İnsan Suresi 8. ayeti ne anlatıyor? İnsan Suresi 8. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

İnsan Suresi 8. Ayetinin Arapçası:

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪ينًا وَيَت۪يمًا وَاَس۪يرًا

İnsan Suresi 8. Ayetinin Meali (Anlamı):

Kendi canları çekmesine rağmen yiyeceklerini yoksula, yetîme ve esire can atarak yedirirler.

İnsan Suresi 8. Ayetinin Tefsiri:

5. âyette yer alan اَلْاَبْرَارُ (ebrâr), bütün mânasıyla iyilik sahibi, itaat eden, iyi halk demektir. Bunlar, Allah’a inanan, O’na hakkiyle kulluk eden, Allah’ın farzlarını ve emirlerini yerine getiren ve yasakladığı şeylerden de uzakta duran kimselerdir. Kötülüğe razı olmazlar, karıncayı bile incitmezler. “Ebrâr” isminin kullanılmasıyla, “şükür”den maksadın amel ederek şükretme olup bunun ama iyilik, hayır, ihsan ve içten sözlülükle yerine getirileceğine uyarı çekilir. (bk. Bakara 2/177; Âl-i İmrân  3/92) Allah katında övgüye değerinde olduklarına muhabere edilmek üzere de, onlardan عِبَادُ اللّٰهِ  (‘ibâdullâh) yani “Allah’ın has kulları” olarak bahsedilir.

O bahtı açık insanların sahip oldukları elbette fazla güzel vasıflar vardır. Burada hatırlatılanlar şunlardır:

Birincisi; adaklarını yerine getirirler. Adak, insanın yerine getirmeyi va‘dettiği her türlü iştir. Dinde ise “dinen mükellef tutulmadığı halde kişinin kendi vaadiyle üzerine vacip kıldığı ibâdet ve iyilik” demektir. Dolayısıyla bu iyi ırk, keza Allah’ın kendilerine farz kıldığı namaz, oruç, zekât, hac gibi vecîbeleri yerine getirirler, ayrıca de buna ilaveten kendiliklerinden Allah rızâsı için adadıkları ibâdetleri yapar, sözlerini tutar, ahitlerini ifa ederler.

İkincisi; şerri, yıkımı, kötülük ve felâketi uçan, uçuşan, yangın gibi her tarafa yayılan, asık suratlı, çatık kaşlı, insanların suratını ekşiten dehşetli kıyâmet gününden korkarlar. Sahiden onlara etki eden ve vazifelerini harfiyen yapmaya sevk eden âmil de bu korkudur. Allah huzurunda verecekleri uhrevî hesap ve canice endişesidir.

Üçüncüsü; canları çektiği halde yemeği fakîre, yetime ve esire yâni muhtaç olan kimselere ikram ederler. Bunu yüksünerek veya kerhen değil, severek yaparlar. Gözden çıkardıklarını değil, sevdikleri, beğendikleri ve faydalanabilecekleri nimetleri muhtaçlarla paylaşırlar. Bunu sırf Allah rızâsı için yaparlar. Hem ikramda bulundukları kimselerden ne bir maddi karşılık, ne de teşekkür beklerler. Çünkü en erdemli iyilik, somut manevî hiçbir karşılık beklemeden sırf Allah rızâsı için yapılan iyiliktir.

Bu sebepledir ancak; Hz. Âişe bir yoksula destek ettiği süre, yoksulun hayır duasına karşılık benzer dua ile mukâbelede bulunurdu. Kendisine:

“–Ayrıca mülk veriyorsun keza de dua ediyorsun, bu nasıl oluyor?” diye sorulduğunda şu cevâbı verirdi:

“–Onun yaptığı duanın, benim sadakamın karşılığı olmasından korkuyorum. Bana yaptığı duanın aynısını ona yapıyorum ancak, sadakam hâlis olsun, bu nedenle infâkımın mükâfâtını Yalnızca Allah’tan beklemiş olayım.”1

Nitekim Hz. Ali ve Hz. Fatıma hakkında rivayet edilen şu hâdise ne kadar ibretlidir:

Hz. Hasan ve Hüseyin çocukken bir hastalığa yakalandılar. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma üç gün oruç tutmayı adadılar. Birinci gün iftarlarını açacakları süre bir yoksul geldi:

“–Allah rızâsı için gıda bir şeyler!..” dedi.

Sofralarındaki yiyeceklerini verdiler. Suyla iftar edip ikinci gün oruca amaç ettiler. İkinci gün iftar zamanında, bir yetim kapıyı çaldı.

“–Allah için bir lokma!” deyince, tekrar sofradaki yiyeceklerini ona verdiler.

Kendileri suyla iftar edip, ertesi günkü oruca gaye ettiler.

Üçüncü gün aynı saatlerde bir köle gelerek gıda istedi. Tekrar sofralarındaki lokmalarını ona ikrâm ettiler ve tekrar suyla iftar ettiler. Bunun üzerine bu âyetler nâzil oldu. (bk. Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 470; Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 191-192)

Bu âyetlerde üç husus dikkatimizi çekmektedir:

  Allah’ın mahlûkatına acınacak şey ve şefkat nazarıyla bakabilmek; yetimin, fakirin ve esirin gönlüne girebilmektir.

Resûlullah (s.a.s.)’in şöyle ikaz etmektedir:

“Enerjik ve kuvvetliyken, sıhhatin yerindeyken, cimriliğin üstünde ve fakir düşmekten endişe etmekteyken, daha zengin olmayı düşlerken verdiğin sadakanın sevabı daha çoktur. Bu işi can boğaza gelip de «falana şu dek, filana bu değin» diye vasiyete bırakma. Zâten o mülk bundan böyle mirasçılardan şunun ya da bunun olmuştur.” (Buhârî, Zekât 11; Müslim, Zekât 92)

Bu hususta Ebûbekir Verrâk (r.h.) şöyle der: “Malını muhtaçlara vermeyen, cenneti ümit etmesin! Fakiri sevmeyen de Peygamber Efendimizi sevdiğini iddia etmesin. İkisi de yalancıdır!”

  Yapılacak iyilikleri Allah rızâsı için yapabilmektir.

  Bir mü’min kalbinin, Allah korkusu ve hesap endişesiyle batmış olması hâlidir.

Şu Anda gelelim bu bahtiyar kullara va’dedilen büyük nimet ve ihsanlara:

        Onlar içine kâfûr katılmış, ayyaş etmeyen, abuk subuk sözler söyletmeyen, yalnızca tutku ve neş’e veren son derece berrak bir içecek içerler. (bk. Vâkıa 56/19; Saffât 37/46-47)

اَلْكَافُورُ (kâfur), beyaz ve güzel bir renkte, güzel kokulu, serin, kötü kokuya karşısında tesirli ve natürel olarak kalbi kuvvetlendiren Araplarca ünlü bir şeydir. Dolayısıyla cennet kâsesinin bu tabiatta olması onun temizliğini, hoşluğunu, berraklığını ve güzelliğini açıklama eder. “Kâfur”un, dünyada meçhul öbür bir içecek ya da içecek katkısı olduğu da belirtilir. Nitekim İbn Abbas (r.a.), bunun cennette bir pınarın adı olduğunu söyler. Ona عَيْنُ الَكَافُورِ (‘aynü’l-kâfûr) yani “kâfûr pınarı” denilir. (bk. Kurtubî, el-Câmi‘, XIX, 125) Buna tarafından bahsedilen iyi şahısların, o çizgili kadehten kâfur denilen bu çeşmenin suyunu ya da içine o çeşmeden katılan bir cennet içeceğini içecekleri anlaşılabilir. Dolayısıyla o kâfûr cennette bir çeşme, bir kaynak, bir pınardır. Pek bir iki bardak almakla tükenecek gibi değil, akıp dışarı giden bir kaynaktır, bir pınardır. Allah’ın cennetle şereflenen kulları ayrıca o kaynaktan içerler, hem de onu diledikleri yerlere kolay basit akıtırlar.

        Cenâb-ı Hak, bu ihlâs ve hizmetlerine mukâbil onları, fazla korktukları o belâlı günden korur, yüzlerine parlaklık ve gönüllerine sürûr ihsan eder. Kötülükten kaçınmaya, iyilikleri yapmaya sabrettikleri için onları cennete koyar ve onlara ipekli elbiseler giydirir.

O hoş kullar için hazır diğer nimetler şöyle:


1 Necati Yeniel-Hüseyin Kayapınar, Sünen-i Ebû Dâvûd Çeviri ve Şerhi, İstanbul, 1988, VI, 304.

İnsan Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

İnsan Suresi 8. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/insan-suresi-8-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html