Târık Suresi 3. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Târık Suresi 3. ayeti ne anlatıyor? Târık Suresi 3. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Târık Suresi 3. Ayetinin Arapçası:

اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ

Târık Suresi 3. Ayetinin Meali (Anlamı):

O, karanlıkları delip geçen parlak bir yıldızdır.

Târık Suresi 3. Ayetinin Tefsiri:

Sûrede vurgulanmak istenen hakikatleri beyân için iki şey üstüne ant edilir: Semâ ve târık. Semâ, sırlarına vakıf olmamız takatimizin ötesinde olan, fakat cüz’i bir şekilde görüp bilebildiğimiz gökyüzüdür. اَلطَّارِقُ (tārık) ise, bir aletle veya herhangi bir cisimle vurmak, çarpmak anlamına gelen اَلطَّرْقُ (tark) kelimesinden isimdir. Bu bakımdan ayaklarımızla vurup yürüdüğümüz yola, ayaklarını vurarak yola giden yolcuya ve geceleyin gelip gönül hoplatan ziyaretçiye “târık” denilir. Sonradan bu mânadan hareketle her ne olursa olsun geceleyin ortaya çıkıp göze gönle çarpan her şeye hatta hayalî şekillere de târık denilmiştir. Sabaha yakın ortaya çıkan Sabahleyin yıldızına da parlaklığıyla göze çarptığından nedeniyle bu ad verilmiştir. Nitekim burada onun “necm-i sâkıb” olduğu beyân edilir.  اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُ (en-necmu’s-sâkıb), “delen yıldız” anlamına gelip ışığının kuvvetinden dolayı karanlığı deliyor gibi gözüken her aydınlık yıldıza denir. Bu kelimenin “yüksek yıldız” anlamı da vardır. Bu anlamlardan hareketle Necm-i sâkıbın gece doğan herhangi bir parlak ve yüksek yıldıza, Sabahleyin yıldızına, Necm sûresinin birinci ayetinde zikredilen Süreyyâ yıldızına ya da Kur’lahza’ın inen parçalarının adam başına isim olması mümkündür.

Bu yeminlerin gâyesi, her insan üzerinde, onu koruyan, onun hafıza, niyet, laf ve davranışlarını görüp gözeten, takip edip kaydeden bir bekçi bir koruyucu muhâfız bulunduğunu haber vermektir. Bu muhâfız öncelikle mutlak bir kudret ve sonsuz ilim sahibi olan Allah zü’l-celâl Hazretleridir. Cenâb-ı Hakk’ın bu vasfını dile getiren şu âyet-i kerîmeler ne dek dikkat çekicidir:

“Allah, üzerinizde kusursuz bir gözetleyici ve koruyucudur.” (Nisâ 4/1)

“Allah, her şeyi hakkiyle görüp gözetendir.” (Ahzab 33/52)

“Reel şu fakat, insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da mükemmel biliyoruz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf 50/16)

Bu ayetler, insanın üzerindeki en büyük bekçinin ulu Allah olduğunu haber verir.

Söylenti edildiğine göre Hz. Ömer, hilâfeti devrinde Muâz (r.a.)’ı Kilâboğulları aşiretine göndermişti. Devlet hazinesinden ödenmesi gereken paraları ödeyecek, verilmesi gereken malları verecek, zenginlerden alınan zekâtları fakirlere ve muhtaçlara dağıtacaktı. Hz. Muâz, üzerine aldığı bu vazîfeyi îtinâ ile îfâ ediyor, gönüller fethederek tatlı hatıralarla geri dönüyordu. Geri döndüğünde, dünya malı olarak Yalnızca omuzuna attığı atkısı kalıyordu. Bu atkı zaten, bu arada de var olan bir atkıydı. Bir defâsında hanımı dayanamayıp sordu:

“–Böyle bir vazîfe üstlenenler, muhakkak bir aidat alırlar, evlerine de armağan getirirler. Senin hediyelerin nerede?”

Muâz (r.a.) yanıt verdi:          

“–Benimle birlikte yanımdan hiç ayrılmayan bir murâkıp vardı. Her aldığımı, verdiğimi hesap ediyordu.”

Hanımı kızdı:

“–Resûlullah (s.a.s.) her şeyde sana güvenirdi. Ebubekir de o kadar. Ömer geldi; seninle birlikte murâkıp mı gönderiyor? Her yaptığını tâkip mi ettiriyor?” dedi.

Söz, Hz. Ömer’in hanımına, ondan da Hz. Ömer’e ulaştı. Hz. Ömer, Muâz (r.a.)’ı çağırıp sitemle sordu:

“–Ben senin arkasından böyle bir murâkıp göndermediğim hâlde, duyduklarım nedir yâ Muâz? Benim sana îtimâdım yok mu zannediyorsun?”

Hz. Muâz’ın cevâbı böylece mânidardı:

“–Ey Mü’minlerin Emîri! Hanımıma özür olarak öne sürebilecek fakat bunu bulabildim. Hem murâkıp dediğim, sizin murâkıbınız yok, Allah’ın murâkabesi idi. Bu sebeple yaptığım hizmetin ecri zâyi olmasın diye -câiz bile olsa- nefsim için hiçbir şey alamam…”

Hz. Ömer, onun bu sözlerle neyi kasdettiğini anlamıştı. Zira Muâz (r.a.) nefsine ve dünyaya âit her şeyden müstağnî idi. Halîfe, onu taltîf ederek kendinden bir miktar armağan verdi ve:

“–Git bununla âilenin gönlünü al!” dedi.

bununla birlikte ayette bahsedilen “hâfız”ın bekçi melekler olması da mümkündür. Zira:

“Oysa yanıbaşınızda sizi aralıksız gözetleyenler var. Her söz ve davranışınızı kayda geçiren tertemiz, şerefli melekler. Yaptığınız her şeyi bilirler.” (İnfitâr 82/10-12)

“Allah, kullarının üzerinde her istediğini yapma kudret ve kuvvetine sahiptir. Ayrıca üzerinize, yaptıklarınızı kaydeden ve sizi koruyan melekler gönderir...” (En‘âm 6/61) ayetleri, insanı peşine düşüp takip eden, onun söz ve davranışlarını yazıp kaydeden bekçi meleklerin varlığını haber vermektedir. Bu sebeple insanın, azgın nefsin aldatmalarına kanmayıp hayatını bu ilâhî ikazlar ışığında tanzim ederek düzene sokmaya çalışması gerekir. Özellikle çocuklarımızı nezaket ederken, üzerlerinde böyle ilâhî bir kontrolün olduğu onların körpe dimağlarına şüphesiz nakşedilmelidir.

İnsanın başıboş bırakılmadığına, denetim edildiğine ve birgün hesaba çekileceğine kanıt isterseniz: 

Târık Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Târık Suresi 3. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/tarik-suresi-3-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.