Şafii Mezhebine Göre İmamet ve Cemaat
banner121

Şafii mezhebine tarafından imamlık yapmanın şartları nelerdir? Cemaatin fazileti ve hükmü nedir? Şafii mezhebine göre hangi durumlarda kişiler namazlarını kimsesiz kılabilirler? Şafii mezhebine tarafından imamet ve cemaat ile ilgili bilinmesi gerekenler...

Şafi mezhebi; İmam Şafi’ye (r.a) nisbet edildiği için bu adla anılmıştır.  Şâfi mezhebinin kurucusu sayılan İmam Şafi (r.a) 767 (Hicri 150) yılında Gazze şehrinde (Filistin) doğdu. 

Şafi mezhebi önce Mısır’da daha sonra kısmen Suriye, Yemen, Irak ve Mâverâünnnehir’de yayıldı. Günümüzde Irak, Suriye ve Anadolu’nun güney ve doğu bölgelerinde Şafi mezhebi yaygındır.

ŞAFİİ MEZHEBİNE KADAR İMAMET VE CEMAAT

“Cemaat” "Namaz kılarken imama uyan kişi ya da kişiler" demektir. En azı bir kişidir. En birçok için bir sınır yoktur. “İmam” kelimesi ise, önder, lider gibi manalara gelirse de namaz me­seleleriyle ilgili olarak namaz kılarken cemaatın kendisine uyduğu birey demektir.

I. Cemaatın Fazileti ve Hükmü

Dinimiz, cemaatle namaz kılmaya büyük yük vermiştir. Beş vakit farz namazı cemaatle kılmak, kaslı görüşe göre farz-ı kifâyedir. İçinde ikamet edilen ikâmetgâh birimindeki halkın bir kısmı bu farzı yeri­ne getirdiği takdirde diğerleri sorumlu olmaktan kurtulurlar. Bazıları ise beş zaman farz namazı cemaatle kılmanın müekked bir sünnet-i ayın olduğunu söy­lemişlerdir.

Cuma, cenaze ve bayram namazları cemaatle kılınan namazlardır. Beyhude namazlar kâide olarak cemaatle kılınmaz. Fakat bayram, küsuf, husuf ve istiskâ namazları sünnet olduğu halde cemaatle kılınır.

Teravih ve Vitir namazını Ramazan ayında cemaatle kılmak daha evlâdır.

Camideki cemaati kaçırmamaya niyetlenmek bir mü’min için son derece mühimdir. Zîrâ bir hadis-i şerifte kıyâmet gününde hiçbir gölgenin bulunmadığı o dehşetli mekânda ilâhî gölge ile lütuflandırılacak yedi derslik kimseden birinin «kalbi mescidlere asılı olan» mü’minler olduğu vurgulanmaktadır.

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den söylenti edildiğine kadar, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Mescidlere devam etmeyi alışılmışlık haline getiren bir adamı gördüğünüz süre, onun hakiki mü'min olduğuna şahitlik ediniz.”[1]

Cemaatle namaz kılan müminler kimsesiz namaz kılanlardan daha fazla sevap kazanırlar. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz şu müjdeleri vermektedir: “Cemaatle kılınan namazın sevabı, kimsesiz kılınan namazdan yirmiyedi kat daha fazladır.”[2] 

II. Cemaate Gidilemeyecek Durumlar

Erkekler için başlıca olan, beş vakit farz namazı cemaatle kılmaktır. Lâkin aşağıdaki durumlarda ya da benzer durumlarda olan kişiler namazlarını tek başına kılabilirler.

Ağır hasta olanlar, mescide gitmeye engel olan bir rahatsızlık geçirenler, Felçli, yürüyemeyecek derecede ihtiyar olanlar, Elinden tutup götürecek bir kimsesi bulunmayan ve kendi ba­şına da gidemeyen iki gözü âmâ ya da iki ayağı kesik olanlar, Çamurlu ve çok karanlık bir yolda yürümek zorunda kalanlar, Şiddetli soğuk, kasırga, sağanak yağmur ve fazla sıcakta mescide gitmek zorunda kalanlar, çatı ve saçaklardan buz parçalarının düş­me ihtimali, Evde yangın çıkması gibi ivedi bir durumla karşılaşanlar, Cemaatle namaz kılınması esnasında o an itibariyle bırakılamayacak, ivedi kabul edilebilecek bir halk hizmeti yapanlar. Ivedi durumdaki hastaya bakanlar, hastaya refakat eden kişiler, Zulme uğrama korkusu taşıyanlar, can ya da mala korkutma söz konusu olduğunda veya askeri bir bölgede güvenlik için nöbet tutanlar, Kaybedilen bir şeyi bulma veya gasbedilen bir şeyi geri alma durumunda olanlar. Cenazeyle ilgilenenler. Seferi olanlar, yolculuğa çıkmak üzere olanlar, Kesintisiz tuvalet ihtiyacı hissedenler, tuvalet ihtiyacını giderip abdest alırken cemaate yetişememiş olanlar, Fıkıh gibi yük arz eden bir ilmi öğretenler veya öğrenmekle meşgul olanlar, Cemaate rahatsızlık verici kötü koku saçan bir yiyeceği yeni yemiş olanlar, İştah çekici bir yemeğin hazırlanmış olması.

Kadının, şehvet celb edici olması hâlinde, lüzum Cuma ve gerekse öteki namazlar için cemaate katılması mekruhtur. Camide yerinde yer bulunduğunda özellikle yaşlı ve velisinden izinli ise, cezbedici giysi giymemiş ve koku sürünmemişse cemaate katılmaları mahzurlu olmaz.

III. İmamlık Ve Nitelikleri

Bir kimsenin cemaate namaz kıldırabilmesi için aklî durumu yerinde, namaz kıldırma özrü olmayan, hadesten ve necasetten temiz, büluğa ermiş ya da en azından mümeyyiz kabul edilen Müslüman bir erkek olması gerekir. Bu kişinin namazın geçerliliğini tedarik edecek derecede dürüst Kur'ân-ı Kerîm okuması­nı ezberden bilmesi veya Fatiha ve yeterli kıraat yapacak değin âyeti kurallarına uygun okuyabilmesi de şarttır.

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de, imamın telaffuzunun düzgün ol­ması ve telaffuz esnasında dilinin bir harften diğerine kaymamasıdır. Örneğin telaffuz sırasında dili (sîn) harfinden (sâd) harfine, (dâd) harfinden (zı) harfi­ne, (zâl) harfinden (ze) harfine kaymamalıdır.

İmamın, tâdil-i erkâna yerinde namaz kıldırması gerekir. Oysa cemaati bıktıracak şekilde Cuma, Bayram ve farz namazları kıldırırken kıraati ve namazdaki rükünleri uzatması mekruhtur. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Kim insanlara imamlık yaparsa hafif kıldırsın. Çünkü içlerinde cılız olanı var, hasta olanı ve yaşlısı var”[3]

“Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar uzatsın” [4]

Beş zaman namazda, imamın namaz kıldırmaya gaye etmesi şart değildir. Oysa Cuma namazını, yağmur nedeniyle cem'-i ibraz biçiminde kılınan namazı ve iade edilecek namazı kıl­dıracak olan imamın imamlığa niyet etmesi şarttır. (Hanefî mezhebine kadar kadınlara imamlık edecek kişinin, kendisine uyan kadınların namazlarının sahih olabilmesi için imamlığa kalben hedef etmesi şarttır. Laf ile “Ene imâmün limen tebianî” (Ben, bana uyanlara imamım) demesi menduptur.)

Bir evde yalnızca kadın cemaati varsa kıraati sürükleyici bir hocahanımın onlara imam olması caizdir. Bu durumda imam olan kadın, cemaatin ortasında durur, ileriye geçmez.

İmam, kendisine uyarak namaz kılanların da mezheplerine riayet etmeli­dir. Meselâ Şafi mezhebine mensup bir birey, Hanefi mezhebine mensup bir imamın kan hısmı olmayan bir kadının tenine dokunduğunu ve daha son­ra abdest almadan namaz kıldırmak üzere olduğunu görürse bu durumda kendi mezhebine tarafından namaz geçersiz oldu­ğundan böyle bir imamın gerisinde o vakit namazını kılamaz, kılarsa namazı geçersiz olur.

İmamlıkta tercih sebepleri:

Yönettiği vilâyette yer alan devlet yetkilisinin imamlık için öne geçmesi menduptur. Ondan sonradan mescidin görevli imamı, imamdan sonra mıntıkanın aralıksız sakini -eğer akıllı ve imamlığa lâyık biri ise- öne geçirilir. Bunların bu­lunmaması durumunda imamlık için sırasıyla şu vasıftaki kimseler tercih edil­melidir:

a)  Namazla ilgili fıkhı en iyi bilen. b)  Kur'ân-ı Kerîmi en iyi okuyan. c) Takvası maksimum olan.

ç)  İslâm'a önce girmiş olan.

d)  Nesebi üstün olan. e)  Hal ve gidiş tarzı daha iyi olan. f)  Elbisesi daha pak olan. g) Bedeni daha temiz olan. h) Sanatı daha iyi ve temiz olan.

ı) Sesi güzel olan.

i) Sureti daha güzel olan. j) Evli olan bekâra tercih edilir.

Yukarıda sayılan bu niteliklerde eşit olurlarsa, arasında kura çekilir. Ergen birey, kendisiyle aynı pozisyonda yer alan mümeyyiz çocuğa tercih edilir. Kör olan birey, bu hususta gözü görebilen kişi gibidir.[5]

Necasetten sakınmayan kişinin, hak etmediği halde zor kullanarak öne geçen ancak­şinin, ergen olsa bile sünnet olmamış kişinin, nesebi gayri sahih olan kişinin, başkalarına imamlık etmesi mekruhtur. Bunlar ama kendileri gibi olanlara imamlık edebilirler. Bazı harfleri net olarak telaffuz edemeyen kişinin imamlık etmesi mekruhtur. Dili bir harften diğer bir harfe kayan peltek kimselerin sadece kendileri gibi peltek­lere imamlık etmeleri sahih olur. Fâsık kişinin imamlık etmesi mekruhtur. Fakat kendisi gibilere imamlık et­mesi mekruh değildir. Kendisinden daha daha alçak sevi­yede fıkıh ve Kur'ân bilgisine sahip olan âdil birey, fı­kıh ve Kur'ân-ı ileri derecede haberdar olan fâsığa tercih edilir. Kendisini küfre götürmeyecek derecede bid'atçı olan birinin imamlık et­mesi mekruhtur. Cemaatin istemediği birinin kendilerine imamlık etmesi mekruhtur. 

IV. İmamın Arkasında Namaz Kılanların Durumu

İmama uyarak namaz kılan kimseye “muktedî” denir. İmama uyan kimsenin, iktidaya (imama uymaya) maksat etmesi gerekir. Bu niyetin, namazın başlangıcında yapılma­sı şart değildir. Namazda iken imama uymaya amaç edilirse, bu iktida kerahet­le birlikte sahih olur. Yalnız, cemaatle kılınması koşul olan cuma ve yarı namazlar bu hükmün dışındadır. Bunlarda ihram tekbirine bitişik olarak imama uymaya niyet etmek zorunludur. 

Cemaatin imama tâbi olması gerekir. Bir hadis-i şeriflerinde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmam, ancak kendisine uyulsun diye (imam) yapılmıştır.”[6]

Kıble konusunda öbür düşünen yani biri kıble bu tarafta, diğeri şu tarafta diyen kimseler birbirine uyamazlar.

İmam sehiv secdesi yaparsa, muktedî de yapar. İmam sehiv secdesi gerektiren bir yanlış yapmasına rağmen terkederse, muktedî bu hususta ona uymaz ve imamın selâm vermesinden sonra tek başına bu secdeyi yapar.

İmam birinci teşehhüdü terkederse muktedînin de terketmesi gerekir. Kunut duasına gelince muktedînin Kunut okuma ya da okumama hususunda imama uyması gerekli değildir. İmam, Cuma günü sabah namazında tilâvet secdesi yaparsa, muktedînin de yapması; terkederse muktedînin de terketmesi gerekir.

İma­ma uyan kişinin namazının sahih olması için fiilî rükünleri, imamın ardı sıra yapması şarttır. İmama uyan birey, ihram tekbirini imamdan önce almamalı, rükûdan ve secdeden başını erken kaldırmamalı, imamdan önce de selâm vermemelidir. Aksi halde nama­zı bozulur.

Muktedî (imama uyan), imamdan daha sonra iki fiilî rükün gecikirse namazı bozulur. İmam rükûya, gerisinde secdeye varır da muktedî hâlâ kıyam­da durursa bu kişinin namazı bozulur.[7]

İmam Fatiha’dan sonra derhal rükûya gitmiş, muktedi bu sırada Fatiha okuyorsa veya imama tâbi olan kişinin kıraati ağır ise ve bu yüzden imamdan geride kalırsa, rükû ve iki secdede imamdan geri kalması affedilir.

İmama uyan birey Fatiha okumayı unutur da imamın rükûya gitmesinden önce, okumadığını hatırlarsa, Fâtiha'yı okumak için üç rükün gecikmesi namaza hasar vermez. Okuma­dığını imamın rükûya varmasından daha sonra hatırlarsa, okumak için kıyam haline geri dönmez. İmamın selâm vermesinden daha sonra bir rek'at namaz kılarak on­da Fâtiha'yı okur.

Bir cemaat gelip tek başına namaz kılan erkeğe uyabilir. Bu şekilde tâbi olunan imamın bir başka bir imamın arkasından namaz kılma durumu varsa, namaz geçerli olmaz. Oysa bir birey birinci rek'atın rüku’sundan sonradan gelip imama tâbi olur ve namazını imamın selâm vermesinden sonra kalkıp yalnız başına tamamlamakta iken bir diğer­sı gelip kendisine uyarsa, her ikisinin de namazı sahih olur.

Bir kalabalık cemaatle namaz kılmak için hazırlanmış olduğunda, birinci cemaatin imamı da son rekâtın rükûundan kalkmışsa, birinci cemaat selam verinceye dek ikinci topluluğun sabredip sonra cemaatle namaz kılmaları sünnettir. Çünkü kâmil cemaat, namazın başından ardına kadar imama ast olan cemaattir.

Muktedi (imama uyan kişi) ya muvâfık, ya da mesbûk durumunda olur. Muvafık, namazın son rek'atında olsa bile ihram tekbirini aldıktan daha sonra ve imamın rükûya varmasından önce Fatiha okuyacak kadar bir süre imamla birlikte namaz kıl­mış olan kimsedir. Mesbûk ise, bir rek'ata kavuşsa bile, adi okuyuşlu birinin Fâtiha'yı okuyacağı bir süre dek imamla birlikte namaz kılamayan kişidir.

Mesbûk, rükû halindeyken imama kavuşursa ya da imam kıyamda bulunur da mesbûk, ihram tekbirini alır almaz imam he­men rükûya varırsa onunla birlikte rükûya varır.

Rükûda kesinkes imamla birlikte mutmain olarak durmuş ise, o rek'atı da geçerli olur. Huysuz takdirde geçerli olmaz ve imamın selâm vermesinden daha sonra bunun yerine bir rek'at daha kılar.

Kıyamın bir kısmına yetişmiş daha ardından imam rükûya varmışsa, mesbûk Fâtiha'nın bir kısmını okur; okuyamadığından muaf olur. Bu durumda Fatiha'dan önce iftitah duasıyla eûzüyü okumaması mendup olur.

Sabah namazının ikinci rek'atında cemaate kavuşup namaza du­ran birey, imamın selâm vermesinden sonra eksiğini telâfi ederken, imamla bir­likte kılmış olduğu ikinci rek'at, kendisine kadar birinci rek'beygir sayıldığından, yalnız başı­na kıldığı rek'atta da Kunut duasını okur.

Öğle namazının üçüncü rek'atında imama kavuşan kişinin, imamın selâm vermesinden sonra kılamamış olduğu kısmı tamamlarken Fatiha'dan sonra zamm-ı sûre okuması sünnettir.

Kişi cemaate geldiğinde imamın secde halinde olduğunu görürse iftitah tekbirini alarak namaza dahil olur ve yeni bir tekbir almaksızın anında secde­ye varır. Namazın sonunda teşehhüt esnasında imama kavuşan kişi ihram tekbiri alıp oturur ve böyle­ce cemaat sevabını kazanır. Fakat Cuma namazının tam bir rek'atı imamla birlikte kılınmadığı takdirde cemaate, dola­yısıyla cuma namazına kavuşulmuş olmaz.

V. İmama Uyan Kişinin Duracağı Yer

İmam, cemaatin orta ve ilerisinde durmalıdır. İmama uyan bir erkek ya da mümeyyiz bir çocuk ise, imamın sağında ve parmak uçları imamın topuğunun azıcık peşinde olacak şekilde durur. İmamla benzer hizada veya ardındaki ya da solunda durması mekruhtur. İmama uyan kişinin topuğunun kıyam halinde iken imamın topuğundan önde, ka'de halinde iken kuyruk sokumunun imamın kuyruk sokumundan ön­de olmaması gerekir. Somurtkan takdirde namazı sahih olmaz. 

İmama uyanlar iki ya da daha artı erkek ise, imamın ardındaki durmalıdır. Bir birey imamın sağına durduktan sonradan ikinci bir birey gelirse imamın arkasına durur ve imamın sağına durmuş olanı kendi hizasına çeker. Bu durumda imamın öne gitmesi de caizdir. İkinci cemaat imamın sol tarafına da durabilir. Oysa imamın arkasından saf oluşmuş iken imamın tabi tarafında durmak mekruhtur.

İmama uyanlardan biri erkek, diğeri bir kadın ise, erkeğin imamın sağ ta­rafında ve hemen hemen hiç ardındaki, kadının da erkeğin arkasından durması gerekir. İmama uyan cemaat erkek, çocuk, hünsa (erdişi, erselik) ve kadınlardan oluşmaktaysa, önde erkekler, daha sonra çocuklar, sonradan hünsalar, en sonda da kadınlar saf tutarlar.

Kadınla erkeğin yanyana durup namaz kılması, iki tarafın da namazını bozmaz, fakat bunda kerahet vardır. (Hanefi mezhebine tarafından erkeğin namazı bozulur.)

Mescid-i haramda, cemaatin imamdan, kadının erkekten ileride olması namazlarına halal getirmez.

Cema­beygir içindeki en erdemli kimseler birinci safta ve imamın gerisinde durmalıdırlar ancak, imamın abdestinin bozulması durumunda imamlık yapabilsinler.  İstihlâf yani imamın, namazın bir kısmını kıldırdıktan sonra bir anda hastalanması ve­ya abdestinin bozulması gibi bir sebeple arkasında duran cemaatten birini seçip imam olarak kendi yeri­ne geçirmesi caizdir.

Birinci saf ikinciden, ikinci saf da üçüncüden daha faziletlidir. Bu fazilet derecesi en arkadaki safa dek bu şekilde devam eder.

Cemaat namaza kalktığında safları sürükleyici tutmalı, boşlukları doldurmalı, saf içerisinde omuzlarını aynı hizaya getirmelidirler. Namaz sırasında önündeki safta veya merkeze yakın tarafında aylaklık olduğunu gören onu doldurmalıdır. Camiye sonradan gelip namaza başlamadan önce ön saflarda haylazlık bulunduğunu gö­ren, önündeki safı mümkün olduğunca rahatsız etmeden yarıp geçerek o boşluğu doldurmalıdır.

Bir kişi namaza geldiğinde öndeki saflarda yer kalmamışsa, camiye sonradan cemaat gelme ihtimali söz konusu ise en besbelli tek başına durur. Sonradan cemaat gelme ihtimali söz konusu değilse önündeki safta yer alan ve kendisine muvafakat edeceğini umduğu erkeklerden birini kıyam halindeyken bir saf geri çeker ve onun yanına durur.

İmama uyan kişinin, görerek ya da işiterek imamın hareketlerini algılayabilmesi gerekir. Cemaatin imamın ardından olması, imamla aralarındaki ve bununla beraber tüm saflar arasındaki mesafenin 144 cm’den pozitif olmaması sünnettir. İmam mescidin bir ucunda, ona uyan da mescidin girişinde namaz kılabilir. İmam ve imama uyan birey mescid içindeyseler ara­larında 300 zirâdan (yaklaşık 100 m.) artı bir uzaklık bulunsa da benzer me­kânda sayılır. Mescidin müştemilâtı ve avlusu da mescid hükmündedir. İmam ile cemaat arasında 100 metreden fazla bir mesafe bulunduğunda içinden gemilerin geçtiği bir nehir veya insanların fazlaca gelip geçtikleri yol gibi bir fasıla bulu­nursa bu durumda na­maz, sahih olmaz.

İmamın bulunduğu yerin, cemaatinkinden bir zira (takriben 33 cm.) ya da daha pozitif yüksekte veya aşağıda olması mekruhtur. Lakin cemaatten minimum bir kişi imamla aynı seviyede bir yerde durursa bu mekruhluk ortadan kalk.

VI. Mescidlerle İlgili Hükümler

Cami ve mescidler, yeryüzünün en mukaddes ve en mübarek mekânla­rıdır. İslâm dini buralara büyük değer ve yük vermiştir. Müslümanlar da bu kutsî mekânlara hürmet ve tazimle girip çıkarlar. Mescidlerin en üstünü, sırasıy­la Kâbe-i Muazzama'yı çevreleyen Mescid-i Haram, içinde sevgili Peygambe­rimizin mübarek mezarının bulunduğu Mescid-i Nebevî ve Kudüs'teki Mes­cid-i Aksâ'dır. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Binekler ancak üç mescid için yolculuğa çıkarılır: Benim şu mesci­dim, Mescid-i Haram,  Mescid-i Aksa.”[8]

"Benim mesci­dimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescıdlerde kılınan namazdan bin derece daha faziletlidir. Mescid-i Haram'da kılınan namaz ise başka mescıdlerde kılınan namazdan yüz bin derece daha faziletlidir."[9]

Cami ve mescid yaptırmak, kişiye büyük sevap kazandıran amellerdendir. Nitekim bu hususta bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Kim Allah rızâsı için bir mescid yapı ederse, Allah da benzerini onun için cen­nette yapar."[10]

Mescidlerle ilgili uyulması gereken bir takım hükümler vardır ancak, bunları şöyle sıralayabiliriz:

Cünüp kişinin mescide girip orada durması haramdır. Lakin durmaksı­zın içinden geçmesi caizdir. Mescidde ihtilâm olan kişinin -çıkmasına bir mani yoksa- oradan çıkması gerekir. Lakin sadece abdesti bulunmayan kişinin mescidde durmasında sakınca yoktur. Mescidde uyuklamak caizdir. Ashâb-ı Suffe'nin Mescid-i Nebevî'de uyudukları bilinmektedir. Hz. Ali'nin de Mescid-i Nebevî'de uyuduğu bir takım kaynaklarda rivayet edilmiştir. İhtiyaç halinde mescidde yeme ve içmenin sakıncası yoktur. Kokusu çevreyi rahatsız edici soğan, sarımsak, pırasa ve güya şey­leri yedikten sonra, sigara içildikten daha sonra mecburiyet olmadıkça mescide gidilmemelidir. Hz. Pey­gamber (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Soğan ve sarımsak yi­yen birey mescidimize yaklaşmasın."[11] Camiye girerken önce sağ, çıkarken ise önce sol etap atılmalıdır. Ezan okunduktan sonra namazı kılmadan mazeretsiz olarak mescidden çıkıp gitmek ve mescide giren kişinin iki rek'at tahiyyetü'l-mescid (mescidi selâmla­ma) namazı kılmayıp oturması mekruhtur. Yolculuktan dönen kimsenin, önce camiye gidip iki rekât namaz kılması sünnettir.  Mescidde ilmî ders halkası meydana getirmek, orada insanlara vaaz ve nasi­hatte bulunmak müstehaptır.  Hz. Peygamberi, İslâmiyet'i ve ahlâkî güzellikleri övücü hikmetli şiir­leri mescidde okumanın sakıncası yoktur. Namaz vaktini beklemek, ilimle meşgul edinmek veya taat yoksa mubah olan bir meslek için mescidde -kısa süreli de olsa- oturmakta olan kişinin itikâfa ni­yet etmesi uygundur. Mescidleri temizlemek, temizleyenlere yardımcı olmak sünnettir. Mescidde çekişip kavga etmek, bağırıp seslenmek, yüksek sesle konuş­mak, yitik ilânında bulunmak ve alışveriş yerine getirmek mekruhtur. Mescidde dilenciye sadaka vermekte sakınca yoktur. Fakat dilenmek mekruhtur.  Özel bir bölüm varsa, suyun etrafa sıçramaması kaydıyla mescidde abdest alınabilir. Kıymetli eşyalarının çalınmasından korkutuyorsa, namaz vakitleri dı­şında mescidleri kapalı tutmakta sakınca yoktur. Mescidin taşını, toprağını veya diğer bir eşyasını alıp götürmek ca­iz değildir. Mescidleri donatmak, yazı ve nakışlarla tezyin etmek mekruhtur.[12] Kabir üzerine mescid yapı etmek mekruh, mescid içerisinde me­çeper kazmak haramdır.

Dipnotlar:

[1] Tirmizî, Îman 8; İbni Mâce, Mesâcid 19

[2] Buhârî, Ezan 30; Müslim, Mesacid 42

[3] Müslim, Salât, 183,186; Tirmizî, Salât, 61

[4] Buharî Ezan 21; Müslim, Salat 37

5 Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 1/476-479; Nevevî, el-Mecmû; 4/175-181

6 Buhârî, Salât, 18

7 Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 1/505

8 Buhari, Fadlu's-Salati fi Mescid-i Mekke ve'l-Medine 1; Ebu Dâvud, Menasik 94-95

9 İbn Mâce, Salât, 195; Ahmed, el-Müsned, 2/16-68

10 Buhârî, Salât, 65; Müslim, Zühd, 3

11 Müslim, Mesâcid, 17, 73; Ebû Davud, Et'ime, 41

12 Nevevî, el-Mecmû', 2/199-208

Kaynak: Hasan Serhat Yeter, FIKIH 1 (Şafii Mezhebi), 2017

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/safii-mezhebine-gore-imamet-ve-cemaat.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.