Şems Suresi 3. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Şems Suresi 3. ayeti ne anlatıyor? Şems Suresi 3. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Şems Suresi 3. Ayetinin Arapçası:

وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ

Şems Suresi 3. Ayetinin Meali (Anlamı):

Onu ortaya çıkarıp gösteren gündüze,

Şems Suresi 3. Ayetinin Tefsiri:

Cenâb-ı Adalet, bu âyet-i kerîmelerde üst üste bütün on bir defa yemin etmektedir:

1. Güneşe,

2. Onun aydınlığına,

3. Güneşi izleyip edip, onun batmasından sonradan geceleyin ortaya çıkan aya,

4. Güneşi bütün berraklığı ile ortaya çıkaran gündüze,

5. Güneşi karanlığı ile örten ve onun görünmesini engelleyen geceye,

6. Göğe,

7. Onu böylece yüksek bir kubbe hâlinde ve benzersiz bir nizam içinde binâ eden Allah’a,

8. Yeryüzüne,

9. Onu canlıların yaşaması için yayıp döşeyen Allah’a,

10. Nefse,

11. Onu en güzel şekilde biçimlendirip aranjör, ona fücûr ve takvâsını ilham eden Allah’a!

  Bu on bir yeminin peşinde dahası mânayı daha fazla kuvvetlendirmesi için “kesinlikle, mutlaka” mânasında قد (kad) edatını kullanmakta ve ancak bu güçlü te’kîd ve te’yîdlerden daha sonra nefsini arındırıp temizleyen kimsenin, mutlaka kurtuluşa ereceğini; tersine onu günah ve mâsiyetlerle kirleten kimsenin ise belirlenmiş hüsrâna uğrayacağını beyân etmektedir. Câlib-i dikkattir ki, Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak, nefs tezkiyesinden başka hiçbir hususta, bu şekilde defalarca on bir kere yemin etmemektedir. Bu hakiki, insanın kurtuluşu için nefs tezkiyesinin ne dek mühim ve zarûrî olduğunu ifadeye kâfîdir.

Cenâb-ı Hakk’ın ant etmesi, üstüne ant edilen varlıkların değer ve şereflerini bildirmekle beraber, sahiden o yeminden sonradan ifade edilen ilâhî beyânın, azamet ve ehemmiyetini kullanmak içindir. Bu âyetlerdeki yeminlerde de koşul böyledir. Bu yeminlerle bir taraftan, bu varlıkları yaratan Allah’ın ebedi kudretine uyarı çekilirken, bir taraftan da yeminlerin cevabı olarak gelen insan gerçeğine, nefsin hakikatine ve ebedî kurtuluş için onu tezkiye etmenin ehemmiyetine nazar-ı dikkatler celbedilir.

Diğer taraftan üstüne ant edilen hususlar ile nefsin mâhiyeti arasında da adaleli bir irtibat vardır. Şöyle oysa:

Kur’ân-ı Kerîm, gerçekleri zihinlere tamamen yatırım yapmak için konuları çoğu kez zıtlarıyla izah eder. Burada da daha çok zıtlar üstünde durulur. Alamet ve neticelerinin benzer olmadığı, birbirinin defalarca diğerinin tersi olduğu belirtilir. Bu açıdan bakıldığında:

    Güneş ve ay birbirinin zıddı sayılabilir. Çünkü güneş fazla parlak, bununla birlikte sıcaktır. Buna rağmen ayın kendisi parlak değildir. Güneş varken, sahiden o da gökte olmasına karşın ay görünmez. Ama güneş battıktan daha sonra ortaya çıkar. Lakin, güneş gibi, geceyi gündüze çevirecek değin aydınlığı yoktur. Hem onun parlaklığında, güneşin ısısıyla meydana gelen şeyleri oluşturacak dek sıcaklık da yoktur. bununla beraber ayın kendine has bazı özellikleri de güneşte yoktur.

    Gündüz ile gece de birbirinin zıddıdır. İkisinin tesir ve sonuçları elbette aynı değildir.

    Gök ile yer de birbirinin zıddıdır. Rabbimiz göğü yükseğe asmış, yeryüzünü ise semâ tavanı altında yatak gibi döşemiştir. İkisi de kâinatın nizamına hizmet etmektedir. Ama ikisinin tesir ve neticeleri gök ile yer dek farklıdır.

İşte birbirine ters bu deliller serdedildikten sonra insanın nefsine işaret edilir. Cenâb-ı Hakk’ın, birbirine zıt olan fücûr ve takvâyı, musibet ve iyiliği iki zıt temâyül olarak onun benliğine yerleştirdiği haber verilir. Bunlar güneş ve ay, gündüz ve gece, gök ve yer gibi biri diğerine ters iki özelliktir. Çünkü birisi fücurdur ve fena bir şeydir; öbürü ise takvâdır ve iyi bir şeydir. Güneş ve ay, gece ve gündüz, gök ve yeryüzü nasıl benzer şey değilse, onların tesir ve neticeleri nasıl birbirinden öbür ise, fücur ve takvâ da birbirine zıttır. Tesir ve sonuçları şüphesiz öbür olacaktır. Fücur, Allah Teâlâ’nın fücur diye haber verdiği şeydir. Takvâ da O’nun kabul buyurduğu takvâdır. Allah’ın indinde bu iki şeyin neticesi de ayrıdır. Buna tarafından insan bu dünyada iyilikle kötülüğü benzer görmemelidir. Allah’ın iyi dediğini iyi tanıyıp onun peşinden gitmeli; fena dediğini fena tanıyıp ondan da uzaklaşmalıdır. Çünkü Allah iyiliğin peşinden gidenlere mükâfat verecek, kötülüğün peşinden gidenleri ise cezalandıracaktır. On bir yeminin arkasında bu gerçeği bildirmek üzere buyruluyor ki:

Şems Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Şems Suresi 3. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/sems-suresi-3-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.