Talâk Suresi 2. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Talâk Suresi 2. ayeti ne anlatıyor? Talâk Suresi 2. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Talâk Suresi 2. Ayetinin Arapçası:

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًاۙ

Talâk Suresi 2. Ayetinin Meali (Anlamı):

Bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, onları ya meşrû ölçüler içinde ve haklarına riâyet ederek nikâhınız aşağı tutun veya onlardan meşrû ölçüler içinde ve haklarına riâyet ederek ayrılın. İçinizden adâlet sahibi iki kişiyi de şâhit tutun. Ey şâhitler! Siz de şâhitliği Allah için doğru ve tedbirli bir şekilde yapın. Allah’a ve âhiret gününe inananlara bahşedilen öğüt budur. Kim Allah’a gönülden hürmet besleyip O’na aleyhinde gelmekten sakınırsa, Allah zorluklar aleyhinde ona bir çıkış kapısı açar.

Talâk Suresi 2. Ayetinin Tefsiri:

Allah Teâlâ, diğer peygamberlere “Ya İbrâhim!”, “Ya Mûsâ!”, “Ya İsa!” gibi isimleriyle hitap ederken, Peygamberimiz (s.a.s.)’e “Ey Nebî!”, “Ey Rasûl!” biçiminde hitap buyurur. Bununla keza Allah Resûlü (s.a.s.)’in kendi katındaki derecesinin yüksekliğini haber verir, keza de mü’minlere Peygamberlerine nasıl saygılı bir hitapta bulunacaklarını öğretir.

Âyet-i kerîmede önce Efendimiz (s.a.s.)’e hitap edildiği halde, derhal peşinden çoğul sîgasıyla “boşadığınız zaman” buyrularak hitap bütün mü’minlere çevrilir. Çünkü bahsedilen husus, yalnızca Resûlullah (s.a.s.)’i yok, böyle bir problem yaşamış herkesi alakadar etmektedir.

اَلطَّلَاقُ (talâk) lügatte “serbest bırakmak, bir bağı çözmek, yan bulunanı serbest bırakmak” mânalarına gelir. Dinî mânada ise nikâh bağını çözüp kadını hür bırakmaktır; daha açık bir ifadeyle “boşamak”tır. İslâm, boşanmayı helâllerin Allah’a asgari güzel geleni olarak kabul etmekle beraber, çeşitli sebeplerle şiddetli geçimsizlik yaşamış eşlere, bir çıkış yolu olarak meşrû kılmış ve onun şartlarını da beyân etmiştir. Nitekim Bakara sûresi 226-242. âyetlerde bu hususa genişçe yer verilir. Hem Ahzâb sûresi 49. âyette de meselenin bir yönüne temas edilir. Talâk sûresindeki bu âyet-i kerîmelerde ise boşanma ile alakalı şu hükümler yer alır:

Birincisi; kadınlarını boşamak isteyen erkekler, onları âdetten temizlendikten daha sonra temizlik sürelerinin başında, demin onlarla cinsî münasebette bulunmadan önce boşamalıdırlar. (bk. Buhârî, Talâk 2; Müslim, Talâk 1) Umma süresini dikkatlice saymalı, en ince ayrıntısına kadar hesap etmelidirler. Bu üç hayız veya üç temizlenme müddetidir. Bu müddet içinde -ric’î talâkta- koca karısına yeni bir nikâh ve mehir gerekmeksizin dönebilir. Bu vakit dolduktan sonra boşanma kesinleşir.

İkincisi; henüz bekleme süreleri tamamlanmadan o kadınları, kendileriyle birlikte oturdukları evlerinden çıkarmamalıdırlar. Kadınlar da evi terk edip gitmemelidir. Ama kötü bir meslek, çirkin bir tutum, zinâ ya da hırsızlık gibi büyük bir günah, öldürmeye kastetme ya da belli başlı-babaya hakaret gibi yanına varılmaz pahada bir hata söz konusu olursa evden çıkarılırlar. Bunlar Allah’ın belirlediği sınırlar olup bunlara riâyet etmek gerekir. “Bilemezsin, olur ya de Allah bundan sonra yeni bir şart meydana getiriverir” (Talâk 65/1) buyruğuna göre; bu zaman içinde vicdan azabı belirebilir. Akl-ı selim hâkim olabilir. Yuva yıkmanın acı sonuçları daha yakından hissedilerek nefretin yerini sevgi alabilir. Böylece evlilik daha sağlam bir şekilde her yerde tesis edilebilir.

Üçüncüsü; kadınlarının bekleme süreleri tamamlanmaya yaklaşan kocalar, ya eşlerine güzellikle,  meşrû çerçeve içinde ve haklarına riâyet ederek dönüp evliliği devam ettirirler. ya da meşrû çerçeve içinde ve güzellikle onlardan ayrılırlar. Onları askıda bırakmaya hakları yoktur.

Dördüncüsü; hanımlarına döndüklerini veya onlardan ayrıldıklarını iki adaletli şâhitle tespit etmelidirler. Şâhitlik için çağrılan kişiler de, Allah için şâhitliği içten yapmalıdırlar. Dört mezhep imamı görüş birliği içinde şâhit tutmanın vacip değil, mendup olduğunu söylemiş; bunu çıkacak anlaşmazlıkların çözümünde hikmetli bir öğüt olarak kabul etmişlerdir.

Beşincisi; boşanma ile alakalı verilen bu öğütleri yerine getirmede Allah’tan korkmalıdır. Allah’tan korkarak bu şekilde davranan bir kimse için Allah kesinlikle bir çıkış yolu nasip eder. Dolayısıyla buradan, Allah’tan korkmadan bu hususlarda dilediği gibi davranan bir kimsenin önüne, Allah’ın birçok zorluklar çıkaracağı ve onun bir çıkış yolu bulamayacağı anlaşılır.

Resûlullah (s.a.s.) bir gün:

“–Ben bir âyet biliyorum. Şâyet insanları onu tutsalardı hepsine yeterdi” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm (r.a.):

“–Ey Allah’ın Rasûlü, bu hangi âyettir?” dediler.

Resûl-i Ekrem (s.a.s.):

“...Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah zorluklar aleyhinde ona bir çıkış kapısı açar” (Talâk 65/2) âyetini tilâvet buyurdu. (İbn Mâce, Zühd 24)

Üstelik Allah, kendi emrine yerinde davranan kullarını ummadıkları yerden rızıklandırma sözü vermektedir. Bu söz mühimdir. Çünkü boşadığı kadını umma süresi baştan başa evinde tutması, onun nafakasını vermesi, ayrılırken kalan mehrini tamamlaması ve gücü yetiyorsa ona bir şeyler vermesi, kuşkusuz kocaya parasal bir yük getirecektir. Karısını boşayan bir erkeğin ondan memnun olmadığı da bir gerçektir. Bu bakımdan hâlâ onun için birtakım harcamalar yapması kocanın zoruna gidebilir. Özellikle fiziki yönden sıkışık olan bir kimse için bu çok daha zordur. Lakin Allah’tan korkan bir kimse bütün bunlara katlanmalıdır. Çünkü, onun kalbi gizli olabilirse de, Allah’ın rızk veren eli rahat değildir. Kim O’nun emrine uyup, mülk tüketmek durumunda kalırsa, Allah o kimseye hiç tahmin edemeyeceği bir yerden karşılığını verir. Çünkü O, ne dilerse onu yapma, yerine getirme gücüne sahiptir. Hiçbir zorlama, O’nun, muradını yerine getirmesine engel olamaz.

Her hususta Allah Teâlâ’ya güvenip dayanmanın ne türlü hayırlı sonuçlara vesile olduğunu Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle haber verir:

“Eğer siz gereği gibi Allah’a güvenip dayansanız, Allah Teâlâ, sabahları anlamsız kursakla çıkıp akşamları batmış kursakla dönen kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırır.” (Tirmizî, Zühd 33; İbn Mâce, Zühd 14)

Âyetlerde belirtilmiş bir öteki nokta şudur:

Allah, her şey için belli bir ölçü koymuştur. O göklere, yere, tüm varlıklara bir ölçü koyduğu gibi, insanların yapacakları işlere de bir ölçü getirmiştir. Allah’ın nizamında ölçüsüz hiçbir şey yoktur. Benzer şekilde Ulu Rabbimiz boşamaya, umma süresine, kadına geri dönmeye, üzüntüye, sevince, rızka ve her şeye bir ölçü koymuştur. Nitekim kadınların umma sürelerini de âdetli, âdetsiz, hamile olup olmadıklarına tarafından bir ölçüye tarafından takdir etmiştir. Bunu haber vermek üzere şöyle buyuruyor:

Talâk Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Talâk Suresi 2. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/talak-suresi-2-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.