Necm Suresi 38. ayeti ne anlatıyor? Necm Suresi 38. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Necm Suresi 38. Ayetinin Arapçası:

اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ

Necm Suresi 38. Ayetinin Meali (Anlamı):

Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez ve onunla yargılanmaz.

Necm Suresi 38. Ayetinin Tefsiri:

Kur’ân-ı Kerîm, yer yer önceki peygamberlere indirilen kitaplara ve sahifelere atıfta bulunarak oralardaki hikmetli öğütleri ve yardımcı bilgileri nakleder. Burada da Hz. Mûsâ’nın sahifelerine yani Tevrat’a ve Hz. İbrâhim’in sahifelerine atıfta bulunarak şu hikmetli kaideleri haber vermektedir:

Birincisi; herkes yaptıklarından mesuldür. Bir şahsın yaptıklarından oysa kendisi sorumludur. Hiç kimse, bir başkasının cezasını çekmeyi kabullenemez. Çünkü onun bu tavrı, belli başlı suçlunun cezasının hafifleştirilmesini sağlamayacağı gibi, bunun belli başlı suçluya bir yararı da olmayacaktır.

İkincisi; her şahıs, yaptığının karşılığını görecektir. Başkasının yaptığı amellere, kimse müşterek olamaz, ancak yapılan amele iştirak edilmişse, mükâfata da iştirak edilebilir. Hiç kimse, yapmadığı amelin karşılığını alamaz. Fakat burada şu ince nokta dikkatten uzak tutulmamalıdır:

İnsana lüzum dünyada lüzum âhirette kazancından diğer vehbî olarak Allah tarafından verilen nice rahmet ve ilâhî lutufların bulunduğunda katiyen kesin olmama yoktur. Keza yardımlaşmanın emrolunduğu, dünya ve âhirette de avantaj sağladığı bilinmektedir. Ancak uyarı edilince görülecektir oysa, Peygamberlerin şefaatı, meleklerin istiğfârı, dirilerin ölüler için dua ve sadakaları gibi insanın kendi amelinden olmamakla beraber onun için yararlı olduğu aşina karşılıksız işler ve tüm bunların ona fayda sağlaması, insanın kendi ameli olan imana ve dine bağlılığına dayanır. İman olmayınca hiçbir şeyin faydası olamayacağı için, bunlarda da yardımsever olan yeniden kendi gayret ve amelidir. Kur’ân-ı Kerîm’de tüm mü’minler için yapılması öğüt edilen dua ve istiğfarları, yine Resûlullah (s.a.s.)’in hadislerinde beyân edildiği şekilde, ölmüş olan kimselerin amel defterlerine kaydedilecek sevapları; onlara bağışlanan hac, kurban, sadaka, sıla-ı rahim gibi amelleri bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Böyle olunca âyetler ve hadisler arasında bütün bir uyumun olduğu görülecektir.

Kur’ân-ı Ke­rîm’de Rab­bi­miz, biz­den ön­ce âhi­re­te in­ti­kâl et­miş mü’­min kar­deş­le­ri­miz için şöy­le dua et­me­mi­zi nasihat eder:

“Rabbimiz bizi ve bizden önce geçmiş olan mü’min kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman edenlere aleyhinde hiçbir kin ve fena duygu vazgeçme! Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr 59/10)

Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur:

“İn­san öl­dü­ğü za­man bü­tün amel­le­ri ke­si­lir. Lahza­cak şu üç şey bun­dan müs­tes­nâ­dır: Sa­da­ka-i câ­ri­ye, istifade edi­len ilim ve ken­di­si­ne dua eden ha­yır­lı konut­lât.” (Müs­lim, Va­sıy­yet 14)

Efendimiz (s.a.s.) buyurur:

 “Öldükten sonra kulun derecesi yükseltilir. Kul:

«− Rabbim! Bu sevap nereden geldi?» diye sorar. Cenâb-ı Yargı ona:

«−Arkanda bıraktığın uğurlu ve sâlih evlâdın senin için istiğfarda bulundu, dua etti» buyurur.” (İbn Mâce, Edeb 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 509)

Sa‘d bin Ubâ­de (r.a.), ya­nın­da bu­lun­ma­dığı bir esnâda lahza­ne­sinin ve­fât et­tiğini, onun adı­na sa­da­ka ver­diği takdirde ken­di­si­ne bir fay­da­sı olup olmayacağını sormuştu. Allah Resûlü (s.a.s.) “Evet” bu­yu­run­ca, sahip olduğu mey­ve bah­çesini lahza­nesi adı­na ta­sad­duk etmişti. (Bu­hâ­rî, Ve­sâ­yâ 15)

Abdurrahman b. Ebî Amra’nın anlattığına göre annesi, bir esir âzâd etmek istemişti. Ama bunu sabaha ertelemiş ve sabaha çıkamadan da vefât etmişti. Abdurrahman, Kâsım b. Muhammed’e:

“–Ben annem için bir esir âzâd etsem, acaba anneme bir faydası olur mu, sevabı ona ulaşır mı?” diye sorunca, o da şu cevâbı vermiştir:

“–Sa‘d b. Ubâde, Resûlullah (s.a.s.)’e gelip:

«–Annem vefât etti, ben onun namına bir esir âzâd etsem ona faydası olur mu?» diye sormuştu. Allah Resûlü de: «Evet!» buyurdu.” (Muvatta, Itk 13)

İbn Abbas (r.a.) şöyle anlatıyor: Bir kimse Resûlullah (s.a.s.)’e gelerek:

“–Yâ Resûlallah! Annem vefât etti, üzerinde de bir aylık oruç borcu var, onun adına borcunu ödeyeyim mi?” dedi. Resûlullah (s.a.s.):

“–Annenin üzerinde mülk borcu olsaydı onun adına ödeyivermez miydin?” diye sordu.

“–Evet, öderdim!” deyince de, Efendimiz:

“–Allah’a olan borç, ödenmeye daha lâyıktır!” buyurdu. (Müslim, Sıyâm 155)

Bütün bu ha­dîs-i şe­rîf­ler, vefât et­miş mü’min­le­rin, sağ­lık­la­rın­da yap­tık­la­rı ve ve­fat­la­rın­dan son­ra da devam et­mek­te olan hay­ırlarından fay­da gö­re­cek­le­ri­ni, ay­rı­ca ha­yat­ta olan ya­kın­la­rı­nın ve mü’min kar­deş­le­ri­nin dua ve in­fak­la­rın­dan istifade edecek­le­ri­ni bildirerek on­la­rı bu ha­yır­la­ra teş­vik et­mek­te­dir. Yalnız bütün bunlar, az önce de belirttiğimiz gibi, ama iman ve dine bağlılıkla bir üstünlük vereceği için gerçi kişinin kendi kazancı cümlesinden sayılır.

Üçüncüsü; insanın tüm amelleri, emek ve gayretleri kıyamet günü defterinde görülecek ve mizanına konulacaktır. Çalışmaları boşuna gitmeyecektir. Ama yaptıklarının meyvesini dünyada derhal bakmak için acele etmemelidir. Nitekim âyet-i kerîmede: “Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ama kıyamet günü tastamam verilecektir” (Âl-i İmrân 3/185) buyrulur.

Anlaşılan o fakat, insanın geleceği, dünyadaki çalışmalarının belirlediği bir sonuç olacaktır. Sonuçta herkes zorunlu olarak Rabbinin huzuruna varıp hayatının hesabını verecektir.

O zor ve kudret sahibi Rab fakat:

Necm Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Necm Suresi 38. ayetinin meal karşılaştırması ve öteki ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/necm-suresi-38-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html