Şems Suresi 2. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Şems Suresi 2. ayeti ne anlatıyor? Şems Suresi 2. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Şems Suresi 2. Ayetinin Arapçası:

وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ

Şems Suresi 2. Ayetinin Meali (Anlamı):

Güneşi izleyip ışığını yansıtan aya,

Şems Suresi 2. Ayetinin Tefsiri:

Cenâb-ı Adalet, bu âyet-i kerîmelerde üst üste bütün on bir defa yemin etmektedir:

1. Güneşe,

2. Onun aydınlığına,

3. Güneşi izleyip edip, onun batmasından sonradan geceleyin ortaya meydana çıkan avuç içi,

4. Güneşi tüm berraklığı ile ortaya çıkaran gündüze,

5. Güneşi karanlığı ile örten ve onun görünmesini engelleyen geceye,

6. Göğe,

7. Onu o kadar yüksek bir kubbe hâlinde ve özgün bir nizam içinde binâ eden Allah’a,

8. Yeryüzüne,

9. Onu canlıların yaşaması için yayıp döşeyen Allah’a,

10. Nefse,

11. Onu en güzel şekilde biçimlendirip aranjör, ona fücûr ve takvâsını ilham eden Allah’a!

  Bu on bir yeminin ardından dahası mânayı daha fazla kuvvetlendirmesi için “elbette, mutlaka” mânasında قد (kad) edatını kullanmakta ve fakat bu enerjik te’kîd ve te’yîdlerden sonradan nefsini arındırıp temizleyen kimsenin, mutlaka kurtuluşa ereceğini; aksine onu günah ve mâsiyetlerle kirleten kimsenin ise belirli hüsrâna uğrayacağını beyân etmektedir. Câlib-i dikkattir ancak, Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Adalet, nefs tezkiyesinden diğer hiçbir hususta, bu şekilde defalarca on bir defa yemin etmemektedir. Bu hakiki, insanın kurtuluşu için nefs tezkiyesinin ne değin mühim ve zarûrî olduğunu ifadeye kâfîdir.

Cenâb-ı Hakk’ın yemin etmesi, üzerine ant edilen varlıkların değer ve şereflerini bildirmekle beraber, gerçekte o yeminden sonradan açıklama edilen ilâhî beyânın, azamet ve ehemmiyetini uygulamak içindir. Bu âyetlerdeki yeminlerde de durum böyledir. Bu yeminlerle bir taraftan, bu varlıkları yaratan Allah’ın sonsuz kudretine uyarı çekilirken, bir taraftan da yeminlerin cevabı olarak gelen insan gerçeğine, nefsin hakikatine ve ebedî kurtuluş için onu tezkiye etmenin ehemmiyetine nazar-ı dikkatler celbedilir.

Diğer taraftan üstüne ant edilen hususlar ile nefsin mâhiyeti arasında da kuvvetli bir iletişim vardır. Şöyle oysa:

Kur’ân-ı Kerîm, gerçekleri zihinlere iyice yerleştirmek için konuları sıkça zıtlarıyla izah eder. Burada da daha çok zıtlar üstünde durulur. Alamet ve neticelerinin aynı olmadığı, birbirinin hep diğerinin tersi olduğu belirtilir. Bu açıdan bakıldığında:

    Güneş ve ay birbirinin zıddı sayılabilir. Çünkü güneş çok aydınlık, bununla birlikte sıcaktır. Buna karşın ayın kendisi aydınlık değildir. Güneş varken, sahiden o da gökte olmasına rağmen ay görünmez. Fakat güneş battıktan daha sonra ortaya çıkar. Ama, güneş gibi, geceyi gündüze çevirecek değin aydınlığı yoktur. Hem onun parlaklığında, güneşin ısısıyla meydana gelen şeyleri oluşturacak kadar sıcaklık da yoktur. aynı zamanda ayın kendine has bazı özellikleri de güneşte yoktur.

    Gündüz ile gece de birbirinin zıddıdır. İkisinin tesir ve sonuçları elbette benzer değildir.

    Gök ile yer de birbirinin zıddıdır. Rabbimiz göğü yükseğe asmış, yeryüzünü ise semâ tavanı aşağı yatak gibi döşemiştir. İkisi de kâinatın nizamına hizmet etmektedir. Ama ikisinin tesir ve neticeleri gök ile yer dek farklıdır.

İşte birbirine ters bu deliller serdedildikten daha sonra insanın nefsine göze çarpan edilir. Cenâb-ı Hakk’ın, birbirine ters olan fücûr ve takvâyı, musibet ve iyiliği iki ters temâyül olarak onun benliğine yerleştirdiği haber verilir. Bunlar güneş ve ay, gündüz ve gece, gök ve yer gibi biri diğerine ters iki özelliktir. Çünkü birisi fücurdur ve kötü bir şeydir; öbürü ise takvâdır ve iyi bir şeydir. Güneş ve ay, gece ve gündüz, gök ve yeryüzü nasıl aynı şey değilse, onların tesir ve neticeleri nasıl birbirinden öbür ise, fücur ve takvâ da birbirine zıttır. Etki ve sonuçları muhakkak öbür olacaktır. Fücur, Allah Teâlâ’nın fücur diye haber verdiği şeydir. Takvâ da O’nun kabul buyurduğu takvâdır. Allah’ın indinde bu iki şeyin neticesi de ayrıdır. Buna tarafından insan bu dünyada iyilikle kötülüğü aynı görmemelidir. Allah’ın iyi dediğini iyi tanıyıp onun peşinden gitmeli; fena dediğini kötü tanıyıp ondan da uzaklaşmalıdır. Çünkü Allah iyiliğin peşinden gidenlere mükâfat verecek, kötülüğün peşinden gidenleri ise cezalandıracaktır. On bir yeminin peşinde bu gerçeği söylemek üzere buyruluyor ama:

Şems Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Şems Suresi 2. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/sems-suresi-2-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.