Yola Çıkarken Okunacak Dua
banner121

Bir kadına veya erkeğe şehvetle bakmak haram mıdır? Şehvetle bakmak hakkında ayet ve hadisler nelerdir? İşte kalpleri manen öldüren hastalık göz zinası ve göz zinasına aleyhinde önemli uyarılar...

Meşrû bir gerek ve gereklilik olmadığı halde tanıdık olmayan bir kadına, güzel bir gence şehvetle bakmanın haram olduğu ile ilgili ayet ve hadisler.

ŞEHVETLE BAKMAK İLE İLGİLİ AYETLER

"Mü'min erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar! (Nûr sûresi, 30)

"Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur." (İsrâ sûresi, 36)

"Allah, gözlerin hâin bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir." (Mü'min sûresi, 19)

"Rabbin her lahza gözetlemektedir." (Fecr sûresi, 14)

Bu dört âyet, Müslümanların tam anlamıyla yoklama altında sorumluluk sahibi bir hayat yaşadıklarını ve bu sorumluluğun göze ait tarafını ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili yasak,"Mü'min erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar! diye belirlenmekte; yükümlülük çerçevesi ise, "Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur" âyetiyle açık bir şekilde çizilmektedir.

Gözlerin sinsi ve mânalı bakışlarını, kullar farketmeseler bile Allah Teâlâ'nın bildiği, hatta O'nun, kalplerin derinliklerinde gizlenen kötü niyetlerden de haberdâr olduğu bildirilmektedir. Bu, hiç kimsenin hiçbir şekilde  ilâhî denetimin dışarıda kalma şansının ve imkânının bulunmadığını kesinkes ortaya koymaktadır. Bunun böyle olduğunu ise "Rabbin her an (her şeyi) gözetlemektedir" âyeti bildirmektedir.

Bu âyet-i kerîmeler insana, dar-açık ayırımı yapılmaksızın en minik teferruâtına dek bütün hareketlerinin daima göz önünde ve kayıt aşağı olduğu gerçeğini en ufak bir tereddüde yer bırakmayacak kesinlikte anlatmaktadır. Yükümlülük bu çerçevede kavrandıktan sonradan göze ait harama bakma yasağını bilmek insan için mesele olmaktan çıkar.

ŞEHVETLE BAKMAK İLE İLGİLİ HADİSLER

Göz Zinası ile İlgili Hadis

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine tarafından Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası yetişmek, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, açlık eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, veya boşa çıkarır." (Buhârî, İsti'zân 12, Kader 9; Müslim, Alın Yazısı 20-21. Keza bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 43)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Zina, kadın ve erkeğin meşrû bir düğün olmaksızın cinsel ilişkide bulunmasıdır. Büyük günahlardandır. Özel cezâsı vardır. Hadîs-i şerîf, bu anlamdaki gerçek zinanın dışında, öbür organlar için de birtakım meşrû olmayan  suçların söz konusu olduğunu hatta bunlara  da bir anlamda zina denildiğini ortaya koymaktadır. Yani her organın aslî faaliyetini meşrû çerçeve dıştan yürütmesi bir tür zina olmaktadır. Nitekim İmam Buhârî bu hadisi, zinanın yalnızca üreme organıyla değil, göz, dil ve el gibi öbür organlarla da mümkün olduğuna dair açtığı bir başlık aşağı vermiştir. (bk. İsti'zân 12) Oysa bu, mecâzen bir isimlendirme olarak kabul edilmektedir. Çünkü laf konusu organların bu suçları, haram olmakla birlikte, onlar için  hâkimin uygun göreceği ta’zir cezası dışarıya keza bir cinayet atama edilmiş değildir.

Burada dikkat çeken husus, insanın sahip bulunduğu organların tabiî işlevlerini gayr-i meşrû bir zeminde yapması, onları,  üreme organıyla "meşrûiyet dışına taşma" noktasında birleştirmesidir. Laf konusu organların bu yaptıklarına zina denilmesi işte bu açıdan üretilmiş bir değerlendirmedir. öte yandan bu organların iddia konusu fiilleri, ana zinaya götürücü, öncü  fiillerdir. Bu bakımdan, o fena sonuçtan Müslümanlar sakındırılmış olmaktadır. Hadiste de açıkca belirtildiği gibi üreme organı, öbür organların ve bilhassa kalbin, Buhârî'nin seçim ettiği rivayete tarafından nefsin, bu konudaki istek ve arzusunu fiilen gerçekleştirmedikce  zina suçu bitmiş olmaz.

Allah korkusu, iktidarsızlık, tiksinme gibi çok çeşitli sebeplerle tenâsül uzvu, tüm bu istek ve hazırlıkları nafile çıkarabilir. O vakit öbür organların yaptıkları, kendi çaplarında ufak birer günah olarak kalır. Bu nesil hatalara, "küçük kusurları dıştan, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil fakat Rabbin affı bol olandır" (Necm sûresi, 32) âyetinde geçtiği gibi Kur'ân-ı Kerîm'in ifâdesiyle "lemem" denilmektedir. Bir şeye bir anlık ilgi duyup üstünde durmamak anlamından hareketle lemem, minik kusurlar, küçük günahlar ve minik-tefek hatalar olarak değerlendirilmiştir. Ashâb-ı kirâm arasında "tercümânü'l-Kur‘ân" diye aşina Abdullah İbni Abbas hazretleri, bu hadisi zikrederek, "Ebû Hüreyre'nin  Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiği bu sözdeki fiillerden daha fazla, ufak günahlara (lemem) benzeşen bir başka fiil bilmiyorum" demiştir. (bk. Buhârî, İsti'zân 12; Ebû Dâvûd, Nikâh 43) Açıkçası da budur.

Hadîs-i şerîf'in özellikle son cümlesi  yürek  veya nefis ile üreme organı arasında bir duygu iletişimi olduğunu belirlemektedir. Yani cinsel ilişki, doğrusu psikolojik yoğunlaştırma olmadan gerçekleşmez. İstek ve özlem ya da şehvet duygularının yoğunlaşması da daima sonuca ulaşmak için yetmez. Üreme organının, bu duygulara eşlik etmesi gerekir. Bu sebeple hadiste "Üreme organı ise bunu ya gerçekleştirir, veya boşa çıkarır" buyurulmuştur.

bundan başka hadisi söylenti eden İmam Buhârî ve Müslim, hadisin ilk cümlesini dikkate alarak, ona Sahîh'lerinin Felek bölümlerinde yer vermişlerdir. İnsanoğlunun şehvet ve karşısında cinse alaka duyma gibi meyillere yaratılıştan sahip olduğuna ve bunun uzantısı olarak herkesin bu duygularını tatmin yolları arayacağına, yani bu konuda herkesin muhakkak bir kaderi olduğuna ve bunu Allah Teâlâ'nın bildiğine uyarı çekmek istemişlerdir. Takdirin değişmeyeceği ise "O buna mutlaka erişir" diye kesin bulunmaktadır. Bu, bir zorlama yok, olacakların önceden bilinip kaydedilmesinden ibarettir. Kader ya da alın yazısı işte bu evvelden yapılmış olan kaydın adıdır.

Bütün bu açıklamalardan sonradan hadisin mânası şöyle olur: "Ademoğulunun zinadan nasibi takdir edilmiştir. Kiminin zinâsı reel, kimininki ise, bakılması haram olan kadına bakmak, zinaya dair konuşulanları dinlemek, yazılmış ya da görüntülü yayınları izlemek, yabancı bir kadına elle değmek veya öpmek, zina etmeye gitmek gibi mecâzî zinadır. Mecâzî zinanın tüm türleri de haramdır. Kalp veya lezzetli zinayı ister fakat reel zinanın gerçekleşmesi üreme organına bağlıdır. O bazan uygular bazan da bu istekleri boş yere çıkarır."

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Zina büyük günahlardandır.

2. Fiiller, sebep oldukları sonuçlara kadar hüküm alırlar. Harama aracı olan her fiil haram, vâcibe vesile olan fiiller de vâciptir.

3. Nâmahreme bakma, dokunma, tutma, öpme ve haram işlemek için bir yere gitme gibi gayr-i meşrû fiillerin hepsi yasaklanmıştır ve bunların her birine mecâzen zina denilebilir.

"Yollarda Oturmayın" Hadisi

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den söylenti edildiğine tarafından Nebî sallalahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- "Yollarda oturmaktan kaçının!" Sahâbîler:

- Biz buna mecbûruz. Meselelerimizi orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- "Oturmaktan vazgeçemeyecekseniz o halde yolun hakkını verin!" buyurdu.

- Yolun hakkı nedir Ey Allah'ın Resûlü? dediler.

- "Harama bakmamak, gelip geçenleri incitmemek, selâm edinmek, mârufu emredip münkerden nehyetmektir" buyurdu. (Buhârî, Mezâlim 22, İsti'zân 2; Müslim, Libâs 114. Keza bk. Ebû Dâvûd, Edeb 12; Tirmizî, İsti'zân 30)

Ebû Talha Zeyd İbni Sehl radıyallahu anh şöyle dedi:

Biz sokak başlarında, evlerin önlerinde oturup konuşurduk. Bir keresinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geldi, başımızda durdu ve:

- "Size ne oluyor oysa, böyle sokaklarda oturuyorsunuz. Buralarda oturmaktan kaçının!" buyurdu. Biz:

- Sakıncasız şeyler için oturduk, müzâkerelerde bulunuyor, konuşuyoruz, dedik.

- "Eğer sokaklarda oturmaktan vazgeçmeyecekseniz, hiç değilse hakkını verin. Buraların hakkı, gözü haramdan kaçınmak, selâm olmak ve hoş şeyler söylemektir" buyurdu. (Müslim, Selâm 2. Keza bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 30)

Hadisleri Nasıl Anlamalıyız?

Her iki hadisin de burada zikredilmesinin sebebi, gözü haramdan sakınmanın yol haklarının başında yer almış olmasıdır. Eskiden beri  millet yol kenarlarında, cadde başlarında, evlerinin önlerinde oturup konuşurlar. Bu alışkanlık köylerde ve ufak yerleşim birimlerinde daha yaygındır. Büyük şehirlerde ise ekseriyetle, kahve-kafeterya gibi yerlerin önlerinde oturup geleni geçeni seyredenlere rastlanır. Yeniden büyük kentlerin kenar mahallelerinde de daha ziyade kadınların kapı önlerinde oturdukları, çocukların sokaklarda  gelip geçenleri rahatsız edecek şekilde dağıtılmış oyunlar oynadıkları  görülür.

Bu hadislerde Resûl-i Ekrem Efendimiz, Müslüman erkeklerin yollarda, cadde başlarında, evlerin önünde oturmaktan vazgeçmelerini istemiştir. Kendisine, fena bir maksatla böyle yapmadıkları, dinî veya dünyevî meselelerini konuşmak, danışmak gibi o kadar tabiî şeyler için oturduklarını, bundan vazgeçmelerinin pek olası olmadığını söylemişlerdir. Bunun üzerine Efendimiz, vazgeçemeyeceklerse, oralarda oturmanın "yol hakkı" denilen birtakım yükümlülükleri bulunduğunu, onları yerine getirmeleri gerektiğini hatırlatmıştır. Soru üstüne de yol haklarından bazılarını şöyle sıralamıştır:

1. Gözleri harama bakmaktan engellemek.

2. Gelip geçenleri rahatsız etmemek, rahatsızlık sebeplerini yoldan kaldırmak.

3. Verilen selâmı alıp mukâbele etmek.

4. İyiliği emretmek.

5. Kötülükten nehyetmek.

İkinci hadiste bunlara bundan başka güzel laf söylemek  ilave edilmiştir. Bunu emir bi'l-marûf ve nehiy ani'l-münker'in bir diğer şekilde ifadesi olarak kabul etmek de mümkündür.

Başka bir takım rivayetlerde de yol sorana yol göstermek, imdat isteyene yardım etmek gibi bir iki yol hakkına daha göze çarpan edilmektedir.

İslâm bilginleri bu iki hadisteki yasağın, yollarda oturmanın haram olduğunu söylemek için konulmadığını, harama götüren yolları tıkama, kötülüğü doğmadan önleme anlamında bir önlem olduğunu söylemektedirler. Unutulmamalıdır oysa, herhangi bir hakkın yerine getirilmemesi, haksızlıktır, sorumluluk doğurur.

Yollar gelip devretmek içindir. Oturup sohbet etmek için değildir. Günümüzde yol kenarlarına parkedilen araçların sebep olduğu sıkıntılar görülünce, yolların yol olarak kalmasının, halk ya da vasıtalar göre işgal edilmemesinin gereği adamakıllı ortaya çıkmaktadır.

Yollarda, evlerinin önünde veya cadde başlarında oturan, oralarda saatlerini geçirenlerin birçok defa  fena şeyler görmek ve kötü sözler işitmekten kurtulamayacakları bir gerçektir. Gıybet, suizan, yoldan gelip geçenleri çekiştirmek ve sıkmak gibi bazı kötülükler daha laf konusudur. Yollarda oturanların varlığı sebebiyle halkın bir kısmı oralardan geçemeyecek olursa bu, tam bir zulüm ve ızdırap sayılır.

Tüm bu sebeplerle öteden beri müslümanlar câmi avlularında oturmayı âdet edinmişlerdir. Şimdilerde de aynı âdetin sürdürülmesi, park ve bahçelerde oturulması, yol ve sokakların işgal edilmemesi yerinde olur. Ne eyvah ancak günümüzde cadde üzerindeki kahve önlerine oturup gelen geçenin dedikodusunu yerine getirmek, kadına kıza görmek moda olmuştur. Sırf bu maksatla caddelerde, sokaklarda ve pazar yerlerinde dolaşan kişiler ve gruplar vardır. Kendilerini böylelerine uygulamak için caddeye sokağa, çarşıya pazara çıkanlar da malesef eksik değildir. Bilhassa büyük şehirlerde belli yerlerde akşam gezintisine meydana çıkan ve dolaşan kalabalıklar, büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, bu iki hadîs-i şerîfte yerine getirilmesi istenilen hiç bir yol hakkına uyarı etmemektedirler. Hoş giyinip keyfince dolaşmak yok, insanca ve müslümanca  faydalanmak önemlidir. Yollarımız ve sokaklarımız haklarının ödendiği günleri hasretle beklemektedir. Kimbilir ola ki bir gün, bu hadîs-i şerîfleri, uygun bir şekilde yazdırıp sokak ve sokakların uygun yerlerine asmayı,  trafik işaretleri kadar gerekli görecek yönetimler ve yöneticiler çıkar.

Hadislerden Öğrendiklerimiz

1. Müslüman nerede oturursa otursun, nerede bulunursa bulunsun ilk olarak gözlerini harama bakmaktan alıkoyacak yani gözlerini harama karşı yumacaktır.

2. Yollarda oturmak, insanları hata ve günah işlemeye sevkeder.

3. Yollar ve sokaklar kamuya aittir, oraları özel maksatlar için işgal edip kullanmaya kalkmak kimsenin hakkı olamaz.

4. Müslüman, her bulunduğu yerde hayır işçiliği yapacak, herekese iyilik için çalışacaktır.

5. Yol üzerinde oturmaktan vazgeçemeyecekler için yukarıda farzedilen yol haklarını gerçekleştirmek şartıyla yollarda, sokaklarda, ev önlerinde oturmak mübahtır.

Birden Görmenin Hükmü

Cerîr radıyallahu anh  şöyle dedi:

 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e pat diye görmenin hükmünü sordum.

- "Hemencecik gözünü başka tarafa çevir!" buyurdu. (Müslim, Âdâb  45. Hem bk. Ebû Davûd, Nikâh 43; Tirmizî, Edeb 28)

Ümmü Seleme radıyallahu anhâ şöyle dedi:

 Ben  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına bulunuyordum. Meymûne de vardı. İbni Ümmi Mektum çıkageldi. Bu durum, biz örtünmekle emrolunduktan daha sonra idi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem  bize:

- "Örtünün!" buyurdu. Biz:

- O kör biri değil mi, Ey Allah'ın Resûlü? Bizi göremez, bilemez, dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

- "Siz ikiniz de mi âmâsınız, onu görmüyor musunuz?" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Libâs 34; Tirmizî, Edeb 29)

Ebû Saîd radıyallahu anh'den söylenti edildiğine kadar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Erkek, erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir erkek başka bir erkekle; bir kadın da başka bir kadınla bir örtü altında yatamaz." (Müslim, Hayz  74. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 38; İbni Mâce, Tahâret 137)

Hadisleri Nasıl Anlamalıyız?

Bu üç hadîs-i şerîfte müşterek nokta, gözü haramdan sakınma tavsiyesidir.

Birinci hadiste, kasıtsız olarak aniden bir kadının bakılması haram olan bir yerini görüvermenin herhangi bir sorumluluk doğurup doğurmayacağının çok haklı ve öyle tabiî olarak Cerîr İbni Abdullah kadar merak edilip Resûl-i Ekrem Efendimiz'e sorulduğunu görmekteyiz. Efendimiz, "Hemen gözünü (başka tarafa) çevir!" cevabıyla, bu bir anlık görmenin sorumluluk doğurmayacağını, bakmaya can atarak devam etmesi halinde haram işlemiş olacağını bildirmiştir. Nitekim, konunun başında okuduğumuz âyette Allah Teâlâ da "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar! (Nûr sûresi, 30) buyurmaktadır.

İkinci hadis, kadınların örtünmesiyle ilgili emrin yani hicab âyetinin inmesinden sonradan kör sahâbî İbni Ümmü Mektum'un yanlarına gelivermesi sebebiyle Peygamber Efendimiz ile muhterem eşlerinden Ümmü Seleme ve Meymûne aralarında  geçen bir konuşmayı bize haber vermektedir. Efendimiz onlara İbni Ümmi Mektûm geldi diye örtünmelerini emretmiştir. Onlar, gelen kişinin âmâ olduğunu, bu sebeple de kendilerini görme ihtimalinin bulunmadığını söylemişler, bunun üstüne Efendimiz, harama bakma yasağının sadece erkeklere ait olmadığını kadınların da aynı şekilde nâmahreme bakmamaları gerektiğini anlatmak üzere "Siz ikiniz de mi âmâsınız, onu görmüyor musunuz?" buyurmuştur. Nitekim Nûr sûresinin 31. âyetinde "Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar!" buyurulmaktadır. Binaenaleyh harama gözlerini yummak keza Müslüman erkeklerin hem de Müslüman hanımların görevidir.

Efendimiz'in bu ikazı, peygamber hanımlarının  özel konumlarının gereği olarak değerlendirilmiştir. Binaenaleyh müslüman kadınların, âmâ bir erkek geldi diye örtünmeleri gerekli görülmemiştir. Hatta Ebû Dâvûd'un belirttiği gibi (bk. Libâs 34) Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kocası ölen ve evi de Medine'nin açık havada olduğu için yalnız kalması yerinde bulunmayan Fâtıma Binti Kays'a, İbni Ümmi Mektûm'un evinde iddet beklemesini emretmiş ve "o âmâ bir insandır onun yanına elbiseni çıkarabilirsin" buyurmuştur. Bu da gösteriyor ki, kör bir erkeğin yanında dahi örtünmek yalnızca Hz. Peygamber'in hanımlarına has bir görevdir.

Efendimiz'in iki hanımına yaptığı bu örtünme tavsiyesi, onların kör da olsa erkeklere bakmamalarını tenbih anlamında da yorumlanabilir. Doğrusu şehvet duyulmaması halinde Müslüman kadınların, müslüman erkeklere göbek ile diz kapakları arası hariç bakmaları mübahtır. Oysa şehvet söz konusu olacaksa bakamazlar. Bunun tayin ve tesbiti zorlama olduğu için ortaya çıkması olası kötülükleri önlemek bakımından sağduyulu davranılması tavsiye edilmiştir.

Üçüncü hadis, ihtiyar olsun genç olsun bir erkeğin, bir başka erkeğin avret yerine bakmasının haram olduğunu, yine kadının da bir diğer kadının avret mahalline bakmasının yasaklandığını bildirmektedir. Ayrıca erkek erkeğe ve kadın kadına bir örtü aşağı tenleri birbirine değecek şekilde çıplak olarak bulunmaları da yasaklanmıştır. Benzer cinsten olan iki birey için yasaklanmış olan bakma ve bir örtü aşağıda katılmak işi, karşısında cinsten olanlar hakkında ilk kez yasaktır. Nitekim müellif Nevevî şöyle demektedir: "Bu hadis bir erkeğin, bir diğer erkeğin avret yerine, bir kadının da başka bir kadının avret yerine bakmasının haram olduğunu açıklama ediyor. Aynı şekilde bir erkeğin bir kadının avret yerine, bir kadının da bir erkeğin avret yerine bakması ilk olarak haramdır. Bunda icmâ vardır."

üstelik yakışıklı ve genç erkeklere şehvetle bakmak da yasaklanmıştır. Tabiî bu yasaklar, tedâvî olmak ve mahkemede şâhitlik etmek gibi zarûrî  haller dışarıda söz konusudur. Böylesi gereklilik ve zarûret hallerinde de gereklilik ölçüsünde bakılabilir. gereksiz yere bakmayı devam etmek bu hallerde de yasaktır.

Erkekle kadının birbirinin avret yerine bakmasının haram olması, arasında düğün bağı bulunmayanlar içindir. Karı koca birbirinin avret yerine bakabilir. Hanefîlere kadar erkeğin avret mahalli, göbeğin altından diz kapağının altına kadardır. Kadının ise, eli, yüzü ve ayakları hariç tüm bedeni avrettir. Karı kocanın birbirinin yalnızca üreme organlarına bakmamaları öğüt edilmiştir.

Bir örtü altında aynı cinsten olan iki kişinin erkek olsun kadın olsun çıplak olarak yani tenleri birbirine değecek şekilde bulunmaları ve yatmaları homoseksüellik ve lezbiyenlik gibi sapık ilişkilere yol açabileceği için yasaklanmıştır. Hadîs-i şerîf, gerek aynı cinsler gerekse bambaşka cinsler aralarında olabilecek her türlü cinsel sapma ve günahın yolunu daha her tarafta kapatmak için alınması gerekli tedbirleri ortaya koymaktadır. Bu tedbirlerin ne değin içten ve yerinde olduğu ise, günümüzün acı gerçekleriyle isbatlanmaktadır.

Toplumların cinsel ve ahlâkî açıdan dinç fertlere sahip olabilmesi ancak, muhtemel kötülükleri önleyici tedbirlerle mümkündür. İslâm her bakımdan pak ve sağlıklı fertler ve toplumlar istemektedir. Dinin öngördüğü bu ve benzeri  tedbirleri patavatsız hatta art niyet mahsulü olarak değerlendirenlerin ve çağdaşlığa tutarsız bulanların ne cins rezaletleri ve  öldürücü cinsel hastalıkları paylaştıkları ortadadır.

Hadislerden Öğrendiklerimiz

1. Birden bir haramı bakmak, gözü ondan hemen çevirmek şartıyla, mesuliyet doğurmamaktadır.

2. Nâmahrem kadınlara bakmak yasaktır.

3. Erkek erkeğin, kadın kadının avret mahalline bakamaz. Karşısında cinsler arasında ise bu yasak ilk kez geçerlidir.

4. Bir örtü aşağıda erkek erkekle, bayan kadınla çıplak olarak yatamaz.

5. Karı-koca birbirinin avret mahalline bakabilir.

6. Âmâ erkekler yanında Müslüman hanımların örtünmesi gerekmez.

7. Harama götüren şeyler de haramdır.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/sehvetle-bakmak-ile-ilgili-ayet-ve-hadisler.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.