Peygamberimize Yakınlık Hangi Sırra Bağlıdır?
banner121

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri yakınlık derecesini kaça ayırıyor? İnsanlar içinden Peygamberimize en yakın olanlar kimlerdir? Peygamberimize (s.a.v.) yakınlığın emrindeki olduğu sır nedir?

Hüdâyî Hazretleri buyurur:

“Karâbet/yakınlık; «tıyniyye» ve «dîniyye» olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci yakınlık, nesep ile (zürriyet aracılığıyla) olandır. İkinci yakın olma da ruhların aynı cinsten olmaları, huyların benzeşmesi ve sâlih ameller münâsebetiyle olur.

Bundan dolayı, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ʼin yoluna hidâyet üzere tâbî olan sülûk ehli, Ehl-i Beyt ve yakın akraba cümlesindendir.”

Peygamberimize (s.a.v.) Yakınlığın Tabi Olduğu Giz

[Peygamber Efendimiz’e yakınlık -tıpkı Allah katında menfaat hususunda olduğu gibi- sadece “takvâ” sırrına bağlıdır. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“İnsanlardan bana en yakın olanlar, kim ve nerede olurlarsa olsunlar, Allâh’a karşısında takvâ sahibi olan müttakîlerdir.” buyurmuştur. (Ahmed, V, 235; Heysemî, IX, 22)

Öteki bir hadîs-i şerîflerinde de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- :

“Uyarı edin, benim dostlarım babamın âilesi değildir. Benim ana dostlarım, Allah Teâlâ ve sâlih mü’minlerdir.” buyurmuşlardır. (Müslim, Îmân, 366; Buhârî, Edeb, 14)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ehl-i Beyt’ini her fırsatta kulluk vazifelerini îfâ etmeye ve sâlih amellerde bulunmaya teşvik etmiştir. Son anlarını yaşarken bile şu îkazda bulunmuştur:

“Ey Rasûlullah Muhammed’in kızı Fâtıma! Ey (halam) Safiyye! Allah katında makbûl ameller işleyiniz! (Sâlih amelleriniz yoksa, bana güvenmeyiniz.) Çünkü ben (kulluk yapmadığınız takdirde) sizi Allâh’ın azâbından kurtaramam!” (İbn-i Sa‘d, II, 256; Buhârî, Menâkıb, 13-14)

Ashâb-ı kirâmın da en büyük arzusu, Allah Rasûlü ile bu dünyada nasîb olan beraberliği, âhirette de devam ettirebilmekti. Bunun için Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbına şu ölçüyü bildirdi:

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Enes -radıyallâhu anh- der ancak:

“İslâm’a girmekten başka hiçbir şey bizi, Allâh’ın Nebîsi’nin;

«Kesin ama sen, sevdiğinle berabersin.» sözü değin sevindirmemiştir.” (Müslim, Birr, 163)

Ebû Kurâd es-Selemî -radıyallâhu anh- anlatıyor:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanındaydık. O (abdest almak için) pak su istedi ve elini suya daldırdı. Sonra abdest aldı. Biz onun abdest suyunu elde etmeye çalıştık, (abdest suyundan) yudumladık. Bunun üstüne Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–Sizi bunu yapmaya sevk eden şey nedir?» diye sordu. Biz de:

«–Allah ve Rasûlʼünün sevgisi.» dedik.

Bunun üstüne Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

«–Eğer Allah ve Rasûl’ünün de sizi sevmesini istiyorsanız; size bir şey itimat edildiğinde ona riâyet edin, konuştuğunuz zaman doğru söyleyin ve komşularınızla iyi geçinin.»” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, VI, 320)

Çağrıda Bulunmak ki “Ben Allâh’ı ve Rasûl’ünü seviyorum.” demekle meslek bitmiyor. Bu sevginin; hâl ve davranışlarımıza, Allah yolundaki gayretlerimize, ibadet, ahlâk ve muâmelâtımıza, özellikle evimize, işimize, çocuklarımızı terbiye edişimize, toplumdaki tercihlerimize, velhâsıl hayatımızın her safhasına aksetmesi gerekir.

Nitekim Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle buyurur:

“Ey halk! «Kişi sevdiği ile beraberdir.» hadîsini hatalı anlamayın! (Gücünüz nisbetinde) sâlihlerin amelini işlemedikçe sâlihlerden olamazsınız. Zira yahudî ve hristiyanlar da, kendilerince peygamberlerini severler, fakat onlar ile değildirler.” (İhyâ, c. II, s. 402)

Dolayısıyla; “Kişi, (âhirette) sevdiğiyle beraberdir.” hadîs-i şerîfini; “Bu birliktelik için sadece sevgi yeter!” şeklinde anlamak, eksik ve yanlış bir anlayıştır. Âhirette Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile beraber almak isteyen;

İbadet hayatında, ihlâs ve takvâda O’nunla beraber olmaya çaba göstermeli. Acınacak Şey ve cömertlikte, infak ve îsarda O’nunla beraber olma azmi içinde bulunmalı. Allah yolundaki hizmetlerde, tebliğde ve özellikle Kurʼân eğitimine revaç vermekte, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in heyecan ve gayretinden nasîb almalı. O’nun güzel ahlâkından hisseyâb olmalı…

Eğer bu gayretler yahut, sevgi sözleri, içi manâsız ve kuru bir iddiâdan öteye geçemez. Çünkü gerçekte seven bir kimse; sevdiğine özenir, ona benzemeye çalışır.

Bizler de Efendimiz’in ahlâkından nasîb alabilirsek, O’nun gibi, ümmetin derdiyle dertlenebilirsek, Rabbimiz’in izniyle Velâdet Kandiliʼni senenin her gününe yaygınlaştırmış oluruz. Yeniden o vakit;

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) müjdesinin muhtevasına girebilen bahtiyar kullardan oluruz -inşâallah-.

Cenâb-ı Hak, Habîb-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin gönül dokusundan hisseler alabilmeyi, Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri gibi vâris-i enbiyâ olan Adalet dostlarının feyz ve rûhâniyetlerinden müstefîd olabilmeyi, cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Âmîn!..

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2021 – Ekim, Sayı: 428

TAKVA NEDİR

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/peygamberimize-yakinlik-hangi-sirra-baglidir.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.