ikinci fena huyu subuiyyet, yani kaba bir hayvan gibi öfkelenmesi, insanlara saldırması, onlara hasar vermesidir. Aile içi baskı ilk olarak edinmek üzere insana karşısında işlenen her cins cinayetlerin altında işte bu kontrolsüz hiddet patlaması vardır. Ramazan ayında öfkemizi nasıl teftiş edeceğimizi öğrendik. Ramazan doğruca yalnızca midemize yok fazla duygularımıza da sınırlama getirmeyi nispeten başardık. Orucun hatırına öfkemizi yuttuk, İşte bu mübarek ayın bize kazandırdığı hilm halini bütün sene boyunca devam ettirmeli, bir anlık öfke ile ailemize, dostlarımıza, komşularımıza zarar vermekten uzakta durmalıyız.

Gazali’ye tarafından insandaki belli başlı kötülüklerin bir diğer tezahürü de şeytaniyettir. İnsanları kandırmak, kandırmak, çevremizdekileri manipüle etmek, dilimizi bir tabanca gibi göstermek gibi şeytanca günahların bambaşka dereceleri insan fıtratında aşağı yukarı bulunur. Ramazan ayında ise bu kötülükleri işlemenin boşu boşuna aç kalmak olduğunu öğrendik ve elimizden geldikçe bu cins günahlardan uzaktan durduk. İnsanları uygulamak bir tarafa onlara iyilik gerçekleştirmek için fırsat kolladık. İşte bu alışkanlığımızı da senenin diğer aylarında devam ettirmeli, bize hiç uygunsuz yukarıdaki vasıflardan uzaktan durmalıyız.

Kendini Haşa Tanrı Gibi Hissetmek

İmam Gazali’nin saydığı esas kusurlardan bir başkası da rububiyyet, yani kendini haşa tanrı gibi hissetmektir. Modern dilde narsizm denilen bu hastalık nefsimizi hayatın merkezine koyup herkesin etrafımızda dönmesini istemektir. Lisan ile denildiğinde küfr olan “ben sizin en yüce Rabbinizim” sözünü, lisan-ı hal ile anlatmak de bir pek tehlikelidir.  Bu rahatsızlık daha çok somut ya da maneviyat sahiplerinde ortaya çıkar. İnsanlara üstten bakmak, herkesin bizi övmesini arzu etmek, övmediklerinde hiddetlenmek bu hastalığın tezahürleridir. Bu benlik ve gurur oruç ile paramparça oldu, pek imkânımıza karşın dünyanın en yoksul insanları ile benzer açlığı yaşadık, ne kadar aciz bir varlık olduğumuzu fark ettik. Hiç de vehmettiğimiz gibi üstün ve öbür olmadığımızı ramazan ayında özlem ve susuzluk çekerek anladık. Eğer “sağlıklı olmasına karşın Müslümanlara para/fidye ödeme karşılığı oruç tutmama hakkı” verilseydi bir takım varlık sahipleri milyarlar verip bu mükellefiyetten kurtulurdu. Hâlbuki Ramazan ayında padişah ile sıradan yurttaş, patron ile emekçi, varlıklı ile yoksul eşitlendi, böylece tevazuu, kulluğu, hiçliği yaşadık.

Allah Korusun Terk Ettiğimiz Fena Alışkanlıklara Geri mi Döneceğiz?

Oruç bir uçtan bir uca nefsimizde bulunan bu dört belli başlı kötülüğü emin oranda alt etmeyi başardık, ama esas mesele şu anda başlıyor, edindiğimiz bu müspet değişimi ne dek vakit devam ettirebileceğiz? Acaba daha bayram namazından çıkar çıkmaz kul olduğumuz unutup da Allah korusun terk ettiğimiz fena alışkanlıklara geri mi döneceğiz? Hevamızın keyfine kadar yaşamayı, bencilliği, öfkeyi, kin ve kibri bırakıp bunları fedakârlık, kanaat, hilm, alçakgönüllü ile değiştirebilecek miyiz? Bütün mesele bu, Ulu rabbimiz bu hususta hepimizi muvaffak kılsın, orucun ve ramazan ayının getirdiği güzel değişim ve gelişimi sene boyunca devam ettirmemizi bizlere nasip etsin. Âmin.

Kaynak: Süleyman Derin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 435

İslam ve İhsan

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/ramazan-sonrasi-kalici-degisimi-nasil-basaracagiz.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.