Tin Suresi 4. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Tin Suresi 4. ayeti ne anlatıyor? Tin Suresi 4. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Tin Suresi 4. Ayetinin Arapçası:

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ

Tin Suresi 4. Ayetinin Meali (Anlamı):

Emin ama biz insanı en biçimde yarattık.

Tin Suresi 4. Ayetinin Tefsiri:

Yüce Allah insanı en güzel ve en mükemmel bir sûrette yaratmıştır. Âyette geçen اَلتَّقْو۪يمُ (takvîm) kelimesi; eğriyi doğrultmak, kıvama ve nizama koymak, kıymet biçmek, kıymetlendirmek gibi mânalara kazanç. اَحْسَنُ تَقْو۪يمٍ  (ahsen-i yıllık) terkibi ise, en çok iyi bir biçimde biçimlendirmek, en hoş bir sûrette yaratmak demektir. Bu ise maddî manevî her türlü güzelliği ihtiva eder. Bu işlem, insanın anne rahminde safhalardan geçip yaratılışı tamamlandıktan sonradan dünyaya gelişini takiben belinin doğrulmasına, biçiminin güzelleşmesine, zor ve melekelerinin gelişmesine değin, oradan da fikir, irfan ve ahlâkıyla ilâhî güzelliğe ermesine kadar sürüp gider.

Demek ki, insanın en güzel şekilde yaratılmasının bir fiziki yönü üstelik mânevî yönü bulunmaktadır. Onun maddesel yapısının akıcı ve düzenli olması mes’elenin fiziki yönünü oluşturur. İşin mânevî yönüne gelince insanın fiziksel olarak düzgün olması, onun dış düzgünlükten iç düzgünlüğe yönelmesi, ruhaniyet basamaklarını tırmanarak yerden göğe içten yükselmeye başlamasına bir basamak teşkil edecektir. Bu sebepledir ki “ahsen-i yıllık” ibaresine; “şekil ve duygularının güzelliği”, “boyunun müstakimliği ve doğruluğu”, “düşünce, seziş ve iyiyi kötüden ayırt etme gücüyle süslenmesi”, “gençliği ve kuvveti” ve “ahlâk güzelliği” şeklinde birbirini tamamlayan öbür mânalar verilmiştir. (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXX, 307-308) Doğru olanı ibarenin, bahşedilen tüm bu mânaları ve güzel olan her şeyi içine alacak şekilde umumi bir anlam taşıdığını kabul etmektir. Buna tarafından ifade, insanın gerek boyunun posunun doğruluğu ile günden güne çoğalan şeklinin güzelliği gerek aklının, zihninin var olan bütün çekicilik ve yücelikleri idrak edebilecek kabiliyette olması ve gerekse ilâhî ahlâk ile ahlâklanabilecek derecede tekamüle kullanışlı olan ahlâk güzelliği gibi maddesel ve mânevî her türlü güzelliği şümûlüne almaktadır.

İnsanın mâhiyet ve aslına, insanlık âlemine derin bir bakışla bakılıp onun dış ve iç âleminde yer alan incelikler tefekkür edildiğinde onun görünen ve görünmeyen âlemlerin hülasası, yaratılış kitabına yazılı son derece işaret ve etkileyici ibareleri kapsayan ve onlardaki ilâhî sırların olmuş-olacak tüm mânalarını toplayan bir nüshası olarak görülür. İnsanın taşıdığı bu derin mânayı Hz. Ali’nin söylediği şu mısralar ne güzel açıklama eder:

دَوَائُكَ ف۪يكَ فَلَا تَشْعُرْ    وَ دَائُكَ مِنْكَ فَلَا تُبْصِرْ

تَزْعُمُ اَنَّكَ جِرْمٌ صَغ۪يرٌ   وَ ف۪يكَ انْطَوٰي الْعَالَمُ الأكْبَرُ

“İlacın sendedir de haberdar olmazsın,

Derdin de sendendir ama görmezsin,

Sanırsın fakat sen sade minik bir cisimsin

Oysa sende dürülmüş en büyük kâinat.”

Bu bakımdan insandaki en güzel kıvam, onun sadece çelik gibi olan suretinde yok, bundan daha mühim bir şekilde onun hissiyâtında, bilhassa güzelin, güzelliğin ne olduğunu anlamasında, bu duygudan hareketle güzellerin güzeli olan en hoş yaratıcıyı ve O’nun mutlak güzellikle en hoş olan kemal sıfatlarını tanıyıp O’nun ahlâkıyla ahlâklanmasındadır. İnsanın yaratıldığı andan itibaren ulaşabileceği en kemal nokta budur. Oysa insan, ilk doğuşunda bu olgunlukta değildir. O bu olgunluğa ve bu güzelliğe içten ilerleme kabiliyetiyle donanımlı olarak yaratılmıştır.

Nitekim Hz. Mevlânâ’nın verdiği şu misâl, insanın rûhen olgunlaşıp mânen yükselişini pek güzel açıklama eder:

“Dallar, yapraklar toprak hapsinden kurtulunca, başlarını kaldırıp rüz­gârların eşi, dostu olurlar; rüzgârlarla oynaşırlar. Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca, ağacın tepesine değin tırmanırlar. Her yaprak, her meyve, kendi tomurcuğunun dili ile ayrı olarak Allah’a şükreder: İhsan, iyilik sahibi Allah, bizim kökümüzü besledi, ağaç da o kökten zorlama alıp kalınlaştı. Doğrulup yükseldi. Su ve toprak içinde mahpus yer alan, yâni balçığa saplanmış kalmış olan canlarımız da balçıktan kurtulunca neşelendirici bir halde, Hakk’ın aşk ve muhabbet havası içinde, neşe saçan şen oynarlar, ayın on­dördü gibi noksansız ve tastamam bir ayla gelirler. Onların tenleri oynayıp durur, canlarının nasıl olduklarını sorma. Hele cismaniyeti kalmamış, hep can indirimli olanların halinden hiç sorma, onları anlatmaya imkân yoktur.” (Mevlânâ, Mesnevî, 1342-1348. beyitler)

Bahsedilen mükemmel yaratılışı Yüce Rabbimiz, yarattığı her kuluna meccânen ihsan etmiştir. Bu muazzam fabrikayı her kulu için hazırlamıştır. Sûrenin girişindeki yeminlerde muhabere edildiği gibi, gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplarla bu ilâhî fabrikanın nasıl çalıştırılacağının usul ve kâidelerini açıklamıştır:

Tin Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Tin Suresi 4. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/tin-suresi-4-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.