Yöneticiliğe Talip Olmamak İle İlgili Hadisler
banner121

Hadisi şeriflerde idare için neler tavsiye ediliyor? Yöneticiliğe talip olmanın mesuliyeti nedir? İlgili ayet ve hadisler...

Görev kendisine düşmedikçe tahsis istememek ve yöneticilikten uzaktan durmaya kastetmek ile ilgili ayet ve hadisler…

AYET

 “İşte âhiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuk yapmayı istemeyenlere nasib ederiz. Sonunda kazançlı çıkanlar, fenalıktan sakınanlardır.” (Kasas sûresi (28), 83)

Âyet-i kerîmede sözü edilen âhiret yurdu, Allah Teâlâ’nın mü’min kullarına ikram edeceği cennettir. Cenneti kazanabilmek için yeryüzünde böbürlenmemek, hakkı olmayan bir şeye göz koymamak, yapamayacağı işlere tâlip olmamak ve sonuç itibariyle bozgunculuk yapmamak şarttır.

Öteki bir ifadeyle Allah’ın âlemlerin rabbi olduğunu göğsünü gere gere söylemekten ve ona bütün kalbiyle iman etmekten kaçmamak, Cenâb-ı Hakk’a katiyen kafa tutmamak, soylu davranış taslamamak, kendisine verdiği malı ve kabiliyetleri kötü yolda kullanmamak, lâyık olmadığı bir işe tâyin edilmek için uğraş harcamamak gerekmektedir.

Ömer İbni Abdülazîz’in vefât edeceği zamana dek daima okuyup durduğu bu âyet, Allah’a boyun eğmenin, ona teslim olmanın, onun verdiğine kanaat etmenin ve yargı etmediğini istememenin önemini ortaya koymaktadır.

HADİSLER

Ebû Saîd Abdurrahman İbni Semüre radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

“Abdurrahman İbni Semüre! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu tahsis sen isteksiz olarak verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan destek göremezsin.

“üstelik bir şeye yemin ettikten sonradan diğer bir davranışı daha şanslı görürsen, bahtı açık olanı işleyip yeminin için keffâret öde!”

Buhârî, Ahkâm 5, 6, Eymân 1, Keffârât 10; Müslim, Eymân 19, İmâre 13. Keza bk. Ebû Dâvûd, İmâre 2; Tirmizî, Nüzûr 5; Nesâî, Âdâbü’l-kudât 5

Abdurrahman İbni Semüre Kimdir?

Kureyş kabilesinden olup adı Abdükülâl idi. Mekke’nin fethi esnasında müslüman olunca, Hz. Peygamber ona Abdurrahman adını verdi. daha sonra Mûte Savaşı’na ve Tebük Gazvesi’ne katıldı.

Hz. Osman devrine değin hiçbir idârî devir almadı. Irak’ın fethinde bulundu ve bilhassa Horasan cephesinde savaştı. Cemel Vak’ası’ndan sonradan Hz. Muâviye’nin yanına yer aldı. Sîstan valiliğine atama edildi. Birçok şehrin İslâm hâkimiyetine girmesinde manâlı hizmetleri oldu. Afganistan’ın başşehri Kâbil’i bir ay kuşattıktan daha sonra ele geçiren de odur.

Son derece gözü kara ve mütevâzi bir kumandandı. Peygamber Efendimiz’den on dört hadis rivayet etti. Kendisinden de Abdullah İbni Abbâs, Saîd İbni Müseyyeb, Muhammed İbni Sîrîn ve Hasan-ı Basrî gibi sahâbî ve tâbiîlerin hadis rivayet ettiği Abdurrahman İbni Semüre 50 (670) yılında Basra’da vefat etti.

Allah ondan razı olsun.

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Hadîs-i şerîfte sözü edilen yöneticilik, valilik, kaymakamlık gibi devleti temsilcilik etme görevidir. Peygamber Efendimiz devletin gücünü kudretini temsilcilik edecek kişilerin bu göreve lâyık, şahsiyetli, bilgili ve işinin ehli kimseler olması gerektiğine muhabere buyurmakta, makam ve mevki heveslisi değersiz ve şahsiyetsiz kimselerin böyle kayda değer mevkilere getirilmemesi icap ettiğini hatırlatmaktadır. Zira koltuk sevdasına kapılmış olan menfaatçiler, o makamlardan hesapsız çıkarlar elde etmeyi umdukları  için, araya hatırlı kimseler koyarak, hatta gerekirse büyük rüşvetler vererek göz diktikleri mevkileri almak isterler.

Peygamber Efendimiz Abdurrahman İbni Semüre’ye valilik, kaymakamlık gibi yöneticiliğe tâlip olmamayı nasihat etmekte, herkesin bu görevleri başaramayacağını hatırlatmaktadır. Belki bir kimse böyle manâlı görevlere lâyık ise ve bu hizmet devleti yönetenler kadar kendisine teklif ediliyorsa, görevi kabul edip devletine hizmet etmelidir. Kendisi tâlip olmadığı halde lâyık görülerek iş başına getirilen kimse, Peygamber Efendimiz’in belirttiğine göre, Cenâb-ı Hakk’ın yardımını görür ve işinde başarılı olur. Şahsî arzusu ve hırsı nedeniyle bir görevi kendisi isteyip yönetici olan kimseler ise Allah Teâlâ kadar desteklenmezler. Onlar karşılaştıkları meseleleri şahsî yetenekleri ile halletmek zorunda kalırlar.

İdarecilik görevine ehil olsa bile, bir kimsenin içindeki ihtirası dışarı vurarak bu görevi istemesini Peygamber Efendimiz doğru bulmamış, 681 numaralı hadiste görüleceği üzere, böyle kimselere devir vermemiştir. İnsanın geçimini tedarik etmek için yöneticilerden yapabileceği bir meslek istemesi, şüphesiz bu yasağın açık havada kalır.

Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem Efendimiz’in verdiği ikinci öğüt, bir şeyi yapmayacağım veya yapacağım diye yemin eden, lakin sonradan düşündüğünün aksini yapmanın daha hayırlı olduğunu görebilen kimsenin, ant ettim bir kere diyerek yanlışta ısrar etmemesidir. Zira hatada ısrar etmek ikinci bir hatadır. aklı başında olan kimse hatalı yolu bırakır, doğru olanı yapar. Zira hatanın neresinden dönülse kârdır.

Dinimiz yeminden dönmenin çaresini göstermiş, yolunu yordamını öğretmiştir. Hadîs-i şerîfte hatırlatıldığı şekilde kasten ve seve seve ya da istemeye istemeye yeminini bozan kimse, yemin kefâreti tahsis etmek suretiyle hatasını bağışlatabilir.

Yeminden dönme konusu 73. hadiste geçmiş olup hem 1718-1721. hadislerde ele alınacaktır.

Yeminini bozan kimse bunun cezasını zenginlik durumuna tarafından öder. Yemin bozmanın cezası sırasıyla köle âzad etmek, değilse on fakire bir günlük yiyeceklerini tahsis etmek yahut onları giydirmektir. Bunlara gücü yetmeyen kimse ise birbiri peşine üç gün oruç tutacaktır.

Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler Nelerdir?
Devlet başkanından manâlı görevlere kendisini tayin etmesini isteyenler genel olarak o görevi kötüye kullanacak kimseler olduğundan, Peygamber Efendimiz memuriyet istemeyi içten bulmamıştır. Kendisi açlık etmeden bir göreve getirilmek istenen kimse öneri edilen görevi kabul etmelidir. Zira böyle kimselerin bir ihtirası bulunmayacağı için Allah Teâlâ onlara yardım edip başarılı kılar. Bir göreve kendi arzusuyla tayin edilen kimse, problemlerini kendi kabiliyetiyle çözmek zorundadır. Zira böylece ihtiras sahiplerine Allah yardım etmez. Öfkeye kapılarak bir işi mutlaka yapacağım ya da asla yapmayacağım diye ant eden kimse, öfkesi geçince aklını başına alıp düşünmeli, gerekiyorsa yeminini bozup cezasını ödeyerek dürüst ve hayırlı olanı yapmalıdır.

 

Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine tarafından Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ebû Zer! Senin doğrusu zayıf olduğunu görüyorum. Kendim için ne istiyorsam senin için de onu isterim. İki kişiye bile olsa sakın başkan olma! Yetim malına da yöneticilik yapma!” (Müslim, İmâre 17. Hem bk. Ebû Dâvûd, Vesâyâ 4; Nesâî, Vesâyâ 10)

Yeniden Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi:

- Yâ Resûlallah! Beni vali tahsis etmez misin? demiştim.

Eliyle omuzuma vurarak şöyle buyurdu:

- “Ebû Zer! Sen zayıf bir adamsın. İstediğin görev ise bir emanettir. Bu emaneti ehil olarak bölge ve üstüne düşeni yapanlar müstesna, gerçekten bu devir kıyamet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.” (Müslim, İmâret 16)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den söylenti edildiğine tarafından Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Siz memuriyet alma konusunda öyle istekli davranacaksınız. Halbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhârî, Ahkâm 7. Keza bk. Nesâî, Bey’at 39, Kudât 5)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Yukarıdaki üç hadiste Peygamber Efendimiz’in devlet görevine, bilhassa de yöneticiliğe hevesli olmayı  dürüst bulmadığı görülmektedir.

Hadislerden ilk ikisi, 62 numaralı hadiste tercüme-i hâlini okuduğumuz Ebû Zer el-Gıfârî radıyallahu anh ile ilgilidir. Ebû Zer el-Gıfârî’yi, fazla mütevâzî oluşu, açık kalpliliği ve içten bildiğini söylemekten çekinmeyen tabiatı nedeniyle Resûl-i Ekrem Efendimiz o kadar severdi. Bir defasında onun hakkında “Şu gök kubbenin aşağı ve yeryüzünün üstünde Ebû Zer’den daha içten sözlü kimse yoktur” buyurmuştu (Tirmizî, Menâkıb, 35; İbn Mâce, Mukaddime, 11). Ara Sıra kendisine adıyla hitap ederek nasihatlerde yer alan Peygamber Efendimiz, Ebû Zerr’e, valilik gibi kayda değer memuriyetler bir yana, iki kişiye bile başkanlık yapmamasını, dahası yetim malına velî, diğer bir ifadeyle mütevellî olmamasını öğüt etmiştir. Yöneticiliğin, altından kalkılması kuvvet ilâhî bir emanet olduğunu, onu ancak yöneticiliğe yatkın insanların başarabileceğini söylemiş, üstesinden gelemeyecekler için idareciliğin kıyamet günü bir alçaklık, vicdan azabı ve perişanlık olacağını bildirmiştir.

Burada anlaşılması baskı gibi görünen husus, kendisi tüm memurların, yöneticilerin ve valilerin üzerinde bir âmir ve bir devlet başkanı iken Peygamber aleyhisselâm’ın Ebû Zerr’e idareci olmamayı öğüt etmesidir. Resûlullah Efendimiz Ebû Zerr’in huyunu, karakterini, daha açık bir ifadeyle onun fazla zühdünü, dünyaya hiç değer vermemesini iyi biliyordu. Ona “Sen cılız bir adamsın” diye buyururken, valiliğin gerektirdiği bazı özelliklerin onda bulunmadığına göze çarpan ediyordu. Nitekim Ebû Zer hazretleri Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra, diğer sahâbîlerin aksine, zekâtı verilmiş bile olsa, ihtiyaç fazlası malın biriktirilmeyip Allah yolunda harcanması gerektiğini savunmuştur. Bu kanaatte olan birisi, yönettiği kimselerin malını, mülkünü nasıl koruyabilir? Yapacağı görevin özelliklerini taşımayan, kendilerini veya mallarını idare edeceği kişileri, gelebilecek her türlü zarardan koruyacak güçte ve liyâkatte bulunmayan kimselerin böyle baskı işlere tâlip olması, hem kendileri için hem de yöneteceği ahali için menfaat yerine zarar getirir.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Zer’e kendisini misâl olarak gösterirken, seni fazla severim, kendim için istediğimi senin için de isterim, ola ki Allah Teâlâ bana yardım edip desteklemeseydi, açıkçası ben de bu işin altından kalkamazdım. Onun için sen idare isteme, iki kişiye başkan olmayı, hatta bir yetimin malını idare etmeyi bile özlem etme, çağrıda bulunmak istemiştir.

Bir kimse, lâyık olmadığı ve üstesinden gelecek yeteneği bulunmadığı bir göreve tâlip olmadan önce, Resûlullah Efendimiz’in haber verdiği kıyamet günündeki acı sonu, rezilliği ve pişmanlığı iyi düşünmelidir. Fâni dünyanın iki günlük sultanlığı için âhiretin bitip tükenmeyen rezilliğini göze edinmek nasıl bir akıldır?

İyi ve âdil bir idarecinin kıyamet gününde Cenâb-ı Hakk’ın arşının gölgesinde barınacak yedi bahtiyardan biri olacağı da unutulmamalıdır. Üstesinden gelip gelemeyeceğini düşünmeden memuriyet alma hırsıyla yanıp tutuşan kimselerin bulunduğu bir zamanda, görevini çok iyi bir şekilde oluşturacağı bilinenlerin yöneticilikten görevinden kaçınmaları dürüst değildir. Hatta kendisine öneri edilen böyle bir görevi almak, yerine tarafından bir zarûrettir.

676 numaralı hadiste, kıymetli insanların uygunsuz isteklerini geri çevirirken, onları kırmamaya dikkatli olmak gerektiği pek hoş bir ifadeyle belirtilmiştir. Peygamber Efendimiz kendisinden görev isteyen Ebû Zerr’in, bu görevi insanlara hizmet vermek için arzu ettiğini bildiği değin, onun yapısının ve mizacının idareciliğe kullanışlı olmadığını da biliyordu. Lakin bu gönül adamını, bazılarına yaptığı gibi sert bir ifadeyle geri çeviremezdi. Ona “Kendim için ne istiyorsam senin için de onu isterim” diyerek devlet hizmeti yapamayacağını tatlı bir üslûpla hatırlattı.

Konu, önemi sebebiyle, bir sonraki bahiste baştan ele alınacaktır.

Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler Nelerdir? Devlet memurluğu isteyen kimse bu göreve tayin edilmemelidir. Yöneticilik görevi yapamayacağını haberdar olan kimse, bu işe asla tâlip olmamalıdır. Devlet memurluğuna görev edilen kimse, görevinin sorumluluğunu iyi bilmeli ve görevine katiyen ihânet etmemelidir. Devlet kademelerinden birinde tayin alan ve görevini hakkıyla yapan kimselerin mânevî mükâfatı pek büyüktür. Üstesinden gelemeyeceği bir idarecilik görevini bölge kimse, âhirette bin pişman olacaktır. Yetim malını gereği gibi korumak, son derece değerli bir hizmet ve insana büyük sevap kazandıran bir hayırdır.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları

İslam Hukukuna Kadar Yönetici ile Yönetilen İlişkisi Nasıl Olmalıdır?

Yöneticilerin uzaktan durması gereken 5 kusur

"Yöneticilerin En Kötüsü, İdaresi Altındaki İnsanlara Aleyhinde Katı ve Barbar Davrananlardır” Hadisi

Kaynak: www.islamveihsan.com URL: https://www.islamveihsan.com/yoneticilige-talip-olmamak-ile-ilgili-hadisler.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.