Şems Suresi 8. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri
banner121

Şems Suresi 8. ayeti ne anlatıyor? Şems Suresi 8. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Şems Suresi 8. Ayetinin Arapçası:

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ

Şems Suresi 8. Ayetinin Meali (Anlamı):

Ona kötü ve iyi olma kâbiliyetini ilham edene ama:

Şems Suresi 8. Ayetinin Tefsiri:

Cenâb-ı Yargı, bu âyet-i kerîmelerde defalarca tam on bir kere yemin etmektedir:

1. Güneşe,

2. Onun aydınlığına,

3. Güneşi izleyip edip, onun batmasından sonra geceleyin ortaya meydana çıkan avuç içi,

4. Güneşi tüm berraklığı ile ortaya çıkaran gündüze,

5. Güneşi karanlığı ile örten ve onun görünmesini engelleyen geceye,

6. Göğe,

7. Onu böylece yüksek bir kubbe hâlinde ve eşsiz bir nizam içinde binâ eden Allah’a,

8. Yeryüzüne,

9. Onu canlıların yaşaması için yayıp döşeyen Allah’a,

10. Nefse,

11. Onu en hoş şekilde biçimlendirip aranjör, ona fücûr ve takvâsını ilham eden Allah’a!

  Bu on bir yeminin ardından üstelik mânayı daha fazla kuvvetlendirmesi için “kesinlikle, mutlaka” mânasında قد (kad) edatını kullanmakta ve ama bu dinç te’kîd ve te’yîdlerden daha sonra nefsini arındırıp temizleyen kimsenin, mutlaka kurtuluşa ereceğini; tersine onu günah ve mâsiyetlerle kirleten kimsenin ise belirlenmiş hüsrâna uğrayacağını beyân etmektedir. Câlib-i dikkattir oysa, Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak, nefs tezkiyesinden başka hiçbir hususta, bu şekilde defalarca on bir defa yemin etmemektedir. Bu gerçek, insanın kurtuluşu için nefs tezkiyesinin ne kadar mühim ve zarûrî olduğunu ifadeye kâfîdir.

Cenâb-ı Hakk’ın yemin etmesi, üzerine yemin edilen varlıkların kıymet ve şereflerini bildirmekle beraber, fiilen o yeminden sonra açıklama edilen ilâhî beyânın, azamet ve ehemmiyetini kullanmak içindir. Bu âyetlerdeki yeminlerde de durum böyledir. Bu yeminlerle bir taraftan, bu varlıkları yaratan Allah’ın ölümsüz kudretine uyarı çekilirken, bir taraftan da yeminlerin cevabı olarak gelen insan gerçeğine, nefsin hakikatine ve ebedî kurtuluş için onu tezkiye etmenin ehemmiyetine nazar-ı dikkatler celbedilir.

Diğer taraftan üstüne ant edilen hususlar ile nefsin mâhiyeti aralarında da adaleli bir irtibat vardır. Şöyle ki:

Kur’ân-ı Kerîm, gerçekleri zihinlere ayrıntılarıyla yerini belirlemek için konuları çoğu kez zıtlarıyla izah eder. Burada da daha fazla zıtlar üzerinde durulur. Alamet ve neticelerinin benzer olmadığı, birbirinin daima diğerinin tersi olduğu belirtilir. Bu açıdan bakıldığında:

    Güneş ve ay birbirinin zıddı sayılabilir. Çünkü güneş çok parlak, aynı zamanda sıcaktır. Buna rağmen ayın kendisi parlak değildir. Güneş varken, aslında o da gökte olmasına karşın ay görünmez. Oysa güneş battıktan sonra ortaya çıkar. Ama, güneş gibi, geceyi gündüze çevirecek değin aydınlığı yoktur. Ayrıca onun parlaklığında, güneşin ısısıyla meydana gelen şeyleri oluşturacak kadar sıcaklık da yoktur. bununla birlikte ayın kendine has bir takım özellikleri de güneşte yoktur.

    Gündüz ile gece de birbirinin zıddıdır. İkisinin tesir ve sonuçları kesinlikle benzer değildir.

    Gök ile yer de birbirinin zıddıdır. Rabbimiz göğü yükseğe asmış, yeryüzünü ise semâ tavanı aşağı yatak gibi döşemiştir. İkisi de kâinatın nizamına hizmet etmektedir. Oysa ikisinin etki ve neticeleri gök ile yer değin farklıdır.

İşte birbirine ters bu deliller serdedildikten sonradan insanın nefsine muhabere edilir. Cenâb-ı Hakk’ın, birbirine ters olan fücûr ve takvâyı, kötülük ve iyiliği iki ters temâyül olarak onun benliğine yerleştirdiği haber verilir. Bunlar güneş ve ay, gündüz ve gece, gök ve yer gibi biri diğerine zıt iki özelliktir. Çünkü birisi fücurdur ve fena bir şeydir; öbürü ise takvâdır ve iyi bir şeydir. Güneş ve ay, gece ve gündüz, gök ve yeryüzü nasıl benzer şey değilse, onların tesir ve neticeleri nasıl birbirinden bambaşka ise, fücur ve takvâ da birbirine zıttır. Etki ve sonuçları şüphesiz öbür olacaktır. Fücur, Allah Teâlâ’nın fücur diye haber verdiği şeydir. Takvâ da O’nun kabul buyurduğu takvâdır. Allah’ın indinde bu iki şeyin neticesi de ayrıdır. Buna göre insan bu dünyada iyilikle kötülüğü aynı görmemelidir. Allah’ın iyi dediğini iyi tanıyıp onun peşinden gitmeli; kötü dediğini kötü tanıyıp ondan da uzaklaşmalıdır. Çünkü Allah iyiliğin peşinden gidenlere mükâfat verecek, kötülüğün peşinden gidenleri ise cezalandıracaktır. On bir yeminin gerisinde bu gerçeği söylemek üzere buyruluyor ki:

Şems Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Şems Suresi 8. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/sems-suresi-8-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.