Tövbe Duası - Tövbe Duası Uzun Türkçe Arapça
banner121

Tövbe nedir, ne kavrama kazanç? Pişmanlık istiğfar duası nasıl yapılır? Tövbenin şartları, önemi ve fazileti nedir? İslam’da pişmanlık etmenin hükmü nedir? Pişmanlık duası uzun, Arapça-Türkçe okunuşu ve anlamı.

Pişmanlık “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yerine getirmek” anlamına kazanç ve “dinde yerilmiş şeyleri terk edip övgüye lâyık olanlara yönelme” biçiminde tanımlanır. Pişmanlık kapısı herkese açıktır. Kâfire de, müşriğe de, fasığa da asiye de mücrime de günahkâra da mü’mine de.

Pişmanlık, bir af dileme olduğundan samîmî pişmanlığın gerçekleşmesi ve affı istenen günahın bir daha yapılmaması husûsundaki kat’î azmi îcâb ettirir.

Bunun için Cenâb-ı Adalet şöyle îkaz buyurur:

“…Sakın şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)

TÖVBE İSTİĞFAR DUASI KISA

Pişmanlık ve istiğfârın son derece ehemmiyetli olması sebebiyledir ancak rûhî tekâmül için bütün tasavvuf yollarında seherlerdeki evrâd ü ezkâra istiğfâr ile başlanır. En özlü istiğfar cümlesi:

Pişmanlık İstiğfar Duası Arapça Kısa:

estagfirullah

Tövbe İstiğfar Duası Okunuşu:

“Estağfirullah el-Azîm.”

Pişmanlık İstiğfar Duası Anlamı:

“Şânı böylece ulu olan Allah’tan bağışlanmamı diliyorum.” ifadesidir.

PIŞMANLIK İSTİĞFAR DUASI UZUN

Tövbe İstiğfar Duası Arapça:

istigfarduasi

Pişmanlık İstiğfar Duası Türkçe: 

"Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve, El-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi. Ve nes-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ."

Tövbe İstiğfar Duası Meali:

Mağfiretini talep ediyorum Allâh’ım! Bağışlamanı diliyorum Rabbim! Hata ve günahlarımdan beni tertemiz kılmanı istiyorum Ulu Mevlâm!

(Bir aciz kul olarak ben) Kerîm olan, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan, dâimâ diri (el-Hayy) ve her şeyin kendisiyle ayakta durduğu ve varlığını sürdürdüğü (el-Kayyûm) Ulu Rabbimin mağfiretini (bağışlamasını) niyaz ederim. O’na yönelir ve Yüce Zât’ından bizlere tevbe, mağfiret ve hidâyet lutfetmesini talep ederim. Zira tevbeleri kabul eden ve kullarına son derece yufka yürekli olan O’dur. Kendi nefsine zulmeden ve ölmeye de, hayatta kalmaya da, yeniden dirilmeye de kendi iktidârı olmayan aciz bir kul olarak Rabbime tevbe ederim.

Kul, “Estağfirullah” sözü ile hatasının farkında olarak, Cenâb-ı Yargı’tan hiçlik duygusu içinde bağışlanmayı isterken, tekrar Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den nakledilen “Seyyidü’l-İstiğfâr” sözleri ile de Rabbine, yeniden bir kulluk sözü verir. Öteki bir ifadeyle “Elest bezmi”ndeki ahdini tazelemiş olur.

SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASI

Seyyidül İstiğfar Duası Arapça:

İstigfar

Seyyidül İstiğfar Duası Okunuşu:

"Allahümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene âlâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûu kir bi-ni’metike aleyye ve ebûu bi-zenbî fağfir lî feinnehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente."

Seyyidül İstiğfar Duası Anlamı:

“Ey Allâh’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den diğer ilâh yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Sen’in kulunum. Ve ben îmân ve ubûdiyetimde/kulluğumda gücüm yettiği değin Sen’in ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım. Sen’in bana ihsân ettiğin nimetleri ikrar ve îtirâf ederim. Kendi kusur ve günahlarımı da ikrar ve îtirâf ederim. Yâ Rabbi! Sen beni af ve mağfiret eyle. Zira Sen’den başkası günahları bağışlama ve mağfiret edemez.” (Buhârî, Deavât, 2, 16)

SEYYİDÜL İSTİĞFARIN FAZİLETİ

Resûl-i Ekrem Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur:

“Her kim, bu Seyyidü’l İstiğfârı sevâbına ve fazîletine tüm kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Tekrar her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)

Bu duânın hulâsa-i meali: Ya Rabb, ben cürm ü kusurlarımı i’tirâf eylerim, tevbe ve istiğfar ederim, ni’metlerinin şükründen âcizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.

ALLAH’TAN ÜMİDİNİZİ KESMEYİN

Cenâb-ı Adalet buyuruyor:

De fakat: “Ey kendilerinin aleyhine fazla giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Kuşkusuz Allah, tüm günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, fazla merhamet edendir.” (Zümer, 53)

Hz. Ebûbekir anlatıyor:

“Yâ Resûlullah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur.” dedim.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Yâ Rabb, belirli ki ben kendime çok zulmettim; yani fazla günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm oysa sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur.” (Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16)

PIŞMANLIK NEDİR?

Tövbe bir kimsenin işlediği günahtan dönüp Allah’a yönelmesidir.

Arapça’da tövbe (tevb, metâb) “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak” anlamındadır ve “dinde yerilmiş şeyleri terkedip övgüye lâyık olanlara yönelme” şeklinde tanımlanır.

Tövbenin Anlamı

Tevbe kavramı Allah’a nisbet edildiğinde “kulun tövbesini kabul edip lutuf ve ihsanıyla ona yönelmesi” mânasına gelir. (Zeccâc, s. 61-62; Kuşeyrî, et-Taĥbîr, s. 84) Şahısların birbirine aleyhinde yaptıkları hatalı davranışlardan dönmesi için avf (affetme) ve i‘tizâr (özür dileme) kelimeleri kullanılır. (et-Tevbe 9/94; en-Nûr 24/22)

KUR’AN’DA GEÇEN TÖVBE AYETLERİ

Kur’ân-ı Kerîm’de tövbe kavramı seksen sekiz yerde geçmekte, otuz beş yerde Allah’a, diğerlerinde insanlara nisbet edilmektedir. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “tvb” md.) Naslarda tövbenin ve anlam yakınlığı içinde bulunduğu “rücû, inâbe, evbe, gufrân” ve affetme kavramlarının kullanılışı göz önünde bulundurulduğunda tövbenin bezm-i elestte Allah ile kul arasında yapılan ahdin tazelenmesini veya her insanın fıtrat çizgisine dönmesini ve onu korumasını ifade ettiği anlaşılması mümkün. Çünkü kul selim fıtratında mevcut ahid şuurundan ara sıra uzaklaşmakta veya bunu ayrıntılarıyla unutmaktadır. Ahid ilişkisi Kur’ân-ı Kerîm’e göre güven, sevgi ve dostluk esasına dayanmaktadır. (el-Bakara 2/30, 257; el-Mâide 5/54; el-Enfâl 8/34)

Kişinin işlediği kötülükler Allah Teâlâ ile iman arasındaki bu bağı zedelemekte, tekrar tekrar vaadini ve ahdini yerine getiren ulu yaratıcıdan onu uzaklaştırmaktadır. Pişmanlık de bu uzaklaşmaya son verme çabasıdır. Dolayısıyla tövbe ruhun Allah’a açılışını ve yücelişini hedefleyen duaya benzemektedir. Esasen Kur’lahza’da ve hadislerde yer alan tövbe ve istiğfar ifadelerinin birçok dua ve niyaz üslûbundadır.

Peygamberlerin Tövbeleri

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Âdem’in, İbrâhim’in, Mûsâ’nın ve Hz. Muhammed’in tövbelerinden söz edilmekte (el-Bakara 2/37, 128; el-A‘râf 7/143; et-Tevbe 9/117; Hûd 11/112), çoğu âyette Peygamberlerin mağfiret başvurusunda bulunduğu haber verilmekte ve şahsen Resûlullah’a Allah’tan mağfiret dilemesi emredilmektedir. (en-Nisâ 4/106; Muhammed 47/19; en-Nasr 110/3; bk. M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “ġfr” md.)

TÖVBE HADİSİ

Peygamberlerin günah işlemekten korunduğu bilinmektedir. Bununla onların tövbe ve istiğfarda bulunması hususu nasıl bağdaştırılabilir? Resûl-i Ekrem bir hadisinde şöyle demektedir: “Bazan kalbimi bir perde bürür de günde 100 defa pişmanlık ettiğim olur” (Müslim, “Źikir”, 41-42; Ebû Dâvûd, “Vitir”, 26). Mecdüddin İbnü’l-Esîr bu hadisin izahında Resûl-i Ekrem’in Allah ile tekrar tekrar iletişim halinde bulunduğunu, ümmetinin dünya işleriyle ilgilenmekten ibaret olabilecek meşgalesinin bu irtibatı kesintiye uğratabileceğini söyler. (en-Nihâye, s. 675) Bu açıklama, sûfî Ebû Saîd el-Harrâz’ın, “İtaatkâr kulların sevap doğuran bazı amelleri Allah’ın has kulları için günah sayılabilir” sözünü (Aclûnî, I, 406) hatırlatmakta ve Hz. Peygamber’in çokça pişmanlık edişinin sebebine ışık tutmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de pişmanlık kavramıyla anlam yakınlığı içinde bulunan kelimelerden biri rücû olup şirk ve küfürden dönüşü ifade eder. (el-Bakara 2/18; el-A‘râf 7/168, 174; es-Secde 32/21)

“Her Zaman varmak” mânasındaki “nevb” (nevbet) kökünden türeyen inâbeyi Râgıb el-İsfahânî “vicdan azabı duyup Allah’a dönme ve açık sözlülük duyguları içinde iyi davranışlarda katılmak” biçiminde açıklar. Kur’an’da on sekiz yerde geçen inâbe Hz. İbrâhim’e, Süleyman, Dâvûd, Şuayb ve Hz. Muhammed’e nisbet edilmiştir. “Evb” de (evbe, iyâb, meâb) tövbe anlamında kullanılmış, Hz. Dâvûd, Süleyman ve Eyyûb’a izâfe edilmiştir. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “nvb”, “evb” md.leri)

TÖVBENİN ÖNEMİ

Tevbenin Mahiyeti: Bütün ilâhî dinlere tarafından insan hem iyilik ayrıca musibet yapma temayülüne sahip bir varlıktır. Hz. Âdem kusur etmiş, fakat pişmanlık ile rahîm olan Allah’ın affına mazhar olmuştur. Günah işleyen kimse pişmanlık ettiği takdirde âdemiyet nesebini, aksi halde şeytaniyet vasfını kayıt ettirmiş olur. (Gazâlî, IV, 234-235)

Gazâlî insan için hatadan korunmuşluğu imkânsız kabul ederken hatadan dönmemeyi insanlıkla bağdaştıramaz. (a.g.e., IV, 242-243) Onun bu düşüncesinin, “Her insan günah işleyebilir, günah işleyenlerin en hayırlısı pişmanlık edendir” meâlindeki hadisten (Müsned, III, 198; İbn Mâce, “Zühd”, 30) kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Gerçekten pişmanlık imanın bir tezahürüdür; bezm-i elestte Allah’a bahşedilen sözün hatırlanması ve yapılan ahdin tazelenmesidir; Kur’an’da dikkat çekici edildiği gibi (eş-Şems 91/9-10) nefsini kirlerden arındırma çabasıdır. İnancın kaynağı olan kalp hadislerde bir aynaya benzetilir.

Küçük Günahlar

Ebû Hüreyre’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmuştur: “Mümin kul günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer pişman olarak bağışlanmasını dilerse nokta silinip kalbi cilâlanır. Günah işlemeye devam ederse siyahlık kalbini sarar. Cenâb-ı Hakk’ın, ‘Onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini kirletmiştir’ şeklindeki beyanında (el-Mutaffifîn 83/14) yer alan kir ve pas bundan ibarettir.” (Müsned, II, 297; Tirmizî, “Tefsîr”, 83/1) Öteki bir hadiste bu tür bir yürek, içine konulan şeyi tutmayan devrik testiye benzetilmiştir. (Müslim, “Îmân”, 231)

Mümin, işlediği küçük bir günahı bile tepesinde dikilip üzerine düşeceğinden korktuğu bir dağ gibi görür. Buna karşılık günahı kanıksamış kimse onu burnunun üzerinden geçen sinek gibi kabul eder. (Buhârî, “Daavât”, 4)

Gerçekten küçük günahlar büyük günahlar için birer basamaktır. Resûlullah Hz. Âişe’ye hitaben şöyle demiştir: “Küçümsenen yanlış davranışlardan uzak durmaya bak, zira Allah bu nesil davranışların da hesabını soracaktır.” (Müsned, V, 331; İbn Mâce, “Zühd”, 29) Minik günahlar âmir konumda yer alan veya başkalarına örnek olacak bir mevkide bulunan kimselerce işlendiği takdirde büyük günah durumuna geçer. öte yandan bir hadiste de vurgulandığı üzere (Buhârî, “Edeb”, 60; Müslim, “Zühd”, 52) günahın açıkça işlenmesi bağışlanmasının önünde bambaşka bir engel teşkil eder.

TÖVBENİN ŞARTLARI VE HÜKÜMLERİ

Kur’ân-ı Kerîm’de pişmanlık etme hakkının tövbeyle, ilâhî affa mazhar olabilme imkânının bilerek ve inatla yok de cahillik yüzünden kötülük yapan kimseye verildiğine işaret edilir. (en-Nisâ 4/17; el-En‘âm 6/54; en-Nahl 16/119) Buradaki cehalet “bilgisizlik” anlamına geldiği gibi “beşerî hislerin baskısı altında yer alan kalbin duyarsızlığı” mânasına da alınabilir.

Allah’ı Rab, Muhammed’i (s.a.v.) Peygamber ve İslâm’ı din olarak kabul eden kimsenin bu gafleti uzun sürmez, pişmanlık duyarak pişmanlık eder; Nisâ sûresindeki âyetin devamı da buna işaret etmektedir. Şu halde tövbenin birincil şartı nedâmettir, Resûlullah’ın ifadesiyle, “tövbe etmek tövbenin kendisidir.” (Müsned, I, 422-423, 433; İbn Mâce, “Zühd”, 30) Nedâmet halinde bulunan kişi tövbeye konu olan günahı terkeder ve bir daha işlememeye karar verir.

Âlimler tövbenin Allah nezdinde kabul edilmesinin bu üç şartına (nedâmet, terk, bitmiş işlememe) bir dördüncüsünü eklemiştir; o da iyi amel işlemek suretiyle geçmişteki hataların telâfi edilmesidir. Bu dört şartın üçüncüsünü oluşturan günahı her yerde işlememe hususu Allah’ın mağfiretine kavuşmak için Kur’lahza’da şart koşulmuştur. (Âl-i İmrân 3/135) Nefsânî arzularına kapılabilen insan için kuvvet bir sınav olan bu noktada tövbe teşebbüsünde öncelik verilmesi gereken şey yeniden yapmamaya emin karar vermektir. bununla beraber günahın her yerde işlenmesi durumunda yeniden pişmanlık duyup yeniden yapmamaya azmetmek gerekir. Nitekim bir hadiste Allah’tan sürekli bağışlanmasını dileyen kimsenin günahında ısrar etmiş sayılmayacağı açıklama edilmiştir. (Ebû Dâvûd, “Vitir”, 26; Tirmizî, “Daavât”, 106)

TÖVBENİN MAKBUL OLMASININ ŞARTLARI

Tevbenin makbul olması için öngörülen amel-i sâlih şartı çeşitli âyetlerde yer almaktadır. Günahtan nedeniyle pişmanlık duyularak yapılan tövbeler için bir takım âyetlerde amel-i sâlih, bazılarında halini düzeltme (ıslah) şartı zikredilir. (el-Mâide 5/39; Tâhâ 20/82) aynı zamanda tövbenin kabul edilmesinin ilâhî iradeye emrindeki olduğu ifade edilmiştir. (et-Tevbe 9/15, 27; el-Ahzâb 33/24)

Hicretin 8. (630) yılında Hz. Peygamber’in Tebük’e düzenlediği sefere katılmayanların ileri sürdükleri mazeretler kabul edildiği halde Kâ‘b b. Mâlik ile iki arkadaşının tövbesi kabul edilmemiş, bunlar sosyal boykotla cezalandırılırken elli gün sonradan ilâhî affa mazhar kılınmıştır. (et-Tevbe 9/117-118; Müsned, VI, 387-390; Buhârî, “Meġāzî”, 80) Kâ‘b b. Mâlik ve arkadaşlarının karşılaştığı muamelenin bir yorumu bu olayın sonraki nesiller için ibret teşkil etmesi ise diğeri, Allah’ın bağışlama ve rızasını kazanmanın dünyaya özgü bir borç-alacak tasfiyesine benzemediği, kulun doğrusu affedilmeye lâyık bir duruma gelmesi gerektiğinin vurgulanması olmalıdır.

NASUH TÖVBESİ NEDİR?

Kabule şayan tövbe “tevbe-i nasûh”tur. “Hâlis ve arkadaşça tövbe” anlamına gelen bu terkip İmam Mâtürîdî kadar “kişinin yaptığı kötülüğe kalben pişman olması, yeniden işlememeye azmetmesi, elini günahtan çekmesi, diliyle Allah’tan bağışlanma talep etmesi, daha önce günahla hoşgörü kazandırdığı bedenini bu zevkten uzaklaştırma yolunda kullanması” biçiminde açıklanmıştır. (Tevîlâtü’l-Ķurân, V, 181) Amel-i sâlihin bir âyette günahları giderdiği açıklama edilirken (Hûd 11/114) öteki bir âyette kötülükleri iyiliklere çevirdiği belirtilmiştir. (el-Furkān 25/70)

Müfessirler, birincil âyetin Müslümanın bir gün içinde işlediği ufak günahların -kul hakkı dışarıda- affedilebileceğini haber verdiğini kabul etmiştir. (Taberî, XII, 171-174; Mâtürîdî, VII, 250-252) İkinci âyette ise küfür veya şirkten dönerek iman eden ve sâlih amel işleyen kimseler kastedilmektedir. Bunların seyyiatının hasenata tebdil edilmesine “kötülüklerden ibaret olan davranışlarının bu yeni dönemde iyiliklere dönüştürülmesi” biçiminde mâna belirlemek mümkündür. (Taberî, XIX, 58-61)

PIŞMANLIK GEREKTİREN GÜNAHLAR

Büyük Günahlar: Tevbe gerektiren günahların en büyüğünün inkâr ve şirk olduğu konusunda ittifak vardır. Gazâlî bunun aşağısında kalan günahların büyükten küçüğe dürüst derecelendirilmesini ve en ufak günahın belirlenmesini imkânsız görmektedir. (İhyâ, IV, 255-256) bununla birlikte Gazâlî ilâhî dinlerin müşterek hedeflediği Allah’a yakın olma, can ve mülk güvenliğini sağlama ilkelerinin ihlâl edilmesinin büyük günah sayıldığını belirtmekte ve hadiste bulunan yedi büyük günahın bu çerçeveye girdiğini söylemektedir. Onun göze çarpan ettiği hadisin meâli şöyledir:

İnsanı mahvolmaya sürükleyen şu yedi şeyden kaçının: Allah’a müşterek koşma, büyü yapma, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana haklı bir bahane olmadan kıyma, ribâ yeme, yetimin malını yeme, savaştan kaçma, kötülüklerden habersiz iffetli mümin kadınlara zina isnadında yeralma.” (Buhârî, “Veśâyâ”, 23, “Ĥudûd”, 44; Müslim, “Îmân”, 145)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN YAPTIĞI TÖVBE DUASI

SON NEFESTE YAPILAN PIŞMANLIK MAKBUL MUDUR?

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/tovbe-duasi---tovbe-duasi-uzun-turkce-arapca.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.